Bidat ve Hurafeler

Günümüzde birçok bidat ve hurafenin yaygın bir şekilde hayata aktarıldığını üzülerek görmekteyiz. Bu yanlışlıklardan dönülmesi, doğru davranışların elde edilmesi umuduyla bu haftaki yazımı bu konuya tahsis ettim.

Öncelikle bidat ve hurafe nedir ve çıkış sebepleri neleredir bunları izah edelim. Istılah bakımından ( yani dini bir terim olarak ) bid'at; dinin aslından olmayan ve şer’i delillere dayanmayan, sünnete aykırı olarak icat edilen dini duygu, düşünce ve davranışlardır. Başka bir ifadeyle; dinî emirlerin ikmalinden sonra, Hz. Muhammed'in sünnetine, Kur’an’ın açık hükümlerine, ashap, tabiin ve müçtehitlerin genel görüşlerine tamamen aykırı olarak ortaya çıkan hal, davranış ve işler demektir. Bu iki tanımdan da anlaşıldığı gibi, sonradan ortaya çıkan bir olay veya davranışın bidat olabilmesi için dinin muhtevasına zıt olması gerekir.

Yaygın olan kanaate göre; bid’atların asıl doğuş sebebi, toplumlardaki kültür değişmeleridir. Bunun yanında cehalet, İslâm öncesinden kalan gelenek ve görenekler, eski dinlerden kalan alışkanlıklar, çok sevap kazanmak veya dinî vecibeleri fazlasıyla ifa etmek düşüncesi önemli etkenlerdir.

Hurafe ise; Akla ve gerçeğe aykırı, aldatıcı söz demektir. Masal, efsane ve genel olarak gerçek dışı kabul edildiği halde hoşa giden nakil ve rivayetlerde hurafe olarak değerlendirilebilir. Ayrıca hiçbir mantıki izahatı bulunmayan, din adına ileri sürülüp benimsenen batıl inanç ve davranışlarda hurafe kapsamına girmektedir.

Çağımızda en yaygın bidat ve hurafenin başında Türbe ziyaretlerinde yapılan yanlışlıklardır. İslam Dini yaratılmış olan mahlukatlar içinde insanın dirisine önem verdiği gibi ölüsüne de önem vermiştir. Ölüm hadisesi gerçekleştikten sonra ölüler temizlenip güzelce kefenlendikten sonra kabirlere konulmaktadır. Kabirlerin ziyaret edilmesinde orada yatan insanlar için hayır duada bulunulmasında hiçbir sakınca yoktur. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) bu konuda şöyle buyurmaktadır. “Size kabir ziyaretlerin yasaklamıştım. Artık, kabirleri ziyaret edebilirsiniz.”, “Kabirleri ziyaret ediniz, çünkü bu size ahireti hatırlatır.”

Evliyaların, Allah dostu olarak kabul edilmiş kişilerin yattığı yerler halk nezdinde “Türbe” olarak adlandırılır. Sonuç itibariyle türbelerde bir kabirdir ve ziyaret edilmesinde hiçbir sakınca yoktur. Yalnız, bu ziyaretlerde İslam’ın koymuş olduğu ölçülere riayet edilmelidir. Türbelerde konulan bu ölçülere ters ve çok yanlış olan davranışları şöyle özetleyebiliriz:

1.Türbelerde yatanlar beşer üstü varlık olarak görmek ve Allah ile kendi arasında aracı olarak kabul etmek.

2. Türbe ziyaretlerini sanki dini bir vecibeymiş gibi telakki etmek.

3.Çaput, bez bağlamak ve mum yakmak.

4.Türbelerde yatanlara adak adamak.

5.Türbelerde yatanlar adına kurbanlar kesmek.

6.Kabrin etrafında bulunan duvar, demir vb. şeyleri öpmek.

7.Türbelere eğilerek girmek.

8.Türbelerde yatıp şifayı orda yatanlardan beklemek.

9.Türbe kapılarına sahip olmak istediği şeyin (mesela ev, araba, çocuk vb.) resmini çizmek.

Her gün 5 vakit namazımızda Fatiha süresinde bulunan “Yalnız Sana kulluk eder, yalnız Senden Yardım dileriz” manasında ayeti okuduğumuz halde dediğimize muhalif olarak yardımı başka kapılarda aramak çelişki değil midir? İhtiyaçların karşılanmasını ölüden ummak kişiyi şirke sürükleyebilir. Şirk ise Allah’ın bağışlamayacağı en büyük günahlardandır.

Günümüzde üzülerek görmekteyiz ki; Kabirler, insanlara yaratılmış olan her şeyin bir gün ölümü tadacağını hatırlatmalıyken, dünyevi işlere cevap arandığı yerler haline getirilmiştir.

Günümüzde halkımız arasında birçok şey ya uğurlu ya da uğursuz sayılmaktadır. Kimileri ayların, kimileri günlerin veya gecelerin, kimileri hayvanların, kimileri ise bazı eşyaların uğursuzluğuna veya uğurlu olduklarına inanmaktadır. Uğurlu veya uğursuz kabul edilen her şey hurafedir.

Tarihin her döneminde varlığını koruyan hurafeler, insanın ruh ve tabiatına uygun düşmeyen, akla ve mantığa aykırı şeylerdir. İnsanların karşılaştığı problemleri çözmede doğru yolların dışında, yanlış yollara sapmaları hurafeleri iyice yaygınlaştırmıştır. Bu sebeple uğuru veya uğursuzluğu yaratılmış mahlukat ’tan beklemek doğru değildir.

Bidat ve Hurafeleri ortaya çıkaranlar ve bu hurafeleri yaygın hale getirenler için dünya ve ahiret sıkıntısı vardır. Çünkü iyi bir iş yapan kimsenin peşinden o iş devam ettirilirse alınacak sevaplardan payı vardır. Kötü bir iş yapan, kötü bir çığır açan ise o kötü yolda gidenlerin almış olduğu günahlardan bir payı vardır. Bu sebeple yapmış olduğumuz şeyin İslam Diniyle ilgisinin olup olmadığına bakmalı, dünyamız ve ahiretimiz için faydası araştırılmalı ve sadece gönlümüz istedi diye yapmamalıyız.

Bidat ve Hurafelerin bizler için bir başka zararı ise sanki bunlar dinin asıl unsurları gibi gösterilmesidir. Oysa ki bidat dinde aslı olmayan birtakım batıl ve yanlışlıkları ifade eder ki, Sevgili Peygamberimiz bidatlerden uzak durmamızı istemektedir.

Fahri SAĞLIK

Emekli Müftü