VARLIĞI DA YOKLUĞU DA İMTİHAN
İnsanlar yaratıldıkları andan, son nefeslerine kadar olan süreçte Rabbimiz tarafından çeşitli imtihanlara tabi tutulurlar. Tarih boyunca bu imtihanların en ağırı evlat olmuştur. Peygamberlerin hayatlarına bakıp yaşamış oldukları imtihanların en şiddetlisini evlatlarının varlığı veya yokluğu ile yaşadıklarını, yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim bizlere şahitlik ediyor.
İlk insan olan Hz. Âdem, kendisinden başka hiç kimsenin yaşamayacağı ilk imtihanı yasak elma ile başlar. Cennetten kovulup yeryüzünde daha ağır imtihanlara tabi tutulur. Hz. Havva ile uzun bir ayrılık nihayetinde Arafat’ta birbirlerini bularak, dünyanın ilk ailesi ilk yuvası kurulur. Zaman içerisinde bu ailenin evlatları dünyaya gelir, kardeşlerden biri diğer kardeşini kıskançlık ve hasedinden dolayı öldürür.
Bir anne ve baba düşünün dünyanın ilk evlatlarına sahip olmuşlar ancak bu evlatlardan biri katil bir diğeri maktul. Ne acı bir imtihan. Siz olsaydınız hangi evladınıza daha çok üzülürdünüz? Ölene mi öldürene mi hangisinin üzüntüsüyle ciğerlerinizi dağlardınız?..
Hz. Nuh Peygamberin ise, dokuz yüz elli senelik ömrü hayatında pek iman edenler olmamış. Bu zaten üzücü bir imtihan Hz. Nuh Peygamber için. Ancak daha da şiddetli ve ağır imtihanı oğlu Kenan ile yaşamıştır. Allah Hz. Nuh Peygambere gemi yapmasını emreder, gemi yapımı tamamlanıp o gün geldiğinde göklerden sular boşalıp yerden sular fışkırmış ve gemi suyun yüzünde yükselmeye başlamıştı. Manzara çok acıklıydı, ciğerparesi evladı isyan edip dalgalarla boğuşuyor son çağrı olmasına rağmen iman etmiyordu. İsyan edenler yüksek yerlere dağlara kaçtıkça sular yükseliyor, sular yükseldikçe gemi de yükseliyor.
Hz. Nuh pes etmiyor iman etmeleri için tekrar tekrar yalvarıyor, ciğeri yangın yeri olmuş babanın feryadına bir ayet geliyor “her ne kadar senin kanından canından olsa dahi iman etmedikçe o senin evladın değildir.” Bu ayet HZ. Nuh Peygambere daha da ağır geliyor, HZ. Nuh Peygamberin evladıyla imtihanı helak ile son buluyor.
İşte tam da burada yeni nesil evlatlarımızı düşünelim kimlikte Müslüman olup gerçekte Allah’a inanmayan veya Allah’a şirk koşan evlatlarımızı. Ama şunu da soralım kendimize biz yetişkinler olarak evlatlarımıza layıkıyla İslam’ı ve Allah’ı anlatıp iman etmeleri için çaba sarf ettik mi? Hz. Nuh gibi.
Ve örnek alacağımız bir başka Peygamber ise daha küçük yaşta putları kırıp ateşlere atılarak imtihan edilen Hz. İbrahim Peygamberdir. Hz. İbrahim amcasının kızı Sare validemizle evli ancak hiç çocuk sahibi olmamıştır. Sare validemiz bu duruma çok üzülür ve eşi Hz. İbrahim’in evlat sahibi olabilmesi için ona evlenmesini tavsiye eder ve Hacer validemizle evlendirir.
HZ. İbrahim Peygamberin Hacer validemizden oğlu Hz. İsmail dünyaya gelir. Sare validemiz bir gün eşi Hz. İbrahim’e “Hacer ve oğlu İsmail’i senin yanında görmeye dayanamıyorum onları uzak bir yere götür” demesiyle imtihanın zorlukları da başlamış olur. Hz. İbrahim Peygamber eşi Hacer validemizi ve oğlu Hz. İsmail’i uzaklara Mekke’ye götürüp bırakır.
