Hürmüz’de Beklenen Son

Dünya bazen büyük savaşlarla değil, dar geçitlerle değişir. Bugün o dar geçitlerden biri, belki de en önemlisi, Hürmüz Boğazı.

Küresel finansın etkili isimlerinden Ray Dalio, geçtiğimiz günlerde yaptığı değerlendirmede çarpıcı bir benzetme yaptı:

“Hürmüz Boğazı’nı kaybetmek, Amerika için 1956’da Süveyş’in İngiltere için olduğu şey olabilir.”

Bu cümleyi hafife almak mümkün değil. Çünkü arkasında kuru bir yorum değil, tarihin defalarca doğruladığı bir gerçek yatıyor.

1956’da yaşanan Süveyş Krizi, bir askeri yenilgiden ibaret değildi. Birleşik Krallık, Süveyş Kanalı üzerindeki kontrolünü kaybettiğinde aslında dünyaya şu mesajı verdi: “Artık eskisi kadar güçlü değilim.”

İşte imparatorluklar tam burada çözülür. Çünkü güç, sahip olunan silahların toplamı değil; başkalarının size duyduğu güvenin adıdır.

Bugün aynı sınavın daha büyüğü yaşanıyor.

Hürmüz Boğazı, modern dünyanın enerji atardamarı. Küresel petrol akışının önemli bir kısmı bu dar su yolundan geçiyor. Bu hattın kesintiye uğraması demek; sadece enerji fiyatlarının artması değil, küresel ekonominin ritminin bozulması demek.

Ve bu noktada tarih bize çok daha eski bir hikâye anlatıyor.

16. Yüzyılda Osmanlı denizciliğinin en önemli isimlerinden Piri Reis, Hürmüz’e yöneldi. Amaç, bölgedeki Portekiz hâkimiyetini kırmaktı. Ancak sonuç alınamadı.

Bu başarısızlık sadece bir kuşatmanın başarısızlığı değildi; devlet nezdinde bir itibar kaybı olarak görüldü ve süreç, o dönemde dünya haritasını çizecek kadar bir deha olan Piri Reis’in idamına kadar uzandı.

Tarih burada bize acı ama net bir ders verir:

Stratejik bir geçitte başarısız olan güç, sadece dışarıda değil içeride de sarsılır.

Bugün sahnede Amerika Birleşik Devletleri ve İrail var. Karşısında ise İran.

Bu bir klasik savaş değil. Bu, dayanıklılık savaşı.

Amerika askeri olarak güçlü olabilir. Ama asıl soru şu: Uzayan bir çatışmanın maliyetine ne kadar dayanabilir? Kamuoyu, ekonomi, siyaset… Hepsi bu sınavın bir parçası.

Tarih gösteriyor ki, savaşlar çoğu zaman en güçlü olanın değil, en uzun süre dayanabilenin lehine sonuçlanır.

Eğer Amerika Hürmüz’de kontrolü tesis ederse (ki bu, bu saatten sonra mümkün görünmüyor) küresel sistem bir süre daha mevcut haliyle devam eder. Dolar güçlenir, müttefikler hizalanır, güven tazelenir.

Ama ya edemezse?

İşte o zaman mesele bir boğaz olmaktan çıkar. Tıpkı 1956’da olduğu gibi, dünyada şu kanaat yerleşir ve yerleşiyor da: “Amerika ve İsrail artık durdurulabilir.”

Ve her an her şey değişebilir.

Sermaye yön değiştirir. Müttefikler mesafe koyar. Yeni güç merkezleri yükselir. Çok kutuplu dünya hızlanır.

Tarih bize şunu söylüyor:

İmparatorluklar yenildikleri gün değil, yenilebilecekleri anlaşıldığı gün çöker.

Bugün Hürmüz’de sınanan sadece bir deniz yolu değil.

Bir devrin devam edip etmeyeceği.

Soru artık çok net:

İsrail’i koruma adına yola çıkan Amerika bu boğazdan geçecek mi, yoksa tarih bir kez daha aynı hükmü mü verecek? Yakında göreceğiz.

Feyzullah Aydoğan