Bayramın Son Günü

Herkes yazıyor…

“Eski bayramlar” diyorlar, “nerede o günler” diye soruyorlar.

Cümleler süslü, anılar parlak, kelimeler yerli yerinde…

Belki benim okurlarım da bekledi benden bir bayram yazısı.

Ama içimden gelmedi.

Elim kaleme gitmedi.

Çünkü gündem ağır…

Bir yanda savaş—gerçek mi, değil mi, onu bile ayırt edemiyoruz artık.

Bir yanda yokluk.

Bir yanda ayrılıklar.

Bir yanda herkesin birbirine yalan hayatlar sunduğu bir düzen…

Böyle bir dünyada “bayram” kelimesi bile bazen boğazıma düğümlendi.

Ama bugün…

Bayramın son günü…

İçimde bir şey çözüldü.

Bir duygu geldi, oturdu tam kalbimin ortasına.

Ve yaz dedi.

Eskiden bayram neydi?

Yeni kıyafetler mi?

İkramlıklar mı?

O parlak kutulardaki çikolatalar mı?

Yoksa…

Naylon poşetlerle topladığımız şekerler miydi mutluluk?

Kapı kapı dolaşırken, kınalı ellerimizle utana sıkıla “iyi bayramlar” deyişimiz…

Komşuya görünmeden kaçışımız…

Babamız camiden gelsin de ilk onun elini biz öpelim diye verdiğimiz o çocukça mücadele…

Belki de bayram, tam olarak buydu:

Beklemekti.

Sevmekti.

Değer bilmekti.

Şimdi soruyoruz:

“Nerede o eski bayramlar?”

Ama hiç durup şunu soruyor muyuz kendimize:

O bayramları kaybeden kim?

Belki de biziz.

Biz, büyüyenler.

Biz, ebeveyn olanlar.

Çocuklarımıza bayramı gerçekten anlatabiliyor muyuz?

Yoksa biz de bayramı “tatil” diye mi öğretiyoruz onlara?

Maneviyatı, o ince duyguyu, o kalpten gelen sevinci…

Ne kadar aktarabiliyoruz?

Bugün bir haber aldım…

Aydın’dan…

Çok değer verdiğim bir dostumdan.

Yalnız bir anne…

Eşini kaybetmiş…

16 yaşında, yaralı bir çocuk…

Bir tartışma…

Bir anlık öfke…

Bir polis çağrısı…

Ve sonra…

Bir çocuk, dört kattan kendini boşluğa bırakıyor.

Bir bayram günü…

Şimdi söyleyin bana…

Hangi bayram yazısı bu acının yanından geçebilir?

Hangi cümle o annenin kalbini hafifletebilir?

O anne şimdi nasıl yaşayacak?

Hangi vicdanla sabah olacak onun için?

Hangi nefes, evlat acısını susturabilir?

Ben bir anne olarak biliyorum…

Ben bir çocuğu eksik büyütmenin ne demek olduğunu biliyorum…

Babası olmadan bir evladı ayakta tutmaya çalışmanın ne kadar ağır bir yük olduğunu…

Gece uykularında “eksik hissetmesin” diye dua etmeyi…

Kendi yorgunluğunu yutmayı…

Maddi imkânsızlıkları görünmez kılmaya çalışmayı…

Bunu yaşayan bilir.

Gerçekten yaşayan bilir.

O yüzden bugün yazım karışık…

Duygularım darmadağın…

Kelimelerim bazen çocuk, bazen anne, bazen sadece bir insan…

Affedin beni.

Ama belki de bayram tam olarak budur…

Sadece gülmek değil…

Bir başkasının acısını hissedebilmektir.

Belki bayram;

Kapı kapı şeker toplamak değil,

Bir annenin sessiz çığlığını duyabilmektir.

Belki bayram;

Yeni kıyafetler değil,

Yırtılmış bir kalbi sarabilmektir.

Ve belki de en çok…

Bayram, hâlâ insan kalabilmektir.

Eğer bu satırları okurken içiniz bir an bile sızladıysa…

Eğer bir yerde kendinizi bulduysanız…

İşte o zaman…

Belki bayram, hâlâ bir yerlerde yaşıyordur.