Çöldeki Küresel Karargah: BAE'nin Siyonist Misyonu ve Planlı Yükselişi
Çizilmiş Sınırlar ve Doğal Olmayan Büyüme
Orta Doğu coğrafyası, 20. yüzyılın başından itibaren suni olarak belirlenmiş sınırlar ve oluşturulan nevi şahsına münhasır devlet modelleriyle doludur. Ancak bunlar arasında hiçbir yapılanma, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) kadar hızlı, keskin ve çarpıcı bir dönüşüm sergilememiştir. 1971 yılında altı, daha sonra yedi emirliğin birleşmesiyle kurulan bu devletin; köklü bir siyasi geçmişi, kitlesel bir kurtuluş mücadelesi veya derin bir entelektüel birikimi olmaksızın bugün Batı Asya’nın en güçlü ekonomilerinden biri haline gelmesi, sadece ekonomik mucize kavramıyla açıklanamayacak kadar karmaşıktır. BAE’nin bu orantısız ivmesi, akıllara bu bir kalkınma başarısı mı, yoksa uluslararası düzeyde kurgulanmış bir strateji mi, sorusunu getirmektedir.
Nüfus ve Egemenlik Çelişkisi
BAE’nin en belirgin sistemsel çelişkisi demografisinde gizlidir. Resmi verilere göre 750 bin civarında yerli nüfusa sahip olan ülkede, 200 farklı milletten yaklaşık 9 milyon yabancı yaşamaktadır. Bu oran, dünyada benzerine az rastlanır bir tezat teşkil etmektedir. Havalimanlarından limanlara, otellerden şirket yönetimlerine kadar hayatın her alanında yabancıların hakim olduğu bir düzende, yerli vatandaş adeta bir azınlık konumundadır. Bu durum şu can alıcı soruyu akıllara getirmektedir: Tüm yerli halk ordu veya istihbarat personeli olsa bile, 9 milyonluk bir yabancı toplamı içinde ülkenin gerçek egemenliğini ve güvenliğini nasıl sağlayabilir? Bu karmaşık, ileri teknolojiye dayalı ve kusursuz işleyen nizamın, sadece çölden gelen geleneksel bir idare yapısı ile yönetildiğini savunmak sosyolojik ve kurumsal gerçeklerle uyuşmamaktadır.
Görünmez Güç ve Finansal Üs
Çeşitli istihbarat raporlarına ve analizlere yansıyan iddialar; BAE’nin, özellikle Abu Dabi ve Dubai’nin, aslında Batı’daki büyük finans çevreleri ve zengin sermaye grupları için güvenli bir liman olarak tasarlandığını ileri sürer. Henry Ford’un 1921 tarihli "Uluslararası Yahudi" kitabında geçen "Yahudiler dünyayı arkadan yönetmeyi tercih eder" tespitiyle paralellik kurulan bu iddiaya göre; BAE, doğrudan risk almayan küresel sermayenin Orta Doğu’daki ticaret ve yatırım merkezidir. İsrail’in sürekli bir askeri tehdit altında olması, bölgesel halklar tarafından kabul görmemesi ve istikrarsız yapısı, onu büyük ve kalıcı yatırımlar için riskli bir cephe haline getirmektedir. Buna karşılık BAE; lüksü, düzeni, Batılı yaşam tarzına tanıdığı özgürlükleri ve Arap-İslam kimliği adı altında sunduğu korunaklı ortamıyla ulusötesi sermaye için kusursuz bir alternatif oluşturmuştur. Muhammed bin Zayed’in İsrail ile yürüttüğü normalleşme süreçleri ve arka plandaki uluslararası Yahudi milyarderlerin varlığına dair iddialar, bu ekonomik kenetlenmenin siyasi ayağını oluşturmaktadır.
Lojistik Tekel ve Dijital İstihbarat Üssü
BAE'nin suni bir proje olduğu tezini besleyen en mühim kaynaklardan biri; ülkenin, dünyayı saran lojistik ağlar üzerinde kurmaya çalıştığı o mutlak tahakkümdür. DP World gibi BAE merkezli şirketler, sadece Orta Doğu'da değil; Afrika Boynuzu'ndan, Akdeniz'de ve Asya'da kritik limanların işletmesini devralmıştır. Bu durum, BAE'nin kendi sınırlarını aşan bir liman hakimiyeti oluşturarak küresel ticaret yollarını Batı adına denetlediği şüphesini doğurmaktadır. Bir diğer kritik boyut ise dijital istihbarat ve siber teknolojilerdir. BAE, dünyada kişi başına en çok gözetleme kamerası ve yapay zeka tabanlı güvenlik yazılımı düşen ülkelerden biridir. Ülke, İsrail menşeili Pegasus gibi casus yazılımların en aktif kullanıldığı ve test edildiği bir laboratuvar haline gelmiştir. Bu durum, BAE'nin sadece bir finans merkezi değil, aynı zamanda bölgedeki muhalif hareketleri ve devletleri izleyen sınırsız bir dijital istihbarat üssü olarak tasarlandığını göstermektedir.
