Çocuklarımızı Kim Yetiştiriyor?

Bir çocuğun yetişmesi yalnızca büyümesi demek değildir. Onun karakteri, ahlakı, inancı, dünyaya bakışı ve geleceğe dair hayalleri de zamanla şekillenir. Geçmişte bu şekillenmenin merkezinde aile vardı. Anne-baba, büyükler, mahalle ve okul; hep birlikte bir çocuğun büyümesine ve değerlerinin oluşmasına katkı sağlardı.

Bugün ise durum çok daha farklıdır. Çocuklarımız, çoğu zaman tanımadığımız kreşlerde, takip etmekte zorlandığımız insanların kültürleriyle ya da kültürsüzlükleriyle büyüyor. Daha da önemlisi, bizlerden çok ekranlarla vakit geçiriyor; sosyal medyadan etkileniyor ve internet aracılığıyla farklı kültürlerle tanışıyorlar. Bir zamanlar aile sofrasında öğrenilen birçok değer, artık dijital dünyanın karmaşık koridorlarında aranıyor.

Sokaklarda yürürken dikkat ediyorum; neredeyse her çocuğun elinde bir telefon ya da tablet var. Üç-dört yaşındaki çocukların ağızlarında bile küfürler dolaşıyor. Anneler ise mahcup bir şekilde, “Oyun oynarken duyuyor.” diyerek masum açıklamalar yapmaya çalışıyor.

Bu noktada kendimize samimiyetle şu soruyu sormamız gerekiyor: Çocuklarımızı gerçekten kim yetiştiriyor? Anne-baba olarak biz mi, okul mu, arkadaş çevresi mi, yoksa her gün saatlerce karşılarında vakit geçirdikleri ekranlar mı?

Geleceğimizi emanet edeceğimiz nesillerin nasıl insanlar olarak yetişeceği, yalnızca ailelerin değil, bütün toplumun meselesidir. Çünkü ihmal edilen her çocuk, yarının kaybedilen bir değeri; doğru rehberlik edilen her çocuk ise yarının umududur.

Şunu unutmamak gerekir ki Yüce Allah’ın anne ve babalara verdiği en büyük emanetlerden biri evlatlardır. Evlat, sadece dünyaya getirilen bir can değil; aynı zamanda ahlakı, inancı ve karakteriyle geleceğe hazırlanması gereken bir emanettir. Bu nedenle çocuk yetiştirmek, yalnızca onların maddi ihtiyaçlarını karşılamak değil, gönül dünyalarını da inşa etmektir.

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır: “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” Bu ilahi çağrı, anne ve babalara sadece geçim sorumluluğu değil, aynı zamanda manevi rehberlik sorumluluğu da yüklemektedir.

Çocuklar nasihatten çok örneğe bakarlar. Anne ve babasının yaşamadığı bir hayatı, benimsemediği bir değeri çocuğun benimsemesi zordur. Bu yüzden evlatlarımıza bırakacağımız en kıymetli miras; mal, mülk veya makam değil, güzel ahlak, sağlam bir iman ve örnek bir hayat olacaktır.