“Emekli Maaşıyla Hayatta Kalmak: Jeolojik Bir İnceleme”
Türkiye’de yaşıyorum. Emekliyim. Maaşım 15 bin lira. Ev kiram da 15 bin lira. Yani devlet bana her ay şunu söylüyor: “Buyur, sıfırdan başla ama güçlü ol.” Matematik burada işlemiyor. Çünkü 15’ten 15 çıkınca sıfır kalıyor ama mutfak, elektrik, su ve hayat hâlâ benden performans bekliyor.
Eşim vefat edeli 13 yıl oldu. O günden beri hem anne, hem baba, hem de ülkenin ekonomik dalgalanmalarına karşı tek kişilik kriz masası olarak yaşıyorum. İki oğlum var. Biri evli, kendi mücadelesinde. Diğeri üniversitede. Çok şükür yurtta kalıyor. Aylık 2.750 lira ödüyoruz. Bu ülkede “Allah’tan yurtta” demek artık dua değil, bütçe planlaması.
Küçük oğlum jeoloji mühendisliği okuyor. Yetmemiş, ekonomi üzerine de ihtisas yapmak istiyor. Haklı. Çünkü bu ülkede sadece yer kabuğunu değil, ekonominin altındaki fay hatlarını da bilmek gerekiyor. Depremi sismografla, enflasyonu marketle ölçüyoruz. Çocuk daha mezun olmadan kriz yönetimi, daralma ve sabır ekonomisi derslerini uygulamalı aldı.
Maaşımıza zam gelmiş deniyor. Ne kadar? Henüz bilmiyoruz. Zaten zam miktarı açıklanana kadar umut yaşıyor, açıklandığı gün vefat ediyor. Önümüzdeki ay belli olacakmış. Ama market beklememiş. Bugün alışverişe çıktım, her şeye %20 zam gelmiş. Etiketler henüz değişmemiş ama bakışları sert. Belli ki yılbaşına değil, psikolojik hazırlığa çalışıyorlar.
Bu arada geçen gün güzellik merkezinden aradılar. İndirimli cilt bakımı varmış. Çok güldüm. Dedim ki: “Benim cildim değil, hayatım yıprandı. Ona bir bakım paketi var mı?” Kapatırken hâlâ gülüyordum. Çünkü bu ülkede artık cilt değil, dayanıklılık yenileniyor.
Kasada artık “Kart mı nakit mi?” sorusu yok. Onun yerine sessiz bir sınav var. Sepete baktım: Biraz peynir, biraz ekmek, bolca sabır. Poşet ücretli, hayat peşin. Kredi kartı limiti dolu ama mizah hâlâ sınırsız.
Ben bu işin içinden çıkamadım. Zaten çıkmamız da beklenmiyor galiba. Çünkü biz bu ülkede geçinemiyoruz; alışıyoruz. Ay sonunu getirmiyoruz, sürüklüyoruz. Ama gülüyoruz. Çünkü gülmezsek, rakamlar çok ciddi.
Oğlum jeoloji okuyor ya… Belki bir gün bana şunu açıklar:
“Anne, bu ekonomik tablo neden böyle?”
Ben de derim ki:
“Evladım, bu bir kriz değil... sürekli artçı sarsıntı. "