Yıllar sonra Hz. İbrahim yanlarına gelir, oğlu Hz. İsmail on iki yaşlarındadır. Evlat sahibi olmadan önce şayet bir evladı olursa onu Allah’a kurban etme sözü verdiğini anlatır. Hz. İsmail hiç tereddüt etmeden babası Hz. İbrahim’e Allah’a verdiği sözü yerine getirmesini ister. Ve babasının vaadini yerine getirmesi için başını taşa koyarak babasının kendisini kurban etmesini beklemektedir. Melekleri bile kendisine hayran bırakan bu teslimiyet karşılığında Allah kurban etmesi için bir koç gönderir Hz. İbrahim’e.
Ne şiddetli bir imtihan baba ve evlat birbirlerinin imtihanı olmuş. Şimdi bir Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail’i bir de günümüz baba ve evlatlarını düşünelim, daha doğmadan cinsiyet partileri yapılan evlatlar, yaşları ilerledikçe babaları üzerinde hakimiyet kuran evlatları. Cinsiyet ve adını bilmediğimiz daha nice partiler kutlamalar yapılırken bunların tam zıttı olarak nikah, doğum ve cenaze merasimlerini sünnete uygun yapmaya çalışan gençlik sayısı her geçen gün çoğalıyor bilgisini buraya not düşmüş olalım darısı tüm gençliğimize.
Bir diğer örneğimiz ise Hz. Yakup Peygamber. Hz. Yakup Peygamberin on iki oğlu vardır ve evlatları arasındaki kıskançlık Hz. Yakup Peygamberi çok üzer. Abileri en küçük kardeşleri olan Hz. Yusuf’u kuyuya atıp kurtların parçaladığını söyleyerek kanlı gömleğini Hz. Yakup’a vermeleri ile birlikte Hz. Yakup’un imtihanı daha da şiddetli bir hal alıyor. Bir süre sonra bir kervancı kuyudan su almak isterken Hz. Yusuf’u bulur ve çıkarır ardından köle olarak satılır, ilerleyen zamanlarda ise Mısır’a sultan olur. Yine gömleği ile babasının gözleri açılır. Hz. Yakup Peygamberin imtihanının da ne kadar ağır olduğuna şahit oluyoruz bu olaylarda.
Hz. İsa Peygamberin hayatına baktığımızda da evlat imtihanı karşımıza çıkıyor yine. Hz. İsa’nın dedesi İmran ve anneannesi Hanne’nin hiç çocukları olmamış, Hanne öyle samimi bir dua eder ki, Allah kendisine bir evlat verirse onu mabede adayacağını söylemiştir. Ve sonraları Hz. Meryem validemiz doğar. Onu söz verdiği gibi mabede adar. Mabette tek başına anasız babasız yapayalnız büyümüş. Böyle bir imtihanın içerisindeyken cennetten yiyeceklerle lütuflandırılıyor Allah tarafından. Ancak tek başına yaşadığı mabette babasız bir çocuğa hamile olması Hz. Meryem’i çok korkutmuş bir o kadar da üzmüştür. Allah mucizevi olarak Hz. İsa’nın dünyaya gelmesi için Hz. Meryem’i vesile kılıyor. Bu duruma çok üzülen Hz. Meryem “Ben insanlara ne derim keşke toprak olsaydım da bunları yaşamayaydım”
Şimdi iffet timsali olup Allah tarafından bahşedilen bir evlatla imtihan olan Hz. Meryem’e bir de özgürlük adıyla yetişen bazı yeni neslin iffetsizliğini düşünün. Sizce hangisi daha acı? Tabi gözümüze aydınlık olacak iffetli, ahlak ve maneviyat önceliği olan gençlikte yetişiyor, yarınlara umut olacak.
