Müslüman Düşünürlerinin Bilgi Kaynakları Konusuna Yaklaşımları
Modern dönemde benimsenen ve ön plana çıkarılan bilgi anlayışları özü itibarıyla bütün bilgiyi insan aklına ve ona veri sağlayan duyulara indirgemektedir. Elbette bu insan, sıradan herhangi biri değil, bilakis Batılı aydının ta kendisidir. Buna göre hakikat, Batılı insanın gördüğünden, duyduğundan ve bildiğinden ibarettir. Bunun dışında ne ilahi ne de beşerî başka bir doğru bilgi ve bilgi kaynağı yoktur. İşte bu iddia, Batılı insanın kendisini açık bir şekilde Tanrı ilan etmesiydi. Buna fiyakalı bir isim bulundu, “Hümanizm.”
Hümanizm; 14. yüzyılda İtalya'da Francesco Petrarca (1304-1374) ile başlayıp Dante ve Boccaccio gibi öncülerle şekillenmiş; Rönesans dönemiyle birlikte Hollandalı filozof Desiderius Erasmus (1466-1536) tarafından sistemleştirilmiştir.
İslam ve hümanizm, temel kabulleri açısından iki farklı dünya görüşüdür. İslam Allah merkezli bir inanç sistemiyken, hümanizm insanı ve aklını her şeyin ölçüsü kabul eden insan merkezli bir felsefedir. Hümanizmin insanı adeta ilahlaştırdığı, dünyayı sekülerleştirdiği ve insanı varlık aleminin mutlak merkezi (ölçüsü) olarak konumlandırdığı için İslam'ın inanç ve ahlak ilkeleriyle bağdaşmadığı ifade edilir. İslam’da, insan yüce Allah’ın yarattığı en değerli bir kul ien, hümanizmde adeta tapınılan bir varlık konumuna yükseltilir.
Hümanizm; Evreni ve yaşamı anlamlandırmak için ilahi bir plana değil, akla ve etik değerlere odaklanan, doğaüstü inançlar yerine aklı, eleştirel düşünceyi ve bilimsel sorgulamayı temel alan edebi ve felsefi bir akımdır. Hümanizm, insanı evrendeki en yüksek değer ve "her şeyin ölçütü" olarak kabul eder. Tüm insanların doğuştan sahip olduğu onura ve değere saygı duyar. Bireysel ve toplumsal mutluluğu amaçlar. Ahlakın kaynağını ilahi kurallarda değil, insanın kendi vicdanında, toplumsal faydada ve adalette arar. Modern Hümanizm günümüzde din dışı bir yaşam felsefesi olarak da kabul edilir. İnsanların yaşamlarına değer katacak yargıları kendilerinin katabileceğine inanır.
Hümanizm, modern dönemin düşünce ve yönelişlerini belirleyen bir takım ideolojik akım ve anlayışları da beraberinde getirdi.
Hümanizmi “bütün insanları sevmek” şeklinde takdim edenler de fıtrat (yaratılış) kanunlarına aykırı bir yol tutmuş olurlar. Çünkü insanın yaratılışında herkesi sevmek değil, “iyiyi, güzeli, mükemmeli sevmek” vardır. Bütün insanların dürüst, faydalı, hayırlı kişiler olması düşünülemeyeceğine göre, bu fikrin de herkesi içine alan umumî bir ideoloji olarak benimsenmesi imkân haricidir.
Bu açıdan Bakıldığında Mevlana’nın insan sevgisi öne çıkarılarak O’nun en büyük hümanistlerden birisi olduğu tezi gerçeklikle hiç uyuşmaz. Çünkü Mevlana’nın insana bakışı ile Hümanizmin insana bakışı arasında dağlar kadar fark vardır.
Batı dünyası, sadece nakli değil, aynı zamanda kalbi ve vicdanı da devre dışı bıraktı. Onun yerine nefsi ve nefsani arzuları koydu. Böylece Batı dünyasında vicdanın sesi yerine, nefsin sesi ve istekleri hâkim oldu. Etkin iletişim araçları ve onların mermisi konumunda olan reklamlar aracılığıyla söz konusu nefsani arzu ve talepler dünyanın her yerinde bütün insanların ulaşmayı hedefledikleri yegâne yaşam gayesi haline geldi, getirildi.
Gelelim Müslüman düşünürlerinin bu konuya yaklaşımlarına:
Müslüman düşünürler bilgi kaynakları olarak üç temel veriyi prensip olarak benimsemişlerdir.
1. Sadık Haber (Vahiy ve Sünnet)
Dini ve gaybi konularda yanılma payı olmayan en kesin bilgi kaynağıdır. İki temel dayanağı bulunur: Vahiy (Kur'an-ı Kerim): Allah'ın (c.c.) peygamberler aracılığıyla insanlığa gönderdiği mutlak gerçekleri içeren ilahi mesajdır. Sünnet (Hadis): Hz. Muhammed'in söz, fiil ve onaylarından oluşan, Kur'an'ın hayata tatbik edilmiş hali ve tefsiridir.
