Bir Medeniyetin İnfazı: Yılbaşı Cinneti Ve Haramın Zaferi!
Giriş: Seküler Hegemonya ve Zihinsel Sömürgeciliğin Anatomisi
Seküler hegemonya, sadece teknik bir ilerleme süreci ya da basit bir yaşam biçimi değişikliği değildir. O; toplumları tarihsel derinliklerinden, kutsal bağlarından ve bin yıllık ruh köklerinden kopararak, onları küresel pazarın standart, ruhsuz ve kimliksiz birer nesnesi haline getiren topyekûn bir zihinsel tasfiye operasyonudur. Her yılın sonunda "yeni yıl coşkusu" ambalajıyla insanlığın önüne sürülen ritüeller, masum bir takvim değişikliğinin fersah fersah ötesindedir. Bu; bir ümmetin haysiyetini, tarihsel müktesebatını ve sarsılmaz inanç omurgasını hedef alan, kökleri dışarıda dalları ise maalesef içimizde olan sistemli bir aşınmayı ifade eder. Müslüman özne için bu eşik; sadece kronolojik bir geçiş değil, bir varlık davası ve ontolojik bir kimlik duruşu imtihanıdır.
1. Asrî Cahiliye: Haramın Kurumsallaşması ve "Seküler İbadet" Biçimleri
"Eğlence", "yenilenme" ve "kutlama" gibi parlatılmış kavramların ardına gizlenen mevcut tablo; aslında tüm haramların tek bir gecede konsolide edildiği, modern dünyanın "seküler ayinini" andırmaktadır. Bu gece, toplumsal ahlakın temellerini sarsan devasa bir tahribat oluşturmaktadır:
Vicdani Paradoks ve Küresel Sağırlaşma: İslam coğrafyasının pek çok noktasında; Gazze’den Doğu Türkistan’a kadar sistematik soykırımlar yaşanırken, bu acılara göz yumarak icra edilen lüks ve şatafat, kolektif bir vicdan çürümesine işaret eder. Müslüman, kardeşinin feryadı arşa ulaşırken, batılın sahte neşesiyle avunamaz.
İsrafın Tahribatı ve Ekonomik İntihar: Bir yanda temel gıdaya erişemeyen milyonların sessiz çığlığı, diğer yanda ise bir gecelik yapay haz uğruna heba edilen milyarlarca dolarlık sermaye... Bu, sadece maddi bir kayıp değil, ruhları kurutan manevi bir israf sarmalıdır. Unutulmamalıdır ki, meşruiyet dairesinin dışına çıkan her neşe, insanın kendi fıtratına yabancılaştığı bir esaret biçimi oluşturur.
2. Kültürel Şizofreni: Çift Kimlikli Yaşamanın Çıkmazı
Bu kutlama çılgınlığı, Müslüman toplumda derin bir kültürel şizofreni meydana getirmektedir. Gündüzünde tevhid akidesini dilinden düşürmeyen, beş vakit alnını secdeye koyan bir zihnin; gecesinde haçlı dünyasının efsanelerini evine buyur etmesi, sadece bir tutarsızlık değil, ruhsal bir parçalanmadır. Bu parçalanma, zamanla "helal ve haram" arasındaki sınırları belirsizleştirerek; günahın estetik bir kılıfla servis edilmesine, haramın ise "kültürel bir zenginlik" gibi algılanmasına yol açar. Kendi mukaddesatını başkasının profan dünyasıyla sentezlemeye çalışan kişi, ne Batılı olabilir ne de Müslüman kalabilir; o ancak medeniyetler arasında sürüklenen bir "ara tür" oluşturur.
3. Teşebbüh: "Keler Deliği"ndeki Zihinsel Esaret
İslam tasavvurunda "teşebbüh" (başkasına benzeme), sadece şekilsel bir taklit değil; bir değerler sisteminin gönüllü olarak terk edilerek karşı tarafa iltica edilmesidir. Hz. Peygamber’in (sav) o sarsıcı uyarısı, bugünün kültürel teslimiyetini açıklayan en net sosyopatolojik tespittir: "Sizden öncekilerin yolunu karış karış, arşın arşın izleyeceksiniz; bir keler deliğine girseler siz de peşlerinden gideceksiniz" (Buhârî). Batı’nın dini motifleriyle seküler dünyanın tüketim kültürünü harmanlayan bu hibrit yapı, Müslüman zihninde tehlikeli bir bilinç bulanıklığı meydana getirmektedir.
4. Akıbetin Kararması: "Onlarla Beraber Haşrolunmak"
İslam’ın kimlik inşasındaki en tavizsiz ölçüsü şudur: "Kim bir kavme benzemeye çalışırsa, o da onlardandır" (Ebû Dâvûd). Bu beyan; sadece dünyevi bir benzerlik uyarısı değil, ebedi istikbalin mühürlenmesidir.
