Polislerimizi Şehit Eden Selefî Düşünce Akımına Karşı Ehl-i Sünnet’i Müdafaa ve Genç Akılları Bu Sapkın Zihniyetten Kurtarma Sorumluluğu

Son yıllarda İslam dünyasında ve özellikle Türkiye’de etkisini artıran selefî-tekfirci akımlar, hem dinî düşünceyi tahrif etmekte hem de toplumsal barışı doğrudan tehdit etmektedir. Bu zihniyetin ürettiği radikal yapıların güvenlik güçlerimize yönelik saldırıları, meselenin yalnızca teorik değil, aynı zamanda hayati bir güvenlik sorunu olduğunu ortaya koymaktadır. Bu makalede, Selefî ideolojinin itikadî temelleri ele alınacak, İbn Teymiyye’nin mücessim ve bozuk görüşlerini daha da ileri taşıyan Muhammed b. Abdülvehhab akıdeki fasidlikleri Sünni çizgisinde meydana getirdiği ve İslami düşünce de büyük bir tahrife yol açtığı şiddetli zihninleri yıkama projesiyle ehli sünnet birliğini kökten hunharca kırılmalarını incelenecek ve Ehl-i Sünnet akaidinin bu sapkın anlayışlara karşı sunduğu ilmî ve ahlâkî çözüm ortaya konulacaktır. Ayrıca Türkiye bağlamında IŞİD DEAŞ/Haricî yapılar ve bunların gençler üzerindeki yıkıcı etkileri değerlendirilecektir.

Anahtar Kelimeler: Selefîlik, Ehl-i Sünnet, Tekfir, Haricîlik, İbn Teymiyye, Vehhabilik, Radikalizm

Giriş

İslam düşünce tarihinde itikadî sapmaların en tehlikeli sonuçlarından biri, din adına şiddeti meşrulaştıran zihniyetlerin ortaya çıkmasıdır. Günümüzde selefî-tekfirci akımlar, Kur’an ve Sünnet’i bağlamından kopararak dar, literalist ve ideolojik bir okumaya tabi tutmakta; bu anlayış üzerinden genç zihinleri radikalleştirerek toplumsal yapıyı tahrip etmektedir

Türkiye’de polislerimize ve masum sivillere yönelik gerçekleştirilen terör saldırıları, bu ideolojik arka planın ne denli yıkıcı olduğunu açık biçimde göstermektedir. Bu nedenle mesele sadece güvenlik boyutuyla değil, itikadî, ilmî ve pedagojik boyutlarıyla ele alınmalıdır.

Bu çalışmanın amacı, selefî-tekfirci düşüncenin teorik köklerini ortaya koymak, Ehl-i Sünnet akaidinin sahih çerçevesini açıklamak ve gençleri bu sapkın anlayıştan koruyacak ilmî zemini oluşturmaktır.
————————

1. Selefî Düşüncenin İtikadî Temelleri ve Problemleri

Selefîlik, zahiren “selefe bağlılık” iddiası taşısa da tarihsel süreçte özellikle teşbih, tecsim ve katı literalizm ekseninde gelişmiş bir yorum biçimidir ne gerçek selefe ne tebai tabine ne 4 halife dönemine uymayan Bu anlayış Hz Ali döneminde ilk haricilik baş kaldırması olarak m.567 yılına dayanmaktadır ilerleyen süreçlerde Allah’ın sıfatlarını zahirî anlamda ele alarak, teşbihe ve cisim isnadına varan yorumlar üretmiştir, genç zihinleri ve özellikle ilimsiz avam kesimi zihinlerini ele geçirmiştir.

Ehl-i Sünnet âlimleri ise, Allah Teâlâ’yı mahlûkata benzetmekten kesin biçimde sakınmış; sıfatlar konusunda tefvîz veya te’vîl yöntemlerini benimseyerek teşbihi reddetmiştir. İmam Mâlik’in meşhur ifadesi bu yaklaşımı özetler:

“İstivâ malumdur, keyfiyeti meçhuldür, ona iman vaciptir, hakkında soru sormak bid’attir.”

