Bana Bir Kadın Ulaştı.

Aradı ve “Ben anlatamıyorum, sen anlat” dedi.

Ben de onun sesi olmayı kabul ettim.

Anlattığı şey bir aşk hikâyesi değildi.

Bir aldatma meselesi hiç değildi.

Bu, bir adamın iki hayatı arasında sıkışmış kadınların hikâyesiydi.

Bu kadın bir adamla birlikteymiş.

Sonra öğrenmiş ki adam, aynı anda başka bir kadınla da başka bir hayat yaşıyormuş.

İki kadın, tek adam.

Ve bu gerçeği bilen sadece adam.

Bana ulaşan kadın bağırmamış.

Hakaret etmemiş.

Savaş açmamış.

Sadece doğru olanı yapmak istemiş.

“Belki o kadın bilmiyordur” demiş.

Medeni bir şekilde konuşmak istemiş.

Ama adam korkmuş.

İki hayatından da vazgeçmemek için en kolay yolu seçmiş:

Bir kadını hasta ilan etmeyi.

Öbür kadın için “deli” demiş.

“Bipolar” demiş.

“Taciz ediyor” demiş.

“İntiharla tehdit ediyor” demiş.

Kendi yalanını korumak için bir kadının ruh sağlığını harcamış.

Ve buna inanılmış.

Diğer kadın, adamın anlattıklarıyla bana ulaşan kadını aramış.

Cümleler sertleşmiş.

Aşağılamaya dönmüş.

“Sen zaten bir polarsın.”

“Ben üç senedir bu adamla birlikteyim.”

“O seni terk etti ama sen hâlâ anlamıyorsun.”

Ve sonra…

Hiç süsü olmayan, hiçbir mazereti olmayan o cümle gelmiş:

“Hadi kadın, git intihar et.”

Bir kadının, hiç tanımadığı başka bir kadına bunu söylemesi…

Bir erkeğin anlattığı yalanlara dayanarak…

Ve o erkeğin, iki kadının ortasında sessiz kalarak.

Bana ulaşan kadın işte tam burada yıkılmış.

Adamı kaybettiği için değil.

Aldatıldığı için değil.

Bir insanın, başka bir insana ölümü bu kadar rahat telkin edebilmesine yıkılmış.

“Ben hasta değilim” dedi bana.

“Ben sadece sevmiştim.”

Ama ona “deli” dediler.

“Bipolar” dediler.

Sözünü değersizleştirdiler.

Acısını geçersiz kıldılar.

Bakın, bu ülkede bir kadına “deli” demek çok kolay.

Ruh sağlığı, bazı erkeklerin yalanlarını örtmek için kullandığı en ucuz perdedir.

Adam mı?

Sessiz kaldı.

Çünkü en güvenli yer, iki kadının ortasında susmak.

Bu yazıyı yazıyorum çünkü bana ulaşan kadın konuşamadı.

Ben onun sesi oldum.

Çünkü bazen en ağır şiddet tokatla değil,

bir cümleyle gelir.

Ve unutmayalım:

Kadınlar birbirini bu kadar kolay yaraladığında,

en çok kazanan yine susan erkekler olur.

Adam mı?

Sessiz kaldı.

Çünkü bazı erkekler için en konforlu yer, iki kadının ortasında susmaktır.

Ne inkâr ederler,

ne sahiplenirler,

ne de sorumluluk alırlar.

Sadece izlerler.

Bu yazıyı yazıyorum çünkü bana ulaşan kadın konuşamadı.

Çünkü ona konuşma hakkı bırakılmadı.

O “hasta” ilan edildi,

öteki “haklı” sanıldı,

adam ise ortadan kayboldu.

Ama şunu açıkça söyleyelim:

Bir kadına “bipolar” diyerek susturmak,

bir kadına “deli” diyerek itibarsızlaştırmak,

ve bir başka kadının ağzından

“Hadi kadın, git intihar et” cümlesini döktürmek

masum bir yanlış anlama değildir.

Bu, ortak bir suskunluğun sonucudur.

Ruh sağlığı bir hakaret değildir.

Bir adamın yalanını örtmek için kullanılacak bir kalkan hiç değildir.

Ve hiçbir kadın, bir başka kadına ölümü telkin edecek kadar körleştirilmemelidir.

Bugün bu yazıyı yazıyorum çünkü bana bir kadın ulaştı.

Yarın bir başkası ulaşmasın diye.

Çünkü bazı cümleler söylendiği yerde kalmaz.

İnsanın içine yerleşir.

Ve bazen bir kadını en çok yaralayan şey,

bir erkeğin yaptıkları değil,

arkasında bıraktığı cümleler olur.