“Birey” mi, İnsan mı?
Son yıllarda dilimize pelesenk edilen bir kavram var; “birey.”
Peki, nedir bu birey?
Sadece “özgür tekil bir kişi” mi? Yoksa sorumluluklarından arındırılmış,
bağlarından koparılmış bir varlık mı?
Bugün “birey” adı altında pazarlanan model, çoğu zaman insanı köklerinden,
yaratılış gayesinden koparılan bir anlayışa dönüşmüş durumda. Aile
bağlarından, toplumsal sorumluluklardan ve ahlaki referanslardan sıyrılmış bir
insan tipi… Hakları yüksek sesle konuşulan ama görevleri neredeyse hiç
hatırlatılmayan bir profil.
Oysa insan dediğimiz varlık; sadece kendi istek ve arzuları için yaşayan bir
canlı değildir.
Bir evlattır, bir anne ya da baba adayıdır.
Bir kardeştir, bir dosttur, bir komşudur.
Yani ilişkiler ağı içinde anlam kazanan yaratılmışların en şereflisi olan,
düşünen/akleden yüce bir varlıktır.
Bugün yaşanan birçok sosyal problemin arkasında bu insanlık değerlerinden
kopuş yatıyor. Şiddet, saygısızlık, sorumsuzluk… Bunların hiçbiri bir gecede
ortaya çıkmadı. Değerlerin zayıfladığı, sorumluluk bilincinin geri plana itildiği
bir süreçten geçtik. 28 Şubat sürecinden. Kesintisiz eğitim bunun en önemli
kırılma noktasıydı.
Burada meseleyi sadece belli kesimlere yüklemek de meseleyi basitleştirmek
olur. Sapıklığı ve eşkıyalığı sürekli yayarak normalleştiren Medya, siyasilerin
ısrarla sürdürdüğü fıtrata muhalif olan ve de beceri kazandıramayan bugünkü
on iki yıllık zorunlu Eğitim Sistemi, dejenere olmuş Sosyal Çevre ve bilinir
olmayı dayatan Dijital Kültür; hepsi birlikte yeni bir insan tipi inşa ediyor. Bu
tip, haklarını bilen ama sınırlarını bilmeyen; özgürlüğü isteyen ama
sorumluluktan kaçan bir karaktere doğru evrildi.
Oysa gerçek özgürlük, başıboşluk değildir.
Gerçek manada birey olmak, sorumsuz olmak değil; aksine sorumluluklarının
farkında olan bir insan olabilmektir.
Erdem, ahlak, şefkat, adalet, sadakat, irfan… Bunlar “eski dünyanın” yükleri
değil, insan olmanın temel değerleridir. Bu değerler olmadan ne toplum ayakta
kalabilir ne de bugün birey diye tarif edilen kişi/insan huzur bulabilir.
Eğitim politikalarının hak ve sorumluluk dengesini kurması gerekir. Sadece
bilgi veren değil; aynı zamanda karakter inşa eden bir anlayış… Sadece
diploma veren, meslek kazandıran değil (ki, bugün meslek dahi kazandırmıyor);
her yönüyle donanımlı insan yetiştiren bir sistem…
Aksi halde, elimizde daha “özgür” ama daha yalnız, daha “serbest” ama
bugünkü gibi daha yönsüz bir nesil kalır.
Ve o zaman sormak gerekir:
Biz gerçekten birey mi yetiştiriyoruz, yoksa insanı mı kaybediyoruz?
Feyzullah Aydoğan