Selefî çizgide ise, bu dengeli yaklaşım terk edilerek, Allah’a yön, mekân, uzuv ve cihet isnadına varan yorumlar üretilmiş, bu da akaid alanında ciddi kırılmalara yol açmıştır.
———————-

2. İbn Teymiyye’nin Görüşleri ve İtikadî Sapma

İbn Teymiyye, klasik Ehl-i Sünnet akaid metodolojisinden ayrılarak, Allah’ın sıfatlarını zahirî anlamda ele alan bir yaklaşımı sistematik hale getirmiştir. Özellikle istivâ, nüzûl, yed, vech gibi sıfatlarda yaptığı yorumlar,nahiv bilgisi zayıf fıkıhta da akla muhal görüşleriyle itikadı olarak bozuk fikirler sunmuş bundan dolayı yargılanmış ehli sünnet icma alimlerce tenkid edilmiş ve tevbe ettiği her ne kadar bilidirilsede öğrencilerinin aynı itikadı devam ettirdiklerinden bunun zıttı olduğu kuramına varıyoruz, bu tutumları birçok Ehl-i Sünnet âlimi tarafından açık teşbih ve tecsim olarak değerlendirilmiştir.

Bu sebeple başta İmam Subkî, İbn Hacer el-Heytemî, Takiyyüddin Hisnî ve İmam Süyûtî olmak üzere çok sayıda âlim, İbn Teymiyye’nin akaid görüşlerini sert biçimde eleştirmiştir.

İbn Hacer el-Heytemî şöyle der:

“İbn Teymiyye, teşbih ve tecsime kapı açan ifadeler kullanmış ve bu yönüyle Ehl-i Sünnet çizgisinden ayrılmıştır.”

Bu fikirler, daha sonra radikal selefî akımların teorik zeminini oluşturmuş ve literalist, katı, dışlayıcı bir din anlayışının yayılmasına neden olmuştur.

——————-
3. Muhammed b. Abdülvehhab ve Tekfirci Zihniyetin Kurumsallaşması
18. yüzyılda Necd bölgesinde ortaya çıkan Muhammed b. Abdülvehhab, İbn Teymiyye’nin fikirlerini daha sert ve radikal bir çizgiye taşıyarak tekfir merkezli bir din anlayışı geliştirmiştir.

Onun yaklaşımında:
•Tevessül şirk sayılmış,
•Kabir ziyareti bidat ve küfür olarak nitelendirilmiş,
•Ehl-i Sünnet Müslümanlarının büyük çoğunluğu dolaylı biçimde tekfir edilmiştir.

Bu anlayış, yalnızca teorik düzeyde kalmamış, Suud ailesiyle yapılan siyasi ittifak sonucu askerî ve ideolojik bir harekete dönüşmüş, binlerce masum Müslümanın katledildiği kanlarının döküldüğü türbelerinin harabeye çevirlidği peygamberimizin sav dua edip alimler çıkarttığı taif halkını yakıp yıkmış görülmemiş zulümlerle katletmişler ve saldırılarla tarihe geçmiştir.kendi babası ve kardeşide dahil bu zalime reddiye vermiştir.

Bu zihniyetin ürettiği tekfir anlayışı, günümüzde IŞİD DEAŞ ve benzeri örgütlerin temel ideolojik kaynağıdır.

———————
4. Selefî-Tekfirci Akımların Genç Zihinler Üzerindeki Tahribatı

Radikal selefî ideoloji, özellikle:
•Kimlik arayışı içindeki,
•Dini bilgi altyapısı zayıf,
•Sosyal dışlanmışlık yaşayan

gençler üzerinde etkili olmaktadır.

Sosyal medya, kapalı sohbet grupları ve ideolojik propaganda kanalları aracılığıyla gençlere:
•“Gerçek Müslümanlık” iddiası,
•“Tek hakikat bizde” söylemi,
•“Diğer herkes sapık” anlayışı

empoze edilmekte ve bu durum, zamanla tekfir, nefret ve şiddet eğilimi doğurmaktadır.

Bu zihinsel dönüşümün nihai sonucu, masum sivillerin ve güvenlik güçlerinin hedef alındığı terör eylemleridir.

