DİJİTAL UYUŞTURUCULARIN KISKACINDA TOPLUM

O kadar çok konu var ki hangisinden önce bahsedeceğimi bilemiyorum. Biraz araştırdığımızda bu konuların, birbirinden ayrı gibi görünseler de aslında aynı yapının parçaları olduğu anlaşılmaktadır.

Son zamanlarda ülkemizin dış güçler tarafından yönetildiğini söylemeyen ve işitmeyen kalmadı neredeyse. Toplum olarak birçok insan, sosyal medya hesaplarının tesirinde kendisini nasıl küçük düşürdüğünün farkında bile değil. "Hadi çocuklar neyin yanlış, neyin doğru olduğunu bilmiyorlar" diyelim; peki onların sorumlusu olan ebeveynlerde mi bilmiyorlar?

Şöyle sıralayacak olursak: Çocuklarımızın izlediği çizgi filmler, dinledikleri şarkılar, sanal oyunlar, internette takip ederek hayranlık duydukları fenomenler ve Siyonizm’e hizmet eden sözde sanatçıların tesirinde kalan bir gençlik yetişiyor.

İçişleri Bakanlığı’nın 2025 raporuna göre, Türkiye’deki öldürme suçuna sürüklenen çocuk sayısı 478 olarak kaydedilmiştir. Oysa İslam dininde her çocuk fıtrat üzere, günahsız ve tertemiz doğar. Peki ne oluyor da bu çocuklar büyürken adam öldürmek gibi büyük günahlara karışabiliyorlar?

O tertemiz, günahsız yavruların büyüme aşamasında gözleri, kulakları ve zihinleri, ileride kendilerine zararı dokunacak her türlü kötü etkiden korunmalıdır.

Daha ilk aylardan itibaren anne şefkati ve baba sevgisinden mahrum kalan bebekler, televizyon ve telefonlarda çizgi filmleri, şarkıları ve reklamları izleyerek dijital terörün tesiri altında kalıyor. Anne ve babanın karakter gelişimini oluşturacağı yerde, ekranların etkisiyle şekilleniyorlar.

Bu serüvenin sonundaki manzara ise malumunuzdur: Henüz çocuk denecek yaşta, ellerinde bıçak ve silahlarla, akıl almaz suçlara karışıyorlar.

Peki, hangi karanlık odaklar evlatlarımızı kontrol altına alıp diledikleri gibi yönlendiriyorlar?

Normalde bu vatanın evlatları merhamet sahibidir; karıncanın canını dahi incitmekten imtina eder.

Yakın tarihimizde, 1915 Çanakkale Savaşı sırasında bir Mehmetçiğin, ateş altında yaralı bir Anzak subayını kucağında düşman siperlerine taşıması, Türk askerinin merhamet ve insanlığının simgesi hâline gelmiştir.

Bu örnekte görüldüğü gibi, bu vatan evlatlarının özünde şefkat, merhamet ve yardımlaşma duygusu vardır.

Fakat son birkaç yılda bu necip milletin evlatlarını sinsice yönlendiren yapı, nasıl bu kadar ileri gidip başarılı oldu?

Bunu kendimize hiç sorduk mu? Ebeveynler olarak çocuklarımızla hakkıyla ilgilenebildik mi? Son zamanlarda gençliğimize neler oluyor araştırdık mı?

Onlara Allah korkusunu ve sevgisini aşılayabildik mi? Her ne olursa olsun Allah’ın kendilerini her yerde gördüğünü; çağın tehlikelerine kapılıp çok para kazanmanın değil, iyi bir insan olmanın asıl kazanç olduğunu öğretebildik mi?

Çocuklar telefonlarını alıp odalarına çekildiğinde kimlerle iletişim kurduklarını bilmiyoruz. Ahlaki ve manevi tahribat yapan o sözde akıllı telefonlarla onları baş başa bırakacağımıza; hep birlikte akşamları bir saat peygamberlerin hayatını, geçmişte yapılan hataları, sahabenin yaşamını ve hadisleri okuyup anlatsak, ellerindeki o zehir saçan makinenin tesirini azaltmış oluruz kanaatindeyim.

Bu sinsi yapı etrafımızı öyle bir sarmış ki her yerden karşımıza çıkıyor. Bakınız, çok para kazanma uğruna adeta hayatını ve haysiyetini rezil eden insanlar var maalesef.

