TOPLANTIDAN TOPLANTIYA KOŞARKEN SAĞLIĞIMIZ NEREDE KALDI?

Takvimler dolu, ekranlar açık, telefonlar sessizde…

Günümüz, çoğu zaman bir toplantının bitip diğerinin başlamasıyla geçiyor. Fiziksel olarak bir sandalyede oturuyoruz belki ama zihnen sürekli bir koşu hâlindeyiz.

İşte tam da bu yüzden, toplantı yoğunluğu arttıkça sağlığımız sessizce arka plana itiliyor.

İlk ve en görünmez sorun: Hareketsizlik.

Saatlerce oturmak yalnızca bel ve boyun ağrılarına yol açmıyor; kan dolaşımını yavaşlatıyor, enerji seviyemizi düşürüyor ve uzun vadede kalp-damar sağlığını bile etkiliyor. Oysa çözüm zor değil. Toplantılar arasında iki dakikalık ayağa kalkmalar, omuz çevirme hareketleri, hatta kamerayı kapatıp ya da uygun bir yere geçip kısa bir esneme bile vücuda “ben buradayım” deme fırsatı veriyor.

Bir diğer sessiz ihmal alanı: Su içmek.

Toplantı akışı içinde çoğumuz kahveyle idare ediyoruz. Üçüncü fincandan sonra hâlâ yorgun hissetmemizin sebebi kafein eksikliği değil, susuzluk.

Masanın üzerinde duran bir bardak su, aslında günün en önemli iş arkadaşlarından biri.

Hatırlatıcı kurmaya gerek yok; her toplantı bitiminde birkaç yudum yeterli bir başlangıç.

Toplantı yoğunluğu aynı zamanda nefesimizin süresini de kısaltıyor.

Fark etmeden yüzeysel nefes alıyor, bedeni sürekli “acil durum” modunda tutuyoruz.

Oysa toplantı başlarken üç derin nefes almak, kalp atışını yavaşlatır, dikkati toplar ve stresi düşürür. Bu küçük ritüel, toplantının verimini de şaşırtıcı biçimde artırır.

Beslenme konusu da ayrı bir başlık.

Arka arkaya toplantılar, öğün atlamayı neredeyse normalleştirdi. “Sonra yerim” dediğimiz o “sonra” çoğu zaman gelmiyor. Düzensiz beslenme kan şekerini dalgalandırıyor; bu da sinirlilik, odak kaybı ve ani yorgunluk olarak geri dönüyor. Mucize tarifler gerekmez: Bir avuç kuruyemiş, bir meyve, küçük ama dengeli bir ara öğün bile günü kurtarabilir.

Belki de en önemlisi: Zihinsel sınırlar.

Her toplantıya aynı anda hem katılıp hem de e-posta/sms yanıtlamaya çalışmak, beynimizi sürekli bölüyor. Bu da gün sonunda “hiçbir şey yapmamış gibi ama çok yorulmuş” hissetmemize neden oluyor.

Toplantılarda gerçekten orada olmak, toplantı haricindeki işleyişe ise “hayır” demeyi öğrenmek, bir lüks değil; zihinsel sağlık ihtiyacı.

Toplantılar elbette işin bir parçası. Ama günün tamamı toplantıysa, ortada sürdürülebilir bir düzen yok demektir.

Ya da eğer bir Holding çalışanı değilseniz, mesai saatlerinizin dışında düzenlenen, masum görünümlü ama ayda iki defayı rahatlıkla ihlal eden “bir araya gelmeler” toplantı falan değildir, kimse kusura bakmasın.

Sağlık, ancak boş zamanlarda hatırlanacak bir şey değil; tam tersine en yoğun anlarda korunması gereken bir temel. Çünkü iyi hissetmeyen bir bedenin, verimli bir toplantıda söyleyecek sözü de pek olmuyor.

Belki de bir sonraki toplantıya girmeden önce kendimize şu soruyu sormalıyız: “Ajandam dolu, peki ben nasılım?”

Yarın bir toplantım daha var. Sondan bir önceki, şimdilik…

Tekrar görüşünceye dek, hoşçakalın.

Dr. Meryem ÇILDIR