SORULARIMIN CEVAPLARI KİMDE

Sabah namazından sonra gün doğarken yürüyüş yapmayı çok seviyorum. Tefekkür etmek için en iyi zaman diye düşünüyorum.
Bugün de aynı saatte yürüyüşümü yapmak için evden çıkıp yürümeye başladım. Güneş doğmak üzereydi ve günümüzü aydınlatmaya başlamıştı bile.
Yürüyüş yaparken konuşmayı seviyorum. Aklımda bir soru vardı ve güneşe sordum:
“Ey Güneş, söyler misin Hakk ve batıl nedir?”
Cevap vermedi; kendi vazifesini yapmakla meşguldü. Tekrar sormadım; çünkü vazifesini eksiksiz yerine getiren bir varlığın, ahlâkî kavramları bilmekle mükellef olmadığını düşündüm.
Gece gündüz muazzam bir düzenle hareket eden Güneş’in bu düzeni kimin emriyle sürdürdüğü açıktı.
Aslında sorum sadece Güneş’e değildi; tabiatta gördüğümüz bütün varlıklar Allah’ın kudretiyle hareket eder, fakat Hakk ile batılı ayırt etmekle sorumlu değildirler.
Güneşin cevap vermesini beklemedim. Derin bir nefes alıp sabahın tertemiz havasını ciğerlerime doldurarak yürüyüşüme devam ettim.
Bugünümü bana bağışlayan Allah’a hamd edip gökyüzüne bakarken neredeyse sokak kenarındaki selvi ağacına çarpıyordum.
Selam verip selvi ağacına, soluduğumuz havanın faydalı mı zararlı mı olduğunu sordum.
Maalesef o da soruma cevap veremedi.
Bu da bana şunu düşündürdü: Tabiat faydayı ve zararı bilmez; insan bilmek ve ayırt etmekle sorumludur.
Kuşların cıvıltıları eşliğinde yürürken güneşin portakal rengiyle doğuşuna hayran kaldım.
Serçelere, gördüğüm bu güzelliği ve yoldaki çirkin manzarayı sordum.
Elbette onlar da cevap veremezdi; çünkü güzel ile çirkini ayırt etmek insana mahsustur.
her zaman olduğu gibi bu yürüyüşümde de tekir kedi bana eşlik ediyordu.
Ona da çocuklar arasında yaşanan bir haksızlığı anlattım.
O da sadece miyavladı; çünkü adalet ve haksızlık kavramlarını ayırt etmek hayvanların değil, insanların sorumluluğudur.
Bir çocuk arkadaşını itip düşürmüş, bir diğeri alay etmiş, bir başkası ise düşen çocuğa yardım etmişti.
Bireysel adaletsizlikler, toplum ölçeğinde yaygınlaştığında zulme dönüşür.
Sorularımın cevapları bu varlıklarda yoktu.
Hakk ile batılı ayırt etmek, faydalı ile zararlıyı seçmek güzel ve çirkin olanı fark edebilmek ve adaleti ayakta tutmak insana verilmiş bir emanettir.
Çocuklarımıza Hakk’ın ve batılın ne olduğunu, adaletten yana durmayı öğretebiliyor muyuz?
Ne olursa olsun Hakk’ tan yana olmaları gerektiğini anlatabiliyor muyuz?
Enfâl Suresi 27. ayette iman edenlere hitaben şöyle buyuruyor Allah’û Teala:
“Ey iman edenler! Allah’a ve Peygambere hainlik etmeyin; sonra bile bile kendi emanetlerinize hainlik etmiş olursunuz.”
Bu dava Peygamberimizden bize emanet değil midir? Neden sahip çıkmıyor, batılın peşinden koşuyoruz? Faydalıyı zararlıdan ayırıp, maddî ve manevî faydası olmayan şeyleri terk etmek Müslüman olarak boynumuzun borcu değil midir?
Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmuştur:
“İki günü eşit olan ziyandadır.”

O halde neden ülkemiz adına her gün daha faydalı işler üretemiyor da dış güçlere bağımlı kalıyoruz?”

Güzel ile çirkini ayırt edebilen varlıklar olarak hiç düşündük mü gökyüzüne uzanan gökdelenlerin güzelim tarihimizin manzarasına gölge düşürüp kararttığını. Osmanlı mimarlarının eserleriyle günümüz mimarisini kıyaslayalım. Ne kaldı o güzelim sanat eserlerinden?

Son yıllarda yapılan yanlışlardan bahsetmiyorum bile. Bir insana kırk gün deli desen deli olur misali yıllarca bu milletin gözünün içine baka baka doğrular yanlış yanlışlar doğru olarak anlatıldı. Ve zamanla birçok kişi buna inanmaya başladı.

Sevgili dostlar tekir ne bilsin adaleti. Suçluyu suçsuzu nasıl ayırt edebilsin. Fakat insanların bir kısmı da adaleti ve adaletsizliği tam olarak bilmiyor ne yazık ki.

Suçluyu suçsuzu birbirinden ayırt edip adaleti sağlamak Müslümanların vazifesidir. Allah’a imanı olmayan İslam dininden bihaber olanlar ne bilsin Hakk’ı batılı? Bilmediği için de yakıyor yıkıyor her türlü zulmü uyguluyor İslam coğrafyalarında ki mazlum halklara.

Hakk ve batılı birbirinden ayıt eden bir dünya lideri olsaydı hiçbir coğrafyada soykırım uygulanmaz ve hiçbir mazlumun gözyaşı dökülmezdi.

Allah’û Teala Nisa suresi 58. ayetinde şöyle buyurmuş:

“Allah size mutlaka emanetleri görev ve vazifeleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında adaletle hükmetmenizi emreder.”

Hz. Ömer adaleti ile örnek olmuş bir sahabedir. Hz. Ömer’in devlet işleri için kullandığı mumu özel işleri için kullanmadığı bilinmektedir. Özel işlerinde kendi maaşıyla aldığı mumu kullanmıştır.

Yine Hz. Ömer devlet lideri iken devletin en düşük kademesindeki memur maaşı ile aynı maaşı almıştır.

Peygamberimiz, Sahabeleri ve İslam’ı doğru anlamış olan kişilerde adaleti sağlamışlar adalet neyi gerektiriyorsa onu yapmışlardır.

Zira adalet dünyadan kalkarsa insan hayatına değer verecek bir şey kalmaz günümüzde olduğu gibi.

Velhasıl Hakk ve batılı, faydalı ile zararlıyı, güzel ile çirkini, doğru ile yanlışı, hak ile haksızlığı yani adaleti ancak insan olan bu zıt kavramları birbirinden ayırt edebilir ve hem kendi hem çevresi ve tüm insanlığın huzuru ve saadeti için çaba gösterir.

Son söz olarak ruhlar aleminde Allah’a verdiğimiz sözü yeniden hatırlayıp var gücümüzle sözümüzde durmaya ne dersiniz?

Selam ve dua ile

Hf. Meryem Gezmişoğlu