Sevinç ve Hüznün Adı: Bayram

Bayram…
Allah’ın rahmet kapılarının sonsuza kadar açıldığı, affın ve mağfiretin sunulduğu, sevgi, saygı ve kardeşliğin

yeniden hatırlandığı ve yaşandığı günlerdir bayram günleri. Ancak bayram, sadece sevinçle karşılanacak bir zaman değil; aynı zamanda insanın vicdanıyla yüzleştiği derin bir muhasebe anıdır.


Tarih boyunca bayramlar yalnızca sevinçle yaşanmamış; bazı bayramlar hüzün, acı, gözyaşı ve sevincin birlikte yaşandığı bayramlar olmuştur.


Hz. Âdem’in evlatları arasında geçen olay, insanlık tarihinin ilk büyük acısıdır. Bu olay, bayramlarda dahi kıskançlık, haset ve nefretin nelere yol açabileceğini göstermektedir. Dolayısıyla bu tür duygulardan kendimizi arındırarak bayramı bayram gibi yaşamalıyız.


Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail’in yaşadıkları olay, Kurban Bayramı’nın temelini oluşturur. Ancak bu, ağır bir imtihandır. Baba ve oğul, bu imtihanı acı ve teslimiyetle kazanarak bayramı sevinç ve hüzün duygularıyla birlikte yaşamışlardır.


Hz. Musa döneminde, Firavun erkek çocuklarını öldürtür; anneler ise evlat acısını yana yakıla çeker. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de Filistin’de, Arakan’da veya başka coğrafyalarda, evlatlarını bayramlıklarla değil, kefenlere sarılı olarak kucaklarında taşıyan anneler bayramlarda hüzün ve sevinci birlikte yaşamaktadırlar.


Hz. İsa Peygamberin kavmi tarafından katledilmek istenmesi ne acı bir olaydır. Bu tür hadiseler, peygamberlerin bile bayramları sevinç içinde yaşamadıklarını; mücadelenin ve hüznün her dönemde var olduğunu gösterir.


Peygamber Efendimiz (S.A.V.), Bedir Savaşı sonrasında ümmetiyle birlikte bir zaferin sevincini yaşarken, bir baba olarak en ağır imtihanlardan biriyle karşı karşıya kalmıştır. Kızı Rukiye bint Muhammed o günlerde vefat etmiştir.

Bu hadise, bayramın mahiyetini açıkça ortaya koyar. Bayramlar, sadece sevinç ve mutluluk günleri değil; sevinç ile hüznü aynı kalpte taşıyarak olgunlaşmayı öğreten ve yaşanan acıları, üzüntüleri, hatta sevinçleri paylaşma sorumluluğunu hatırlatan müstesna zamanlardır.


Tarih boyunca peygamberlerin hayatlarından yakın tarihimize kadar, aynı veya benzer olaylara şahitlik ediyoruz. Kısaca; ayrılıklar, ölümler, zulümler ve imtihanlar hep var olmuştur.

Filistin’de, Yemen’de, Arakan’da, Suriye’de, İran’da, ülkemizde ve dünyanın bazı bölgelerinde, savaş, açlık, şarapnel parçalarıyla yaşanan organ kayıpları, ailesiz kalan küçücük savunmasız bebekler, bombaların ve füzelerin ortasında yalnız kalan çocuklar… Yetimler, öksüzler, kimsesiz, dullar ve yalnızlar; bir hiç uğruna evlatları katledilenler, gözü yaşlı anneler, kaybolan çocuklar, o çocukların ahlaka aykırı olaylarda kullanılmaları, madde bağımlılığı ve her türlü kumarla dağılan yuvalar… Bu liste burada yazamayacak kadar uzar.

Sonuç olarak insan, başkasının acısına ne kadar duyarlıysa o kadar insandır. Ancak bayramı da bir matem havasına büründürmemeli; aynı şekilde “bugün bayram” diyerek ölçüsüz bir sevince de kapılmamalıyız.

Bayram bahanesiyle aşırıya kaçan temizlikler ve günlerce süren alışveriş çılgınlıkları, israfa varan ikramlık hazırlıkları, hatta bayramı tatil fırsatı olarak görüp büyükleri ziyaret etmek dualarını almak ve çocukları sevindirmek, genciyle yaşlısıyla bir ve beraber olmak yerine uzaklara gitmek bayramın ruhuna da İslam’a da uygun değildir.


Dolayısıyla Peygamberlerin ve Allah dostlarının hayatlarına bakarak bu mübarek günleri en güzel şekilde değerlendirmeliyiz.


Evet, bayram sadece kutlanan bir zaman değil; sorumluluğu hatırlatan bir çağrıdır. Allah’ın sonsuz rahmetinden yararlanmak ve affedilmek için bir fırsattır.

Naçizane, gerçek bayram Allah Teâlâ’nın rahmet deryasından affedilmiş olarak nasiplenebilmek ve bir başkasının acısını yüreğinde hissedip onu sevindirebilmektir.

Hassaten bayram gönül almak gönül onarmak sevmek ve sevilmektir.
Nice güzel bayramlara erişmek duası ve dileği ile bayramınız mübarek olsun.

Hf. Meryem Gezmişoğlu