"Anne, Ben Kavga Etmedim..."

## Poyraz'ın Yarım Kalan Hikâyesi

Bazı cümleler vardır, insanın yüreğine bir kez düşer ve bir daha hiç çıkmaz.

Bir annenin dilinden dökülen "Kimseyle kavga etme oğlum, eve sağ salim dön" cümlesi gibi...

Poyraz Başnak'ın annesi de oğluna hep bunu öğretti.

Kimseye kötülük etmemeyi...

Kimsenin canını yakmamayı...

Kavgadan uzak durmayı...

Merhametli olmayı...

Poyraz annesini dinledi.

O gün de dinledi.

Kavga etmedi.

Kimseye vurmadı.

Kimseye zarar vermedi.

Sadece kavga edenleri ayırmaya çalıştı.

Belki de hayatının en büyük hatası buydu.

---

Geçen yaz Didim'de güneş herkes için aynı doğmuştu.

Poyraz için de...

Annesi için de...

Kardeşi için de...

Kimse birkaç saat sonra bir annenin hayatının sonsuza kadar değişeceğini bilmiyordu.

Poyraz dışarı çıktı.

Annesinin sözleri aklındaydı.

"Kavgaya karışma oğlum..."

Karışmadı.

Ama kavga edenleri ayırdı.

İnsanların birbirine zarar vermesini istemedi.

Belki de vicdanı buna izin vermedi.

Oysa bilmiyordu...

İyilik yapmak için attığı o adımın onu ölümün eşiğine götüreceğini bilmiyordu.

---

Sonra sopalar indi.

Defalarca...

Acımasızca...

Bir insanın kafasına vurulabilecek kadar...

Bir annenin yüreğini parçalayabilecek kadar...

Bir kardeşin ömrü boyunca unutamayacağı kadar...

Poyraz yerdeydi.

Kanlar içindeydi.

Canı yanıyordu.

Ama belki de en çok anlam veremiyordu.

Çünkü o kavga etmemişti.

Sadece ayırmıştı.

Sadece "yapmayın" demişti.

Sadece insanlık yapmıştı.

---

O anlarda annesi yoktu yanında.

Bir annenin ömrü boyunca taşıyacağı en ağır yüklerden biri de budur belki.

Evladı son nefesi için savaşırken ona sarılamamak...

Saçlarını okşayamamak...

"Geçecek oğlum" diyememek...

Ambulans sirenleri yükselirken bir annenin dünyası sessizce yıkılıyordu.

Poyraz ise ölümle yaşam arasında gidip geliyordu.

Beyninde kanama vardı.

Saatler süren riskli ameliyatlar vardı.

Belirsizlik vardı.

Ve bekleyiş...

O uzun, bitmek bilmeyen bekleyiş...

---

Annesi günlerce hastane koridorlarında yaşadı.

Her kapı açıldığında umutlandı.

Her doktor gelişinde nefesi kesildi.

Her makine sesinde kalbi yerinden çıkacak gibi oldu.

Bir anne için zaman durmuştu artık.

Hayat durmuştu.

Nefes durmuştu.

Çünkü içeride yatan sadece bir hasta değildi.

Onun kalbiydi.

Onun canıydı.

Onun oğluydu.

---

Poyraz tam 20 gün direndi.

Belki annesi için...

Belki kardeşi için...

Belki biraz daha yaşayabilmek için...

Ama bazı savaşlar ne yazık ki kazanılamıyor.

Bir sabah geldi.

O sabahın ardından hiçbir şey eskisi gibi olmadı.

Bir annenin kulağına dünyanın en ağır cümlesi fısıldandı.

"Başınız sağ olsun..."

İşte o an...

Bir annenin içindeki güneş söndü.

Bir kardeş ağabeyini kaybetti.

Bir aile eksildi.

Bir hayat yarım kaldı.

---

Bugün Poyraz'ın mezarı başında sessizlik var.

Ama annesinin yüreğinde hâlâ aynı soru yankılanıyor:

"Neden?"

Neden kavga etmeyen bir çocuk öldü?

Neden insanları ayırmaya çalışan bir genç toprağa girdi?

Neden bir anne evladının mezarına sarılmak zorunda kaldı?

Ve neden o gün Poyraz'ın kafasına vurulan her darbe, bugün hâlâ bu ailenin yüreğinde hissediliyor?

---

Bu bir kavga haberi değil.

Bu bir adli vaka haberi değil.

Bu bir istatistik hiç değil.

Bu, annesinin öğrettiklerine sadık kalan bir çocuğun hikâyesi...

Bu, eve dönemeyen bir evladın hikâyesi...

Bu, her gece oğlunun odasının kapısına bakan bir annenin hikâyesi...

Ve belki de en çok...

Bir cümlenin hikâyesi:

"Anne...

Ben kavga etmedim..."

Poyraz artık geri gelmeyecek.

Onun odası yine boş kalacak.

Annesi yine her sabah oğlunun sesini duyamadan uyanacak.

Kardeşi yine en büyük dayanağının yokluğuyla yaşayacak.

Hiçbir mahkeme kararı, hiçbir ceza, hiçbir hüküm bu ailenin kaybettiği evladı geri getiremeyecek.

Ama bugün Poyraz'ın annesi ve aynı acıyı yaşayan yüzlerce anne-baba, evlatlarının mezarları başında sadece adalet istemiyor.

Bir değişim istiyor.

Bir daha hiçbir annenin "Oğlum kavga etmedi" diye haykırmak zorunda kalmamasını istiyor.

Bir daha hiçbir çocuğun, hiçbir gencin, hiçbir ailenin aynı kaderi yaşamamasını istiyor.

Bu yüzden verdikleri mücadele sadece kendi evlatları için değil.

Henüz hayatta olan çocuklarımız için...

Yarın evden çıkıp geri dönmesini beklediğimiz gençler için...

Bir annenin daha mezar taşı seçmek zorunda kalmaması için...

Çünkü onların istediği şey intikam değil.

Onların istediği şey, başka Poyrazlar ölmesin diye yasaların güçlenmesi.

Ve belki de bugün bu davanın en önemli sorusu şu:

Bir çocuğun ölümü, kaç aile daha aynı acıyı yaşamadan değişime dönüşecek?