———————
5. Türkiye Bağlamında IŞİD DEAŞ ve Haricî Zihniyetin Yansımaları

Türkiye’de ortaya çıkan DEAŞ bağlantılı yapılanmalar, klasik Haricî zihniyetin modern versiyonunu temsil etmektedir. Bu yapılar, dini söylemi istismar ederek gençleri radikalleştirmekte, devlet otoritesini “tağut” ilan ederek silahlı eylemleri meşru göstermeye çalışmaktadır.

Bu bağlamda kamuoyuna yansıyan bazı radikal figürler ve yapılanmalar, Türkiye’de selefî-tekfirci ideolojinin nasıl bir güvenlik tehdidine dönüştüğünü açıkça göstermektedir. Bu yapılar, yalnızca ideolojik değil, doğrudan silahlı terör faaliyeti üretmiş ve polislerimizi şehit eden saldırılara zemin hazırlamıştır.

Bu durum, selefî-tekfirci düşüncenin salt fikir düzeyinde kalmadığını, kanlı bir pratiğe dönüştüğünü açıkça ortaya koymaktadır.

___________
6. Ehl-i Sünnet Akaidi: İlmi, Ahlaki ve Toplumsal Çözüm

Ehl-i Sünnet anlayışı:
•Akideyi ilimle temellendirir,
•Şiddeti reddeder,
•Tekfiri istisnai ve son derece sınırlı tutar,
•Ümmet birliğini esas alır.

Bu yönüyle Ehl-i Sünnet, hem itikadî sahihliği, hem de toplumsal barışı garanti altına alan yegâne çizgidir.

Gençlerin bu sahih geleneğe yönlendirilmesi:
•Sağlam akaid eğitimi,
•Klasik kaynaklara dayalı öğretim,
•Sosyal medya üzerinden bilinçlendirme çalışmaları ile mümkündür.

_______________
Sonuç

Selefî-tekfirci ideoloji, İslam’ın rahmet, hikmet ve adalet merkezli mesajını tahrif ederek, dini şiddetin aracı haline getirmektedir. Bu anlayış, hem itikadî açıdan sapkın hem de toplumsal açıdan son derece yıkıcıdır.

Polislerimizi şehit eden bu zihniyetle mücadele, yalnızca güvenlik tedbirleriyle değil, ilmî, fikrî ve pedagojik mücadeleyle mümkündür. Ehl-i Sünnet akaidinin doğru biçimde öğretilmesi, genç zihinlerin bu zehirli ideolojiden korunmasının en etkili yoludur.

Bu mücadele, sadece bir dinî sorumluluk değil; aynı zamanda toplumsal barışı, devlet güvenliğini ve insan hayatını koruma sorumluluğudur.

ÖZETLE

Selefî-tekfirci ideoloji, nassları bağlamından koparan, teşbih ve tecsime kapı açan, tekfir merkezli sapkın bir din anlayışıdır. Bu zihniyetin teorik temelinde İbn Teymiyye’nin problemli akaid görüşleri, pratik ve örgütsel boyutunda ise Muhammed b. Abdülvehhab’ın radikal ve tekfirci yaklaşımı bulunmaktadır.

Bu çizgi, tarih boyunca ümmetin ana omurgasını oluşturan Ehl-i Sünnet akaidiyle açık çatışma içindedir. Zira Ehl-i Sünnet, Allah’ı her türlü benzetmeden tenzih ederken; selefî anlayış, literalist yorumlarla itikadı tahrif etmektedir.

Bu zihniyetin kaçınılmaz sonucu tekfir, şiddet ve terördür. Günümüzde DEAŞ ve benzeri Haricî yapılar, bu ideolojik zeminin doğrudan ürünüdür. Türkiye’de polislerimizi şehit eden saldırılar, selefî-tekfirci düşüncenin sadece fikir değil, kanlı bir güvenlik tehdidi olduğunu göstermektedir.

Sonuç:
Selefîlik, sahih İslam değil; akaidi bozan, gençleri radikalleştiren ve terörü besleyen sapkın bir ideolojidir. Buna karşı yegâne ilmî ve ahlâkî set, Ehl-i Sünnet itikadının güçlü biçimde öğretilmesidir.