Vahiy insanın akıl ve duyularla bilemeyeceği alanlarda bizi bilgilendirir. İnanç esasları, ibadetler, ahlak ilkeleri ve sosyal ilişkiler yanında yaratılış ve ahiret hayatı hakkında da bilgiler verir. Evrenin yaratılışı ve varlıklar hakkında açıklamalar yapar. Akıl ve duyularla elde edilen bilgiler hususunda insana rehberlik eder.
Hz. Muhammed’den (s.a.v.) bize ulaşan haberler hem Kur’an-ı Kerim’i hem de sünneti içerir. Hz. Peygamber kendisine gelen vahyi insanlara tebliğ etmiş ve sünnetiyle örnek olmuştur. Sünnet de bu bakımdan Müslümanlar için bilgi kaynağıdır.
Ayet ve hadislerde “doğru bilgi” kavramının önemi
Doğru bilgi; içinde şüphe barındırmayan, gerçeğe tam olarak uyan ve kesin güven duyulan bilgidir. İslam, hayatın her anında doğru bilginin yol gösterici olmasını ister. Yüce Allah bir ayette “Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp bunların hepsi ondan sorumludur.” (İsrâ suresi, 36. ayet.) buyurarak doğru bilgiye ulaşma konusunda insanlara yol gösterir.
İslam, bilgi kaynağının güvenilir olmasına da özel önem vermiştir. Bir ayette; “Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz.” (Hucurât suresi, 6. ayet.) buyrularak haberlerin doğruluğunun araştırılması istenmektedir. Hz. Peygamber bu konuda “Her duyduğunu söylemesi kişiye yalan olarak yeter!” buyurarak doğru bilginin önemine vurgu yapmıştır.
2. Selim Akıl
Herhangi bir dış etkenle bozulmamış, yaratılışındaki temiz ve sağlıklı yapısını koruyan akıldır. Dinî sorumluluğun ön şartıdır. Aklın işlevi; vahyi anlamak, evrendeki olayları inceleyip kâinatın yaratıcısına ulaşmak ve duyulardan gelen verileri değerlendirip sentez yapmaktır.
Aklın kendinden beklenen işlevleri görebilmesi için akl-ı selim olması gerekir. Selim akıl, insanın doğru karar vermesini sağlayan, herhangi bir olumsuzluktan veya ortamın kötülüğünden etkilenmeyen, yaratılışındaki temizliğini ve safiyetini koruyan akıldır. Kur’an-ı Kerim’de ve hadislerde geçen fıtrat kavramı ile ilişkisi vardır.
Yüce Allah “…Ey akıl sahipleri!” , “… düşünmüyor musunuz?” , “… aklınızı kullanmıyor musunuz?” gibi ayetlerde akla ve düşünmeye vurgu yapar. İnsanın Allah (c.c.) katında sorumluluğu akıllı ve iradeli oluşuna bağlanmıştır. Akıl; vehim, hayal veya nefsî istekler gibi yanıltıcı etkilere açıktır.
Akıl, yaratılışı, ölüm ötesini, dinin inanç ve ibadet esaslarını tek başına kavrayamaz. Aklın öncelikli görevi, evrende ve Kur’an’da Allah’ın ayetlerini anlamaya çalışarak insana rehberlik etmesidir.
3. Salim Duyular
Doğru veri akışı sağlayan, sağlam ve sağlıklı işleyen duyu organlarıdır (işitme, görme, dokunma, koklama, tatma).İnsan, çevresindeki nesnel dünyayı ve fiziksel kanunları ilk olarak duyuları vasıtasıyla algılar. Aklın verileri işleyebilmesi için duyuların dış dünyadan veri sağlaması gerekir.
İslam’da doğru bilginin (yakîn) aşamaları:
İlme’l-yakîn: Bir şey hakkında habere dayalı olarak bize ulaşan kesin bilgidir.
Ayne’l-yakîn: Bir şey hakkında duyularımızla bizzat elde ettiğimiz kesin bilgidir.
Hakka’l-yakîn: Bir şeyi bizzat yaşayarak elde ettiğimiz kesin bilgidir.
Mutasavvıflar dördüncü bir bilgi kaynağı daha kabul etmişlerdir.
Rüya, İlham, Keşif, Sezgi gibi kişiye özgü durumlardır. Doğru bilgi kaynağı olmaları konusu ihtilaflıdır.
İslam’a göre bilginin kullanımı kul hakkı temelinde değerlendirilir. Bilginin dijital kullanımında da hiç kimsenin zarar görmeyeceği tam aksine herkesin faydalanacağı hakkaniyet ölçülerine riayet edilmelidir.
Tüm bu kaynaklar birlikte ve dengeli kullanıldığında hem bireysel hem de toplumsal eğitimde sağlam temeller atılıp iki cihan saadeti elde edilir.
Fahri SAĞLIK
Emekli Müftü