Caracas’ta Gece Yarısı: Trump’ın ‘Güney Mızrağı’ ve Uluslararası Hukukun İnfazı
ANALİZ: 2026 yılının ilk günlerinde Caracas’ta gerçekleşen Amerikan operasyonu, sadece bir rejim değişikliği girişimi değil; 1648’den bu yana modern dünyayı ayakta tutan egemenlik ilkelerinin sistematik bir tasfiyesidir.
Dünya, 2026 yılının ilk ışıklarında Washington’dan gelen sarsıcı bir "şafak operasyonu" ilanıyla uyandı. ABD Başkanı Donald Trump’ın doğrudan talimatıyla başlatılan "Operation Southern Spear" (Güney Mızrağı) kapsamında, egemen bir devletin başkenti olan Caracas’ın kalbine sızan Amerikan özel kuvvetleri, Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu "narko-terörizm" suçlamasıyla derdest ederek New York’a kaçırdı.
Bu hamle, uluslararası ilişkilerde 1648 Vestfalyan düzeninden beri gelen "devlet egemenliği" dokunulmazlığının, modern bir imparatorluk tarafından yerle bir edilmesidir. Trump, bu operasyonla sadece bir lideri koltuğundan indirmemiş; aynı zamanda uluslararası hukuku anlamsız birer tabela örgütüne dönüştürerek, küresel ölçekte yeni bir kaos iklimi oluşturmak adına fitili ateşlemiştir.
1. Hukuki Nihilizm: Yargısal Emperyalizmin Yükselişi
Bu müdahale, Birleşmiş Milletler Şartı’nın temel taşı olan ve Madde 2(4) ile düzenlenen "kuvvet kullanma yasağı" ile Madde 2(7) kapsamındaki "iç işlerine karışmama" ilkelerinin açıkça infaz edilmesidir. Trump yönetimi, Kongre’den savaş yetkisi alma ihtiyacı bile duymadan, meseleyi basit bir "narko-polis operasyonu" seviyesine indirgeyerek yasama ve uluslararası denetimi baypas etmiştir.
Bir ülkenin yargı sisteminin, başka bir ülkenin devlet başkanını kendi iç yasalarına göre "suçlu" ilan edip operasyon yapması, küresel bir yargısal emperyalizmin doğuşudur. Eğer bir lider kendi sarayından zincirlenerek çıkarılabiliyorsa, artık dünyada "diplomatik dokunulmazlık" kavramından söz etmek mümkün değildir.
2. Taktiksel Vahşet: Teknolojiyle Gelen Zorbalık
Ocak 2026 operasyonu, askeri açıdan bir "cerrahi başarı" gibi pazarlansa da aslında teknolojik bir zorbalığın dışavurumudur. ABD özel kuvvetlerinin, Venezuela’nın hava savunma sistemlerini siber saldırılarla felç ederek Miraflores Sarayı’na sızması, siber uzayın artık egemenliği yok etmek için bir savaş alanı haline geldiğini tescillemiştir. Operasyonun başarısı, Venezuela ordusu içerisindeki "satın alınmış" unsurların sağladığı anlık verilerle mümkün olmuştur. Washington, hedef ülkelerin kurumsal yapılarını içeriden çürüterek bir vesayet zemini oluşturmaktaki maharetini sergilemiştir.
3. Diplomatik İnkâr: BM’nin "Koma" Hali
Washington’ın bu hamlesi, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan çok taraflı sistemin tabutuna çakılan son çividir. Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği'nin cılız "endişe" açıklamaları, küresel sistemin artık büyük güçlerin hukuksuzluğunu denetlemekten aciz olduğunu tescil etmektedir. Trump, müttefiklerine bile danışmadan attığı bu adımlarla, "diplomasi" kavramını güçlülerin zayıflara şartlarını dayattığı bir dikte mekanizmasına dönüştürmüştür. Artık uluslararası hukuk, yalnızca Washington’ın çıkarlarıyla örtüştüğü sürece varlığını sürdürebilen bir silüete dönüşmüştür.
4. Doğu Bloğunun Öfkesi: Yeni Bir Kutuplaşma
Trump'ın bu tek taraflı hamlesi, Pekin ve Moskova hattında bir "kırmızı alarm" etkisi oluşturmuştur. Çin Dışişleri Bakanlığı operasyonu "açık bir devlet terörü" olarak nitelerken; Rusya, Washington'ı "uluslararası haydutlukla" suçlamıştır.
