BEN EVLENİYORUM !!!

Ben evleniyorum.

Ama bu evlilikte ne damat var

ne de ben gerçekten emekliyim.

Eşimden kalan bir emeklilikle yaşıyorum.

Adı maaş, kendisi hatıra.

Ay başı gelince seviniyorum,

ay ortasında “bu para nereye gitti?” diye yas tutuyorum.

Bir oğlum üniversitede.

Geleceği parlak,

şimdilik bütçesi karanlık.

Bir oğlum evli.

Gelinim hamile.

Torun geliyor.

Evet, babaanne oluyorum.

Ama torun geliyor diye hayat ucuzlamıyor,

aksine liste uzuyor:

Bebek bezi, mama, patik…

Bir de TOKİ taksiti.

Ben kiradayım.

Çünkü bu ülkede: Evin varsa TOKİ yok,

TOKİ varsa evin yok,

mantık ararsan aklın yok.

Dediler ki:

“Kira öder gibi ev sahibi ol.”

Haklılar.

Zaten kiraya veriyordum maaşımı.

Şimdi aynı parayı

20 yıllık bir evliliğe veriyorum.

Ben evleniyorum.

TOKİ ile.

Nikâh şahidim: – Dul maaşı

– “Çocuklar büyür belki” umudu

– Bir de torun gelince yumuşayan kalbim

Balayı yok.

Ama memur maaş zammına endeksli bir hayat var.

Her 6 ayda bir

taksit büyüyor,

ben “idare ederiz” diyorum.

Aidat var.

Site var.

Sessizlik var.

Ama bolluk yok.

Bir yanda üniversite okuyan çocuk.

Bir yanda baba olmaya hazırlanan oğul.

Bir yanda babaanne olacak ben.

Bir yanda “bu ay kaç kaldı?”

Torun bir gün soracak:

“Babaanne bu ev bizim mi?”

Ne diyeceğim?

“Bizim yavrum…

bankayla ortak.”

Ben evleniyorum çünkü kiracı kalmak daha korkutucu.

Ev sahibi bir gün “çık” der.

TOKİ öyle demiyor.

TOKİ diyor ki:

“Çıkamazsın.

Ama ödeyeceksin.”

Bu bir aşk hikâyesi değil.

Bu bir barınma destanı.

Düğün yok.

Takı yok.

Ama torun için saklanan umut var.

Ben evleniyorum.

Kocam yok.

Ama sorumluluk çok.

Bu ülkede bazı kadınlar

eşleriyle değil,

hayat şartlarıyla evlenir.

NOT;

Bu yazı TOKİ’ye girdiğimi anlatmıyor.

Bu yazı; benim şartlarımda, benim hayat yükümle, benim gelir düzeyimde birinin TOKİ’ye girdiğinde yaşayacağı muhtemel hayatın kara mizahıdır.

Yani bu bir yaşanmışlık değil;

yaşanabilirlik testidir.