Şefkat ve merhametin atası Sevgili Peygamberimizin (S.A.V.) en ağır imtihanı da evlatları ile olmuştur. İlk evladı Kasım henüz iki yaşındayken hastalanıp vefat etmiş böylece evlatları ile imtihanı başlamıştır. Bir baba düşünün Peygamber olmasının verdiği ağır Sorumluluklar ve ümmetinin dertleri imtihanları yanı sıra evlatlarının cansız bedenlerini toprağa gömüyor, ağır imtihan değil de nedir? Aradan yıllar geçer Maria annemizden Allah bir evlat nasip eder. Oğlu İbrahim’in doğumuna çok sevinir peygamberimiz (S.A.V.)
Peygamberimizin (S.A.V.) oğlu İbrahim sekiz ay yaşamış. Bir gün kendisi dışarıdayken hastalandığı haberi gelir, adeta koşarcasına eve gider oğlu İbrahim’i kucağına alır ve kucağındayken vefat eder. Oğlu İbrahim’in vefatı Peygamberimizi (S.A.V.) çok üzer, göz yaşları kucağında cansız duran evladının üzerine akar. Ve hüzünle şu cümleler çıkar mübarek ağzından:
“Göz yaşarır, gönül mahzun olur, ama şu dilden Allah’ı hoşnut etmeyecek tek bir kelime çıkmaz. Ey İbrahim! Biz senin ayrılığına çok mahzunuz” diyerek üzüntülerini ifade etmiştir, sevgili Peygamberimiz (S.A.V.)
Sonuç olarak: Göklerin ve yerin mülkü (hükümranlığı) Allah'ındır. O, dilediğini yaratır. Dilediğine kız çocukları, dilediğine erkek çocukları verir. Yahut o çocukları erkekler, dişiler olmak üzere çift verir, dilediği kimseyi de kısır yapar. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla bilendir, hakkıyla gücü yetendir. (Şûra suresi 49-50)
Bilin ki mallarınız ve çoluk çocuğunuz birer imtihandır. Allah katında ise büyük bir mükâfat vardır. (Enfal suresi)
Allah insanları kul olarak yaratmış, Kur’an ve peygamber rehberliğinde, yeryüzünden âhiret âlemine göç edinceye kadar Allah’ın kanun ve nizamına uygun yaşamak ve kul olarak vazifemizi en iyi şekilde yerine getirmek olmalıdır amacımız. Bunun için de bulunduğumuz her yerde her alanda, kul olduğumuzu hatırlayıp gerektiği gibi davranmalıyız. Ayrıca Rabbimizin bizlere emanet ettiği evlatlarımızı da layıkıyla muhafaza edip, fıtratına uygun yetiştirip vakti geldiğinde emaneti yüz akıyla asıl sahibine teslim edebilmeyi bilmeliyiz. Zira Rabbimizin biz kullara verdiği ve muhafaza etmemizi zaruri kıldığı beş şeyden biri de nesli muhafazadır.
Nasıl ki Allah Peygamber Efendimize gönderilen Kur’an-ı Kerim’de önceki Peygamberlerin hayatlarını örnek alalım diye bahsetmişse biz anne baba ve yetişkinler olarak evlatlarımıza ve yeni nesle gücümüz yettiğince uygun lisanla anlatıp onların da akıl, can, mal, din ve nesli muhafaza edebilmelerine destek olabiliriz. Çünkü evlat; anne babanın en kıymetli hazinesidir, Kâinatın yegâne sahibi olan Allah’ın da en kıymet verdiği emanetidir. Bu sebepledir ki o emaneti Allah’ın emrettiği gibi kur’an nizamına uygun yetiştirip muhafaza etmeliyiz.
Rabbim emaneti layıkıyla muhafaza edip, imtihanı kolay olanlardan etsin bizleri ve neslimizi.
Selam ve dua ile
H. Meryem Gezmişoğlu