Bu durum, Soğuk Savaş'tan bu yana görülmemiş bir diplomatik kutuplaşma doğurmaktadır. Bu operasyon, ABD’ye kafa tutan tüm devletler için nükleer olmayan caydırıcılığın bittiği ve "ittifak zorunluluğunun" tek çıkış yolu olduğu bir dönemi başlatmıştır. Küresel sistem, hukukun koruyuculuğundan askeri kamplaşmaların vahşetine savrulmaktadır.
5. Ekonomik Soykırım ve Enerji Jeopolitiği
Operasyonun askeri ayağı, yıllardır süregelen "maksimum baskı" stratejisinin son perdesidir. Petrol ihracatının engellenmesi ve ülkenin küresel finans sisteminden izole edilmesi, rejimi değil doğrudan halkı hedef alan bir yöntemdir. Trump’ın "Amerikan şirketleri tesisleri tamir edip para akışını başlatacak" yönündeki açıklamaları, müdahalenin gerçek motivasyonunun demokrasi değil, kaynakların kontrolü olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Ekonomik araçları birer kitle imha silahı gibi kullanarak rejim değişikliği meydana getirmek, modern çağın en sinsi savaş yöntemidir.
6. Güvenlik İllüzyonu ve Küresel İstikrarsızlığın Kurumsallaşması
Bu operasyon, küçük ve orta ölçekli devletlerin "kolektif güvenlik" illüzyonuna duyduğu son inanç kırıntılarının da imhasıdır. Trump doktrini, uluslararası sistemin bir denge unsuru olmaktan çıkıp, yalnızca en güçlünün silahlarını temizlediği bir atölyeye dönüştüğünü kanıtlamıştır.
Caydırıcılığın artık yalnızca nükleer cephaneliklere veya devasa askeri ittifaklara indirgendiği bu yeni dönemde, tarafsızlık gibi kavramlar miadını doldurmuş birer anlatı haline gelmiştir. Washington'ın bu pervasızlığı, küresel ölçekte silahlanma yarışını tetikleyerek, devletlerin kendi bekalarını korumak adına hukukun dışına çıkacağı çok daha karanlık bir kaos iklimi oluşturmaktadır.
7. Etik Çöküş: "Kurtarıcı" Maskesi Altındaki Tahakküm
Trump yönetiminin bu operasyonu bir "insani kurtuluş" olarak pazarlaması, tarihin en büyük trajikomik sahnelerinden biridir. Bir ülkenin kaderini, o ülkenin halkı yerine başka bir ülkenin özel kuvvetlerinin postalları belirliyorsa, orada demokrasiden değil, yalnızca "modern sömürgecilikten" bahsedilebilir. Washington, kendi "adalet" anlayışını dünyaya kelepçe zoruyla dayatarak, küresel vicdanın üzerinde onarılamaz yaralar açmıştır. Bu etik çöküş, gelecekteki olası tüm müdahalelerin meşruiyet zeminini de yok etmiştir.
Sonuç: Kaosun Mimarisi ve Kelepçelenen Gelecek
Trump’ın Venezuela operasyonu, diplomatik nezaketin ve rızaya dayalı küresel yönetişimin sonudur. Kendi çıkarları için dünyayı bir satranç tahtasına çeviren bu anlayış, adil bir dünya düzeni inşa etmek yerine, gücü yetenin güçsüzü yuttuğu bir orman kanununu meşrulaştırmaktadır. Caracas'ta patlayan silahlar, aslında insanlığın yüzyıllar boyunca büyük bedeller ödeyerek kurduğu ortak ahlaki zeminin çöküşünü ilan etmektedir.
Tarih; Maduro’yu bir kurban, Trump’ı ise uluslararası sistemin yıkıcısı olarak kaydedecektir. Özgürlük; başka bir ülkenin özel kuvvetlerinin postalları altında kimliğini yitirmiş saraylarda değil; ancak halkların kendi hür iradeleriyle, toplumsal rıza temelinde oluşturmak istedikleri barışçıl süreçlerde yeşerebilir. Washington’ın kelepçeleriyle getirilen "demokrasi", sadece yeni ve daha ağır bir kölelik biçimidir.
AHMET KACIR
Kaynakça
Birleşmiş Milletler Şartı: Madde 2(4) ve 2(7).
Kissinger, H. (2014): World Order (Dünya Düzeni).
Chomsky, N. (2003): Hegemony or Survival.
IISS: 2025-2026 Enerji Jeopolitiği Raporları.