Kur’an’ın İnşa Etmek İstediği İnsan Tipi
Kur’an’ın bize sunduğu insan tasavvuru ne romantiktir ne de hayalci. İnsanı yüceltirken “melekleştirmez”, düşüşünü anlatırken “mahkûm etmez”. İnsanı, çağının akıntısına bırakmaz. İnsanın bir yönü vardır; Kur’an o yönü Allah’a çevirir. Ve bu yön değişince hayatın bütün düzeni değişir.
Kur’an’ın istediği insan tipini yetiştirmek zor, hatta “imkânsız” gibi görünüyorsa; sorun Kur’an’da değil, bizimde içinde bulunduğumuz insanlığın insanı nasıl biçimlendirdiğindedir. Modern! dünya insanı, çoğu zaman kendi çıkarına kurgularken, Kur’an insanı Allah rızası mihverinde kurgular.
Bu iki güç çatışınca ortaya bir gerilim çıkıyor. Günümüz Müslümanlarının iç çatışmalarının sebeplerinden birisi budur. Kur’an nasıl bir insan inşa etmek istiyor.
-
Kur’an’ın insanı: “Kul” dur. Modern dünyanın insan kimliği ise “Müşteri”
Modern çağın en baskın kimliği “vatandaş” ya da “birey” değil; çoğu zaman “Müşteri’dir”. İnsan, kendini satın aldığı şeylerle tanımlar. Zevki, itibarı, konforu, hatta değerleri bile çoğu zaman pazarda şekillenir. Bu çağda insan, tüketimle avutulur; sahip oldukları ile “kendisini var” hisseder.
Kur’an ise insanı “müşteri” olarak değil, “kul” olarak kurar. Kul demek; ezilen, silinen, yok edilen demek değildir. Kul demek; merkezini Allah’a dayayan, kendini “nefsin” keyfine teslim etmeyen insan demektir. Kul, hayatını sınırsız arzularını gerçekleştirmek için değil, sınırlı ama derin bir emanet bilincine göre yaşar.
Bu yüzden modern dünya “özgürlük” diye insanın arzularını büyütür. Kur’an ise özgürlüğü, arzulara esir olmamaktan başlatır.
-
Kur’an’ın insanı: “Şahittir”. Modern İnsan ise: “Seyirci”
Kur’an’ın inşa etmek istediği insan “şahittir”. Hakkın şahidi, zulmün karşısında şahit. Şahitlik, sadece mahkeme dili değildir; hayat duruşudur. Hakkın yanında durmak, batılın karşısında netleşmektir.
Modern insan ise çoğu zaman “seyircidir”. İnsanlığın acıları ekranlarda akıp geçer. Haber biter, gündem değişir. Vicdan, “duygu” seviyesinde kalır, “sorumluluk” seviyesine çıkamaz.
Kur’an’ın insanı ise acıyı “haber” diye izlemez; “emanet” diye yüklenir. Bu yüzden Kur’an, merhameti sadece bir duygu değil; bir hayat örgüsü yapar.
-
Kur’an’ın insanı: “Tevhit” ile kurulur. Modern insan ise: “ egoları ve putlarıyla”
Tevhit, sadece “Allah birdir” cümlesi değildir. Tevhit, hayatın merkezini tekleştirmektir. Korkunun da umudun da hedefin de sınırın da Allah’a bağlanmasıdır. Kur’an insanı her yönüyle bir merkeze (Yüce Allah’a) bağlar.
Modern çağ ise insanı bir merkeze toplamaz; parçalar. İnsan aynı anda: kariyerin kulu, görünürlüğün kulu, statünün kulu, beğenilmenin kulu, konforun kulu olur. Bunlara çağdaş putla dememiz de mümkündür. Çünkü putlar, insanı Allah’tan bağımsızlaştıran mutlak değerlerdir. Kur’an insanı putlardan kurtarır ve uzaklaştırır. Modern dünya ise putları çeşitlendirir.
Bu yüzden Kur’an’ın istediği insan, modern dünyada “aşırı” gibi görünür. Çünkü o insanın “hayır” dediği şeylerin çoğu modern dünyanın putlarıdır.