Mesele sadece o gece ölmek değildir; mesele, o hal üzere yaşamanın ahiretteki dehşetli karşılığıdır. Bir mümin, o gece haramın ve batılın safında yer tuttuğunda, fiilen ve kalben o kavme iltica etmiş sayılır. Efendimiz’in (sav) "Kişi sevdiğiyle beraberdir" (Buhârî) ve "Kişi yaşadığı hal üzere haşrolunur" müjdeleri, bu şuurdan kopanlar için en ağır ihtar haline gelir. O gece kalbinde batılın neşesini taşıyan kişi, tövbe ile bu manevi kirden arınmazsa; mahşer meydanında alnını secdeye koyanların değil, taklit ettiği ve ritüellerini paylaştığı o inkârcı kalabalıkların safında haşrolma riskiyle karşı karşıyadır. Bu, bir mümin için ebedi bir hüsran ve kimliksizliğin mahşerdeki tescilidir.
5. Tarihin Donması ve Pasif Tüketici Kimliği
Yılbaşı ritüelleri, insanı geçmişin derslerinden ve geleceğin inşasından kopararak "anlık bir sarhoşluğa" hapseder. Bu, tarihin donmasıdır. Bir medeniyetin evlatları, kendi tarihsel misyonunu (İ’la-yi Kelimetullah) unutup, küresel bir sistemin kendisine dayattığı "eğlence takvimine" uyum sağladığında, aktif bir kurucu özne olmaktan çıkıp pasif bir tüketici nesnesine dönüşür. Bizim için zaman, başkasının belirlediği kronolojiye göre değil, Allah’ın rızasını kazanmak için oluşturulan bir salih ameller silsilesine göre akar.
6. Ontolojik Hesaplaşma: Muhasebe mi, Müskirat mı?
Yılın son gecesi, bir mümin için geride kalan 365 günün metafizik bir dökümünü yapma vaktidir. "Bu yıl Allah için ne yaptım?" sorusunun sorulması gereken o kritik eşikte; alkolle bilincini uyuşturmak, insanın kendi varlık gayesine ve Rabbine yaptığı en büyük ihanettir. Rabbimiz buyurur: "Zulmedenlere en küçük bir meyil göstermeyin; aksi halde size de ateş dokunur" (Hud, 113).
7. Taklit Çukurundan Fetih Zirvesine: İki Zıt Dünya Tasavvuru
31 Aralık gecesi, iki zıt dünya tasavvuru arasında yapılan keskin bir tercihtir. Bir yanda nefsi arzuları ilahlaştıran yılbaşı çılgınlığı; diğer yanda ise karanlığın bitişini, tevhidin zaferini ve küfrün diz çöküşünü müjdeleyen Mekke’nin Fethi ruhu bulunmaktadır. Yılbaşı kutlaması toplumsal bir şuursuzluk zemini tesis ederken, Fetih ruhu bizlere tevazuyu, şükrü ve izzeti bir karakter olarak sunar.
Sonuç: Bir Medeniyetin Yeniden İhyası ve İstiklal Çağrısı
Ey bu kadim medeniyetin varisi, ey izzetli ümmetin evladı! Bugün seni süslü ağaçların altına, renkli ışıkların cazibesine ve haramın gölgesine davet edenler, senin bin yıllık ruh köklerini kesmeyi amaçlamaktadır. Bir gece süren o yapay parıltı, ömür boyu sürecek bir kimlik kaybının ön ödemesidir. Müslüman kimliği, küresel kültürün sömürgeci baskısına karşı, kendi öz değerleriyle sağlam bir kale vücuda getirmek zorundadır.
Zira fethin başladığı yerde taklit sona erer. Gerçek bir fetih; harama sırt dönüp seccadeye alnını koyanların, neşesini İslam'ın vakarında, huzurunu ise Allah'ın rızasında arayanların ve "kim bir kavme benzerse onlardandır" ikazını kalbine mühürleyenlerin eliyle yeniden hayat bulacaktır.
AHMET KACIR
Kaynakça:
Kur'an-ı Kerim: Hud Suresi 113. Ayet (Meyil ve Ateş), Furkan Suresi 67. Ayet (İsraf ve Denge).
Sünnet-i Seniyye: Ebû Dâvûd, Libâs 4; Buhârî, İ'tisâm 14; Müslim, İlim 6. (Teşebbüh ve Haşr üzerine).
İbn Haldun, Mukaddime: Mağlup milletlerin galip milletleri taklit etme psikolojisi.
Aliya İzzetbegoviç, Doğu ve Batı Arasında İslam: Kültür ve Medeniyet ayrımı.
Sezai Karakoç, Diriliş Neslinin Âmentüsü: Medeniyetin ihyası perspektifi.
Necip Fazıl Kısakürek, İdeolocya Örgüsü: "Ruh Kökü" analizi.