Kur’an-ı Kerime Göre Şeytan (2)
Her insanın, koruyucu Melekleri yanında onu aldatmak ve dosdoğru yoldan saptırmak için pusuda bekleyen, dolayısıyla her an ona zarar vermek için fırsat kollayan, etrafında dolanan şeytanı veya şeytanları da vardır.
Şeytanın temel amacı ve uğraşısı, insanı Allah’ın mesajlarına ters düşürmektir.
Yüce Allah Kur’an-ı kerimde şöyle buyuruyor:
“Allah’ın mesajını görmezden gelen kimseye bir şeytan tahsis ederiz; artık bu onun arkadaşıdır. Kendilerini doğru yolda zannederken bu şeytanlar onları yoldan saptırıp dururlar. Sonunda o kişi bize gelince -şeytana hitaben- "Keşke seninle aramız doğu ile batı kadar uzak olsaydı!" der. Ne kötü arkadaş!” (Zuhruf Suresi, 36-38)
“De ki: İnsanların kalplerine vesvese sokan, (insan Allah'ı andığında) pusuya çekilen cin ve insan şeytanının şerrinden insanların Rabbine, insanların Melikine (mutlak sahip ve hakimine) insanların İlâhına sığınırım!” (Nas Suresi, 1-6)
Şeytanın yaratılışı ve Hz. Âdem'e secde emrinden önceki durumu:
Kâinatta Âdem (a.s) den önce yaratılmış melek ve cin taifesi adında iki grup varlık mevcuttu. (Bakara Suresi, 2/31; Hicr Suresi, 15/26-29). Şeytan, cin denen varlık grubuna mensup idi. (Kehf Suresi, 18/50). Şeytana Hz. Âdem'e secde emrine kadar hissiyatına dokunan bir teklif yapılmamış ve imtihan olunmamıştı. Onun bu ana kadar, Allah'ın emirlerine göre mi, yoksa nefsinin isteklerine göre mi hareket ettiği bilinmiyordu. Âdem'e secde emri onun hissiyatına ters düştü. Emri yerine getirmekten kaçındı. Gerekçe olarak kendisinin ateşten, Adem'in ise topraktan yaratılmış olmasıydı. Ona göre ateşten yaratılmış olmak bir üstünlük sebebiydi. (Sâ'd Suresi, 38/71-85) Ateşin topraktan üstünlüğü iddiası ile iki madde arasında, aslında olmayan bir farklılık görmüştü. Her iki maddenin yaratıcısının da Allah olduğunu itiraf etmesine rağmen Âdem'in yeryüzünde Allah'ın halifesi olması, Allah'tan bir ruh taşıması gibi (Hicr Suresi, 15/29; Sâd Suresi, 38/72) asıl üstünlüklerini görmezden gelmişti. (Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, İstanbul, III, 2133; N. Mehmet Solmaz-İsmail L. Çakan, Kur'ân-ı Kerim'e Göre Peygamberler ve Tevhid Mücadelesi, İstanbul 1982, 1, 19).
Bu anlayış Şeytan'a, Allah'ın huzurundan kovulma, rahmetinden ümit kesme ve kıyamete kadar O'nun lânetini hakketme dışında hiçbir şey kazandırmadı. Çünkü o dar görüşlüydü, maddenin ötesini görememişti. Maddeyi tek ve gerçek ölçü sanmakla yanılgıya düşmüştü. His ve duygularıyla hareketi sonucu kendi nefsinden kaynaklanan yanılgısını Allah'ın emrine tercih etmekle insanın üstünlüğü gerçeğini kabul etmemişti. Çünkü bu secde emri yalnız Âdem'in sahsına değil, zürriyeti de dahil, insan nev'ine verilen bir şeref ve imtiyazdı ((Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, İstanbul, III, 2129).
Bu aynı zamanda insanın üstünlüğüne yapılan ikinci itirazdı. Birinci itiraz meleklerden gelmiş, (Bakara Suresi, 2/30) fakat Melekler itirazlarından hemen vazgeçip yüce Allah’ın emrine uymuşlardı. Şeytan ise ısrarcı oldu. Şeytan'ın bu ısrarı, büyüklük taslamaya ve neticede kendisini inkâra götüren bir isyana dönüştü. Nihayet Allah'tan şu hitap geldi: “Şimdi in aşağı oradan. Çünkü senin orada büyüklük taslamak haddine değil! Hemen çık! Çünkü sen aşağılıklardansın.” ᅠ (A'raf Suresi, 7/13; Hicr, 15/34-35; Sâd, 38/77-78) .
Böylece Hz. Âdem'e karşı büyüklük taslaması ve secde emrine isyanı neticesinde ilahi rahmetten ebediyen kovuluşu "İblis" adını almasına sebep oldu. Hz. Âdem'e secde emri karşısında isyan eden ve hakikatle ilgili bütün bağları koparılan ve melekler arasındaki yerini de kaybederek tamamen yalnız kalan şeytan bu defa intikam peşine düştü. Bir başka deyişle şeytanca tutum içerisine girdi. Hedefi insandı. Çünkü insan yüzünden ilahi rahmetten uzaklaştırılmıştı. Amacına ulaşabilmek için de Allah'tan kıyamete kadar mühlet istedi.
Mühlet verilişi:
Hz. Âdem (a.s)'a secde emri karşısında büyüklük taslaması sonucu ilahi rahmetten ümidini kesen ve tamamen yalnız kalan şeytan, hayatından da endişe etmeye başladı. “İnsanların tekrar dirilecekleri güne kadar bana mühlet ver” (A'raf Suresi, 7/14) diye Allah'a yalvardı. İnsanların tekrar dirilecekleri günden maksat ise sûr'a ikinci üfürülüş zamanıdır. (Zümer Suresi, 39/68; el-Mutafffin Suresi, 83/6). Bu şekilde mühlet istemekle tekrar dirilmeden sonra artık ölümün olmayacağını hesap ederek ölümden kurtulacağını sanıyordu. Onun bu isteğine karşılık yüce Allah: “Sen bilinen bir vakte kadar kendilerine mühlet verilenlerdensin, buyurdu.” Bilinen bir vakit ise, sûr'a birinci üfleniş zamanıdır. (Neml Suresi, 27/87) Böylece Şeytanın şeytani planı boşa çıkmış oldu.
Fahri SAĞLIK
Emekli Müftü