Sınırları Aşan Silahlanma: Bu Güç Kimin Adına?
BAE’nin savunma harcamaları; yüzölçümü ve nüfusuyla kıyaslandığında, akıl sınırlarını zorlayan devasa boyutlardadır. Dünyanın en çok silah satın alan ülkelerinden biri olan BAE’nin, bu ölümcül envanteri hangi sınırları muhafaza etmek için tedarik ettiği büyük bir muammadır. Zira BAE’nin konvansiyonel anlamda doğrudan işgal tehdidi altında olduğu fiziki bir sınırı bulunmamaktadır. Dolayısıyla cevabı bulmak için bakışlarımızı çölün ötesine, BAE’nin sınırları dışına çevirmemiz gerekir. Yemen’den Libya’ya, Afrika Boynuzu'ndan Akdeniz'e ve Asya'ya kadar BAE’nin doğrudan ya da dolaylı olarak müdahil olmadığı, paralı askerler veya yerel vekiller üzerinden finanse etmediği neredeyse hiçbir bölgesel kriz yoktur. Bu tablo; BAE ordusunun ve silahlarının masum bir vatan savunması için değil, küresel sermayenin ve müttefiklerinin bölgedeki çıkarlarını korumak, statükoyu yeniden dizayn etmek ve bölgesel hareketleri bastırmak için bir lejyoner gücü gibi kullanıldığı şüphesini kuvvetlendirmektedir.
Sonuç: Küresel Dizaynın Askeri ve Siyasi Sonuçları
Tüm bu veriler ve iddialar ışığında; BAE’nin maruz kalabileceği olası bir askeri müdahalenin sonuçları sadece bölgesel değil, küresel boyutta hissedilecektir. Harita üzerinde ve uluslararası hukuk nezdinde hedef alınan yer Arap Birliği üyesi bir devlettir. Ancak jeopolitik analiz açısından bakıldığında durum tamamen farklıdır. Zarar görenlerin büyük bir çoğunluğu yerleşik olmayan kitleler, iş insanları ve yabancı çalışanlar olacağından, doğrudan bir Arap milleti hedef alınmış olmayacaktır. Vurulan gökdelenler, limanlar ve finans merkezleri küresel oligarkların, Batılı ve Yahudi milyarderlerin milyarlarca dolarlık yatırımlarıdır. Yani yapılacak bir saldırı, klasik anlamda bir Arap dünyasını değil, doğrudan doğruya Batı'nın bölgedeki ekonomik merkezini hedef almış olacaktır.
Eğer BAE, iddia edildiği gibi 1971’den beri tasarlanan ve İsrail’in bölgedeki kabul görmeyen varlığını ikame eden bir arka plan yerleşimi ise; buraya yapılacak bir müdahale, küresel sermayenin bölgedeki dokunulmazlık alanını, dijital gözetleme merkezini ve lojistik üssünü doğrudan hedef almak anlamına gelecektir. Özetle; BAE’ye yapılacak bir askeri müdahale, kağıt üzerinde bir Arap devletine yapılmış gibi görünse de, fiiliyatta küresel sermaye ağlarına, Batı’nın Orta Doğu’daki ileri karakoluna ve İsrail’in bölgedeki en stratejik görünmez müttefikine karşı yapılmış bir hamle niteliği taşıyacaktır.
AHMET KACIR
Kaynakça
Ford, Henry. (1921). The International Jew: The World's Foremost Problem (Uluslararası Yahudi). Dearborn Publishing.
Davidson, Christopher M. (2012). After the Sheikhs: The Coming Collapse of the Gulf Monarchies. Hurst & Company.
Khedery, Ali. (2014). "Why the United Arab Emirates is the region's most influential state". Reuters.
Hanieh, Adam. (2018). Money, Markets, and Monarchies: The Gulf Cooperation Council and the Political Economy of the Contemporary Middle East. Cambridge University Press.
Stockholm International Peace Research Institute (SIPRI). (2020-2024). Trends in International Arms Transfers. (BAE'nin silah ithalatı ve askeri harcamalarına dair veriler).
Ulrichsen, Kristian Coates. (2016). The United Arab Emirates: Power, Politics and Policy-Making. Routledge.
Human Rights Watch & Amnesty International Reports. (2018-2023). (BAE'nin siber gözetleme teknolojileri ve Pegasus yazılımı kullanımına dair raporlar).