KAPİTALİST BİR DAYATMA MI? ANNELER GÜNÜ
Anneler Günü’nün kökeni, 17. yüzyıl İngiltere’sinde ortaya çıkan eski bir Hristiyan geleneği olan “Annelik Pazarı”na (Mothering Sunday) dayanır. Hristiyan kültüründe Paskalya’dan önceki kırk günlük perhiz döneminin dördüncü pazarında kutlanan bu gelenek, başlangıçta insanların “ana kilise” olarak kabul edilen mabetleri ziyaret etmesiyle başlamış, zamanla aile ziyaretlerine evrilmiştir.
Bu dönüşümün ardındaki gerçek ise oldukça dikkat çekicidir: Başka şehirlerde hizmetçi veya çırak olarak çalışan çocukların, annelerini yalnızca kırk günde bir ziyaret etmesine izin verilmesi, bugünü duygusal bir telafi gününe dönüştürmüştür. Önce evladı annesinden ayırıp zengin ailelerin yanına “besleme” veya hizmetçi olarak veren sistemin, ardından kırk günde bir görüşme izni sunarak bunu bir lütuf gibi göstermesi, meselenin arka planındaki sosyal trajediyi gözler önüne sermektedir.
Modern anlamdaki Anneler Günü ise 1914 yılında Amerika’da Anna Jarvis’in girişimleriyle resmiyet kazanmış ve zamanla tüm dünyaya yayılmıştır. Türkiye’de ise ilk kez 1955 yılında Türk Kadınlar Birliği öncülüğünde kutlanmaya başlanmış, ilerleyen yıllarda toplumsal bir alışkanlık hâline getirilmiştir.
Oysa İslam’da anne kavramı, takvime sıkıştırılmış tek bir günle sınırlandırılamayacak kadar derin ve mukaddestir. Cenâb-ı Hakk annelere eşsiz bir değer atfetmiş, onlara nesiller yetiştirme gibi büyük ve ağır bir emanet vermiştir.
Hazret-i Peygamber (s.a.v.) Efendimizin;
“Cennet annelerin ayakları altındadır.” hadisi de çoğu zaman yüzeysel şekilde yorumlanmaktadır. Bu hadis, yalnızca fiziksel anlamda anlaşılacak bir ifade değil; annenin fedakârlığına, duasına, merhametine ve evlat üzerindeki sarsılmaz manevi makamına işaret eden derin bir hakikattir.
Anne; peygamber doğuran, şehit büyüten, gerektiğinde evladını çağın firavunlarına teslim etmemek için Hz. Musa’nın annesi gibi tevekkülle mücadele eden kutlu bir yürektir. Anne; güvenin, şefkatin, sadakatin ve karşılıksız sevginin tek adresidir.
Fakat bugün kapitalist sistem, insanın en hassas duygularını bile ticari kazanca dönüştürmüş, Anneler Günü’nü de dev şirketlerin reklam kampanyalarının bir parçası hâline getirmiştir. Böylece annelik gibi mukaddes bir değer, tüketim kültürünün malzemesi haline dönüştürülmüştür.
Son dönemde bazı reklam içeriklerinde ise bu durumun insanın, fıtratıyla bağdaşmayan bir boyuta taşındığını görmekteyiz. Özellikle bir beyaz eşya firmasının annelik kavramın hayvan sevgisiyle aynı anlam düzleminde sunması, vicdan sahibi birçok insanı rahatsız etmiştir.
Elbette hayvanlara merhamet göstermek insani bir sorumluluktur. Ancak İslam’ın “eşref-i mahlûkat” olarak tanımladığı insanın annelik makamını, hayvani bağ ile aynı anlam düzlemine taşımaya çalışmak ciddi bir değer karmaşasıdır. Ayaklarının altına cennet serilen anneyi sıradanlaştıran bu anlayış, toplumun aile, nesil ve fıtrat algısını derinden zedelemektedir.
Bugün Birleşmiş Milletler raporlarına göre on binlerce anne ve çocuk katledilmişken hangi Anneler Günü’nden söz ediyoruz?
Gazze’de binlerce anne, evladının parçalanmış bedenine son kez sarılarak veda etti. Göğe yükselen feryatlar artık sadece bir coğrafyanın değil, bütün insanlığın vicdanında yankılanmaktadır.
İran’da saldırılar altında hayatını kaybeden, parçalanmış bedenleriyle toprağa verilen yüzlerce çocuğun anneleri adına da Anneler Günü’nü kutlamıyorum.