Örneğin, 2000 yılında doğum yapan bir anne veya o dönemde çocuk olan bir kız, bugün oturaklı, aklı başında, nerede duracağını bilen, aile sahibi bir hanımefendi olmalıdır

Ancak günümüze gelinceye kadar bu neslin aldığı eğitimlere bakacak olursak, henüz ilkokulda "Ben bir bireyim, kimse bana karışamaz" fikriyle yetiştirildiklerini görürüz.

Çocuklara bu fikir kontrolsüzce verilirse ne anne babasını ne de öğretmenini sayar. Eskiden anne babadan sonra öğretmenlerin sözü dinlenirdi; oysa şimdi maalesef hiç kimseyi dinlemiyorlar.

Peki, bugün olgun yaştaki bir anneyi, sosyal medya hesaplarında edep yerlerini açarak veya saçma sapan hareketler sergileyerek para kazanma uğruna soytarılık yapacak hâle kimler getirdi?

Herkes bu konuda konuşup şikâyet ediyor; ancak öncelikle bir kadının bu kadar rezil duruma düşmesine vesile olan yapıyı sorgulamak gerekmez mi?

Siyonizm’in çok para kazanma tuzağına düşerek kimliğini, kişiliğini, ahlakını ve maneviyatını tahrip eden bu anneleri bu bataklığa kimler, hangi sebeplerle sürükledi?

Bir insanın emeğinin karşılığını vermez, temel ihtiyaçlarını kısıtlar veya onu aşırı maddi darlıkta bırakırsanız, o kişi hakkı olanı almak için ne yapabilir?

Eğitimde, yönetimde veya ikili ilişkilerde ne aşırı sertlik ve baskı ne de aşırı gevşeklik ve şımartma doğrudur; her zaman adaletle davranmak gerekir.

Bugün emekli maaşıyla veya asgari ücretle çalışan bir baba evini nasıl geçindirebilecek? İki çocukla; ev kirası, faturalar ve okul masrafları gibi temel ihtiyaçların hangi birini karşılayabilir?

Çocuğunun beslenme çantasını okula boş yollamak zorunda kalan bir kadın, geçim derdi yüzünden bu sinsi yapıların tuzağına açık hâle getirilmiyor mu?

"Akıllı olsun, iş bulup çalışsın" diyenleri duyar gibiyim. Hadi diyelim anne de baba da çalışıyor; bugünkü şartlarda yine geçinmekte zorlanacaklar ve üstelik yokluklarında çocukları yine o tehlikeli dijital yapının kontrolüne terk edilmiş olacak.

Yeterli olmasa da ahlak ve maneviyatı bozan bu sinsi yapının uzantısı olan sosyal ağlara sıkı denetimler ve engellemeler getirilmelidir.

Ulusal güvenlik, veri gizliliği, siyasi kontrol, toplumsal olaylar, çocukların korunması ve ahlaki içerik denetimi gibi nedenlerle bazı sosyal medya platformları birçok ülkede tamamen yasaklanırken, bizim ülkemizde neden bu kadar serbest bırakılıyor?

Kısacası, nereden bakarsanız bakın bu durum en temelden çözülmelidir. Balık baştan kokalı çok oldu. Ancak bu kokudan rahatsız olmayanlar, şikâyet etmeyenler ve bu kokuya sebep olanlar, nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduğumuzun farkında değiller mi acaba?

Evet dostlar, ülkemiz sessiz bir işgal yaşıyor. Uyanık olup durumun farkına varan bazı insanlar itirazlarını dile getirip halkımızı bilinçlendirmeye çalışıyorlar; fakat onlara da sayısız soruşturma dosyası açılıyor. Çünkü ne yazık ki adalet mekanizmamız ve kurumlarımız da bu yapının tesiri altında kalmış durumda.

Çanakkale Savaşı'nda olduğu gibi, yine ve yeniden hep birlikte güçlü bir Türkiye olacaksak; vatanımızın, milletimizin, ahlak ve maneviyatımızın korunması adına büyük bir mücadele vermek zorundayız.

Gelecek nesilleri yeniden inançlı ve asil karakterli insanlar olarak yetiştirmeliyiz. Aksi takdirde Allah’ın biz Müslümanlara emanet ettiği malı, nesli, canı ve dini muhafaza etme görevimizi ihlal etmiş oluruz ki bunun da vebali çok ağır olur.

Hfz.Meryem Gezmişoğlu