-
Kur’an’ın insanı: “Ahlakı” esas alır. Modern dünya ise “Başarıyı”
Kur’an’ın insanı için ahlak, güzel bir ek değil; varoluşun çekirdeğidir. Doğru söylemek, emaneti korumak, adaleti gözetmek, ölçüyü aşmamak…vb. Bunlar “iyi insan” süsü değil; imanımızın olmazsa olmazlarıdır.
Modern dünya ise çoğu zaman “başarıyı” merkeze alır. Başarı için bazı şeyler “esnetilebilir” hale gelir. Yalan “strateji”, kibir “özgüven”, haksızlık “rekabet”, zulme yakınlık “realite” diye sunulabilir.
Kur’an’ın inşa ettiği insan, ahlakı başarıya feda etmez.
-
Kur’an’ın insanı: Adalet” i kendi aleyhine olsa da ister. Modern insan “Tarafını” kollar.
Kur’an adalet konusunda tavizsizdir: İnsan kendine, ailesine, yakınlarına karşı bile adaletli olmalıdır. Bu, kolay değildir. Çünkü insan en çok “kendi tarafını” korumak ister.
Modern kimlikler (grup, parti, cemaat, ideoloji) çoğu zaman adaleti değil, aidiyeti büyütür. Aidiyet büyüyünce adalet küçülür: Bizden olanın kusuru görülmez, bizden olmayana merhamet azalır.
Kur’an’ın istediği insan ise “taraf” değil “hak” merkezlidir. Onun adaleti, sevdiğini kayırma, kızdığına zulmetme ile bozulmaz. İşte bu yüzden Kur’an insanı “imkânsız” gibi görünür. Çünkü modern dünya, insanı hakikatten çok kendi tarafına bağlar.
-
Kur’an’ın insanı: “Ümmet” bilincini, modern dünya ise “Yalnız Birey” ya da “etnik mensubiyeti” ön plana çıkarır.
Modern çağ iki tip insan üretir: Bir yanda yalnız birey, öte yanda etnik mensubiyeti ön plana çıkaran. İnsan ya yalnızlaşır ya da soyuna sığınır. İkisinde de hakikat zayıflar: Yalnız insan savrulur, soyuna dayanan ise karşısındakini ötekileştirir.
Kur’an ise ümmet bilinci kurar. Hakka dayalı kardeşlik, adalete dayalı dayanışma, merhamete dayalı birlik… Ümmet, farklılıkları yok eden bir birlik değil, hakta buluşturan birliktir.
Bu da modern dünyada zor görünür. Çünkü modern dünya birlik kurarken “pazar” kurar, “çıkar” kurar, “güç” kurar. Kur’an ise birliği “iman–adalet–ahlak” ekseninde kurar.
-
Peki bu insan tipi gerçekten imkânsız mı?
Hayır imkânsız değil. Ama şunu söylemek gerekir: Dünyada bu insan “kendiliğinden” oluşmaz. Çünkü modern hayatın akışı, insanı Kur’an’ın istediği yöne değil; çoğu zaman ters yöne taşır. Bu yüzden Kur’an’ın inşa ettiği insan, bilinçli bir inşa ister. Bunun için;
Vahiy ile ilişki: Kur’an’ı sadece okunacak metin değil, yön verecek rehber yapmak
Nefs terbiyesi: Arzuyu yönetmek, tüketimi azaltmak, gösterişi kırmak
Sahih örneklik: Peygamberin Mekke’deki direniş ahlakını hatırlamak
Sosyal sorumluluk: İyiliği “hobi” değil, “görev” görmek
Hak–batıl ayrımı: Her şeyin griye boyandığı çağda netliği korumak gerekir.
Bu inşa, bir anda olmaz. Planlı programlı çalışmak gerekir. Çünkü Kur’an, “insan değişmez” demez. Kur’an, insanın değişebileceğine inanır; hatta bunu emreder.
Kur’an insanı, çağının ürünü değil; çağına müdahale eden insandır.
Kur’an’ın istediği insan tipi, çağın sunduğu rolü kabul etmez. O insan, akıntıya kapılan değil; akıntının yönünü sorgulayan insandır. Bu yüzden modern dünyada az bulunur; ama az bulunması, değersiz olduğu anlamına gelmez. Bilakis, az bulunması onun kıymetini gösterir.
Kestiğimiz kurbanlar bizi Kur’an’ın istediği insan tipine ne kadar yaklaştırdı? Dönüp kendimize bu açıdan bakmamız gerekir.
Fahri SAĞLIK
Emekli Müftü