Evladının cansız bedenine sarılıp sessizce, gözyaşlarıyla toprağı ıslatan annelerin acısı hâlâ tazeyken; dünyanın başka yerlerinde yapılan gösterişli kutlamalar vicdan sahibi insanlara ağır gelmektedir.
Yaklaşık iki yüz çocuğun hayatını kaybettiği bir coğrafyada, annelerin yüreğine düşen ateşi görmezden gelerek yapılan kutlamalar; insanlığın nasıl bir duyarsızlığa sürüklendiğini göstermektedir.
Ülkemizde kadın cinayetleri artarken, anneler çocuklarını aç uyutmamak için hayat mücadelesi verirken; birilerinin hâlâ annelik üzerinden reklam ve ticari kazanç devşirmesi büyük bir vebaldir. Çocuğunun beslenme çantasına koyacak bir dilim ekmek bulamayan anneler varken yapılan gösterişli kutlamalar hangi vicdana sığmaktadır?
Öte yandan İslam’a saldırmayı modernlik zanneden ideolojik yapıların, annelik üzerinden samimiyet gösterisi yapması da ayrı bir çelişkidir. Hz. Âişe validemize yönelik iftiraları meşrulaştıran zihniyetlerin bugün “kadın hakları” söylemiyle ortaya çıkması; toplumun manevi değerleriyle açık bir çatışmadır.
Dünyada çocuk istismarı, insan kaçakçılığı ve Epstein skandalı gibi karanlık ağlar insanlığın vicdanında derin yaralar açarken; annelik üzerine yapılan süslü reklamlar artık inandırıcılığını kaybetmiştir.
Bu yüzden ben; Filistin’de, Gazze’de şehit edilen evlatlarına son kez sarılan annelerin gözyaşları adına Anneler Günü’nü kutlamıyorum.
Toprağa verdiği evladının ardından dimdik ayakta durmaya çalışan şehit annelerinin yüreğinde yanan ateş hâlâ kor gibi dururken; ekranlarda yapılan süslü Anneler Günü kutlamaları vicdan sahibi her insanın kalbini yaralamaktadır.
Bir eliyle evladının fotoğrafına sarılıp diğer eliyle mezar taşını okşayan annelerin sessiz feryadı duyulmadan yapılan hiçbir kutlamanın samimiyeti yoktur.
Evladını vatan uğruna toprağa veren annelerin gözyaşı kurumamışken; annelik üzerinden reklam yapanların, siyasi çıkar devşirenlerin ve ekranlarda duygusal sloganlar atanların önce o annelerin kapısını çalması gerekir.
Bugün şehit anneleri yalnızlığa mahkûm edilirken katillerin terörü besleyen yapıların ve onları meşrulaştırmaya çalışan çevrelerin cesaret bulduğu bir düzende “Anneler Günü kutlu olsun” demek, vicdan sahibi herkes için ağır bir çelişkidir.
Bir anne evladını kefenle toprağa veriyorsa; o toplumda kutlamadan önce adalet, merhamet ve insanlık konuşulmalıdır.
Evlatları asimilasyon kıskacında kimliksizleştirilen, hürriyetleri ve aile bütünlükleri ellerinden alınan Doğu Türkistanlı anneler adına Anneler Günü’nü kutlamıyorum.
Savaşın, açlığın ve göçün kurbanı olan evlatlarının ardından yas tutan; bir lokma ekmeğe ve bir yudum güvene hasret kalan bütün mazlum anneler adına da Anneler Günü’nü kutlamıyorum.
Görevi başında şehit edilen evlatların anneleri, evlatları tarafından terk edilen vefasızlığın mağduru anneler ve kendi canından olanlar tarafından hayattan koparılan tüm kederli anneler adına Anneler Günü’nü kutlamıyorum.
Anne karnındayken bombardımanlarda hayatını kaybeden masum bebekler adına bu günü reddediyorum.
Suçu olmadığı hâlde cezaevlerinde evlat hasreti çeken anneler adına bu kutlamayı reddediyorum.
Dokuz ay boyunca umutla beklediği yavrusuna doyamadan onu toprağa veren annelerin feryadı hatırına bu kutlamalara katılmıyorum.
Çünkü annelik; yılda bir gün hatırlanacak bir reklam teması değil, insanlığın omuzlarındaki en ağır ve en kutsal emanettir.
Zira bizim inancımızda annelik makamı; reklamların ötesinde bir mukaddesat, ömür boyu başımızın tacı, ruhumuzun sığındığı en huzurlu liman ve cennetimizin anahtarıdır.
Hfz. Meryem Gezmişoğlu