İnsanların Nazarı Değişkendir...
Herkes bizleri kendi kalbinin aynasından seyredecektir.
Kimi bizleri sever...
Kimi yanlış anlar...
Kimi bir sözümüzden hikmet alır...
Kimi aynı sözden kırgınlık çıkarır...
Kimi samimiyetimizi hisseder...
Kimi aynı samimiyeti kibir zanneder...
Kimi tevazuyu görür...
Kimi zayıflık sanır...
Kimi sustuğumuz yerde hikmet arar...
Kimi sükûtumuzdan hüküm verir...
Çünkü insanlar çoğu zaman karşısındakini olduğu gibi değil; kendi gönül dünyalarının penceresinden gördükleri kadar tanırlar.
Tasavvuf ehli buyurmuştur ki:
«"İnsan, çoğu zaman karşısındakini değil; kendi kalbinin hâlini seyreder."»
Kalbi huzurlu olan güzellik görür...
Kalbi muhabbetle dolu olan hayır görür...
Kalbi kırgın olan kusur arar...
Nefsiyle meşgul olan eksiklik görür...
Ruhuyla meşgul olan hikmet görür...
Bu sebeple insanların övgüsüyle büyümek de doğru değildir; yergisiyle küçülmek de...
Çünkü bugün alkışlayan yarın tenkit edebilir...
Bugün tenkit eden yarın takdir edebilir...
Lâkin değişmeyen bir hakîkat vardır:
Allah-u Azîmüşşân bizleri bizlerden daha iyi bilir.
Kur'ân-ı Azîmüşşân buyuruyor:
«أَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ
"Yaratan bilmez mi? O Latîf'tir, Habîr'dir."
(Mülk Sûresi, 67:14)»
İşte bu sebeple nefis tezkiyesi son derece mühimdir.
Çünkü insanın asıl vazifesi başkalarının kusurlarını saymak değil; kendi nefsini tanımak ve terbiye etmektir.
Kur'ân-ı Azîmüşşân buyuruyor:
«قَدْ أَفْلَحَ مَنْ زَكَّاهَا وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسَّاهَا
"Nefsini tezkiye eden hakikaten kurtuluşa ermiştir. Onu kötülüklere gömen ise hüsrana uğramıştır."
(Şems Sûresi, 91:9-10)»
Nefis tezkiyesi;
başkalarını düzeltmeye çalışmadan evvel kendimizi düzeltmeye gayret etmektir...
Kusuru sürekli dışarıda aramak yerine kendi kalbimizin aynasına bakabilmektir...
Kibre karşı tevazuyu...
Öfkeye karşı hilmi...
Hasede karşı muhabbeti...
Benliğe karşı kulluğu tercih edebilmektir...
Çünkü insanlar zahire bakarlar...
Allah-u Azîmüşşân ise kalplere nazar eder.
Hakîkî muvaffakiyet insanların gözünde büyümek değil; Allah katında güzel bir kul olabilmektir.
Kur'ân-ı Azîmüşşân buyuruyor:
«وَمَا يَعْزُبُ عَنْ رَبِّكَ مِنْ مِثْقَالِ ذَرَّةٍ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي السَّمَاءِ
"Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabbinden gizli kalmaz."
(Yûnus Sûresi, 10:61)»
Bizler insanlardan gizleyebiliriz...
Lâkin Rabbimizden gizleyemeyiz...
İnsanlar bizi yanlış anlayabilir...
Lâkin Rabbimiz niyetimizi bilir...
İnsanlar hakkımızda hüküm verebilir...
Lâkin en adil hüküm Allah-u Azîmüşşân'ındır.
Bu sebeple gayemiz insanlara kendimizi ispat etmek değil; Rabbimizin rızasına uygun yaşayabilmek olmalıdır.
Çünkü bir gün bütün sesler susacak...
Bütün yorumlar bitecek...
Bütün hükümler sona erecek...
Ve geriye yalnız Allah'ın bildiği hakîkat kalacaktır.
![]()
«"Kim bizlerde ne görürse görsün...
Bizler Rabbimizin bizleri gördüğünü unutmayalım.
Çünkü bizleri en doğru bilen de,
en adil hükmü verecek olan da O'dur."»
![]()
Allah'ım...
Bizleri insanların övgüsüyle şımarmaktan,
yergisiyle yıkılmaktan muhafaza eyle...
Kalplerimizi ihlâs ile,
ahlâkımızı edep ile,
nefislerimizi tezkiye ile,
yollarımızı istikamet ile süsle...
Bizleri Sen'in rızasını her şeyin üzerinde tutan kullarından eyle...
Âmin yâ Rabbi'l-âlemîn... ![]()
![]()
Nûr Gül Serdengeçti
Psikolog
Kuantum fiziği master uzman
NLP_Master_Training Uzm. Eğt.