Saat 09.30’da Gelmeyen Mesaj

Bazı acılar vardır; anlatmaya kelimeler yetmez. Ne kadar konuşursanız konuşun, ne kadar yazarsanız yazın, yüreğinizdeki boşluğun tarifi yoktur. Çünkü bazı kayıpların telafisi yoktur. Bir annenin evladını toprağa vermesi gibi…

Burçin Sevgi Telli, bir evin tek çocuğuydu.

Hayalleri vardı. Mesleği vardı. İnsanlara yardım etmeyi seviyordu. Hemşire yardımcısı olarak eğitimini tamamladıktan sonra Kastamonu Belediyesi Yaşlı Hizmet Bakım Birimi’nde ve Sosyal Yardımlaşma Kurumu’nda görev yaptı. Gençti, çalışkandı, geleceğe umutla bakıyordu.

Ne yazık ki hayatının en büyük kırılmasını da görev yaptığı dönemde tanıştığı kişiyle yaşadı.

2021 yılının Nisan ayında evlendi.

Bir annenin kızının gelinliğini giydiği gün kurduğu hayaller vardı. Mutlu bir yuva, huzurlu bir aile, güzel bir gelecek… Fakat Burçin’in evliliği masallardaki gibi başlamadı, masallardaki gibi de bitmedi.

Üç buçuk yıllık evliliği boyunca hakaret gördü, aldatıldı, şiddet gördü. Defalarca kırıldı, defalarca affetti. Darp raporları alındı, şikâyetler yapıldı. Ancak her seferinde bir umutla, bir çocuğun geleceği düşünülerek “Belki düzelir” denildi.

Oysa bazen en büyük pişmanlık, bir kez daha şans vermektir.

Bugün annesinin dilinden dökülen tek cümle şudur:

“Keşke ilk boşanma davası açıldığında bitirseydik.”

Ama artık keşkelerin hiçbir anlamı yok.

Çünkü takvimler 15 Ekim 2024’ü gösterdiğinde, Burçin Sevgi Telli’nin hayalleri de, umutları da, yarınları da on kurşunla susturuldu.

Hem de iki buçuk yaşındaki evladının gözleri önünde…

Bir gün önce annesinin doğum gününü kutlamıştı. Evi baştan aşağı temizletmiş, sürpriz hazırlamıştı. Kim bilebilirdi ki o kutlama, bir annenin kızıyla geçirdiği son doğum günü olacaktı?

Şimdi geriye bir annenin dinmeyen özlemi kaldı.

Bir de her sabah saat 09.30’da telefona bakışı…

Çünkü Burçin, annesine her sabah mutlaka mesaj atardı.

“Anne kalktın mı?”

“Nasılsın?”

Bugün tam 22 aydır saatler 09.30’u gösterdiğinde bir anne eline telefonunu alıyor.

Belki bir mesaj gelir diye…

Ama gelmiyor.

Çünkü artık “Anne” diye seslenen bir evlat yok.

Özel günlerinde arayanı yok.

Hastalandığında yanında olacak bir evlat yok.

Bir annenin hayatından sadece bir evlat alınmadı; geleceği, umudu, neşesi de alındı.

Ve geriye annesiz büyümek zorunda bırakılan küçücük bir çocuk kaldı…

Hayata daha başlamadan eksik bırakılan bir çocuk…

Bugün Burçin’in annesi yalnızca kendi kızı için değil, tüm kadınlar ve çocuklar için sesleniyor:

Artık kadınlar ölmesin.

Artık çocuklar annesiz kalmasın.

Artık “namus” adı altında işlenen cinayetlere bahane üretilmesin.

Öldürülenler konuşamadığı için, öldürenlerin iftiraları gerçekmiş gibi anlatılmasın.

Biz ilahi adalete inanıyoruz.

Ama aynı zamanda adaletin yaşarken de tecelli etmesini istiyoruz.

Çünkü adalet geciktiğinde sadece bir insan ölmez.

Bir anne evlatsız kalır.

Bir çocuk annesiz kalır.

Bir ömür yarım kalır.

Ve her sabah saat 09.30’da bir telefon ekranına bakan annenin yüreğinde aynı acı yeniden başlar…

Her gün.

Hiç bitmeden…

---

Ne acıdır ki bu ülkede bazen bir kadının hayatı, bir erkeğin mahkeme salonunda taktığı kravat kadar değer görmüyor.

Bir kadın mezara girerken, katili takım elbisesini giyip hâkimin karşısına çıkıyor. Sonra da adına “iyi hâl indirimi” denilen bir cümleyle karşılaşıyor.

Sanki on kurşun sıkan parmaklar başka birine aitmiş gibi…

Sanki bir çocuğu annesiz bırakan o değilmiş gibi…

Sanki öldürülen bir hayat değilmiş gibi…

Biz artık mahkeme salonlarında kravatların değil, kaybedilen hayatların konuşulduğu bir adalet istiyoruz.

Çünkü toprağın altındaki kadınların iyi hâl gösterme şansı olmadı.

Onlar son nefeslerini verirken takım elbise giyemediler.

Sadece yaşamak istediler.