BAYRAM SEVİNCİ

Bayram sabahı insanın içine bir sevinç dolar. Ama bu sevinç öyle sade, duru bir mutluluk değildir; içinde biraz telaş, biraz mide yanması ve bolca “Acaba kimler gelecek?” merağı barındırır. Çünkü bayram dediğin şey, sadece sevinmek değil; aynı zamanda stratejik bir dayanıklılık testidir.

Her şey arife günü başlar. Evde hummalı bir temizlik… Normalde yerinden oynatılmayan koltukların altına girilir, yıllardır kayıp olan terlik tekleri veya minik oyuncak parçaları bulunur. O an fark edersiniz ki, bayram aslında sadece misafirler için değil, evin kendi iç hesaplaşması için de bir fırsattır. “Temizlik imandan gelir.” düsturunun en güzel yansımasıdır. Ne kadar detaylı temizlik yapılırsa yapılsın, ne kadar “titiz” misafirler için endişe edilirse edilsin, bir arada ve hep birlikte olabilmenin heyacanı ile tüm yorgunluklar dağılıverir.

YILIN EN ERKEN UYANIŞI

Bayram sabahı erken kalkılır. Erken derken, normal şartlarda tatil günü kimsenin kolay kolay ayaklanmadığı saatlerde… Gözlerdeki uyku mahmurluğu, bayram sabahının yüzdeki mührüdür.

Erkekler erken kalkmaya ek, en güzel giysilerini giyip bayram namazına gider. Kadınlar ise evdeki son rötuşları yapıp bayram kahvaltısı hazırlığına girişir.

BAYRAM KAHVALTISI

Tüm yapılan kahvaltıların arasında en kralı şüphesiz ki bayram kahvaltısıdır. Normalde bir kahvaltıda göremeyeceğiniz çeşitliliği sağlar. Görene “Ooo, bu bayram da döktürmüşsünüz” dedirten cinsten…

Kahvaltı yapılır ama o kahvaltı aslında bir nevi “tatlı öncesi son tuzlu ritüeli”dir. Çünkü herkes bilir ki birazdan baklava, şeker, çikolata üçgeninde geri dönüşü olmayan bir yola girilecektir.

Ön hazırlık olarak sıcak çaylar veya kahveler içilir.

BAYRAM TRAFİĞİ

Sonra başlar misafir trafiği…

Kapı çalar. İlk gelenler genelde “erken davranalım da kalabalığa kalmayalım.” diyenlerdir. Ama işin ironisi, herkes aynı şeyi düşündüğü için hem yol trafiği hem de gidilecek ev bir anda konser alanına döner.

Oturacak yer kalmaz, ama kimse şikayetçi de değildir. Evin en küçükleri hariç. Onlar çoğunlukla yer bulamadığından ya annesinin kucağına alınır ya da bir pufun üzerine…

BAYRAM ŞEKERLERİ

Bayramın en kritik unsuru ise çocuklardır. Ellerinde poşetlerle kapı kapı dolaşan bu küçük girişimciler, aslında ekonominin temelini oluşturur. Şekerleri kategorize ederler: “Bu iyi, bu geçen seneden kalma gibi, bu direkt çöpe.” Çocukların bu acımasız dürüstlüğü, büyüklerin diplomatik gülümsemeleriyle tezat oluşturur.

Bayram şekerlerinin şekerlikte mi yoksa cici bici kıyafetlerle en tatlı hale getirilmiş olan minikler mi olduğu her bayramın en tatlı ikilemini oluşturur ve sonuç hiç değişmez: Evin en küçükleri yine sevgi yumağının en yüksek dozunda ilgiyi alır.

BAYRAM SORUŞTURMASI

Bir de klasik sorular vardır:
“Büyüdün mü sen?”
“Okul nasıl gidiyor?”
“Boy atmışsın!”
Bu soruların amacı bilgi almak değil, sohbeti ayakta tutmaktır. Çünkü kimse gerçekten cevabı dinlemez; önemli olan ritüelin devam etmesidir.

Normalde bir araya gelinse asla sorulamayacak sorular da bazen patavatsızca soruluverilir, bayram bahanesiyle…

“Okul bitmedi mi daha?”

“İşe başladın mı?”

“Sen daha atanamadım mı?”

“Kaç yaşına geldin, daha evlenmiyor musun?”

“Çocuk düşünmüyor musunuz?”

“İkinci ne zaman?”…

Bayramın en stratejik noktası, toplasanız yarım saat sürmeyecek bu soruları manevra kabiliyetiniz kapsamında savuşturabilmekte ya da gururla cevapları iletmekte saklıdır.

Bir de tonton ninelerin bayram sorgusu vardır ki bu da sülalenin genel durumuna kişinin hakimiyetine dair bir sınavdır. Bu nineler her nedense bayram dışında sizi bir kere bile arayıp “Nasılsın? Halin ne?” diye arayıp sormazken konu, sizden hesap sormaya gelince de en önden koşarlar… Çok da mana aramaya değecek bir muhabbet değildir.

BAŞKA ZİYARETLERE GİTMEK ÜZERE KALKIŞ

Bayram ziyaretlerinin en dramatik anı ise vedalaşmadır. Havaalanı çıkış kapısına ulaşmak kadar teferruatlı…

Kapıda geçen o 15 dakikalık “Hadi biz kalkalım” süreci, aslında başlı başına bir törendir. Ayakkabılar yavaşça giyilir, son bir tatlı daha teklif edilir, varsa söylenemeyen sözler boca edilir, “Bir dahakine daha uzun oturacağız” denir ve herkes bunun gerçekleşmeyeceğini bilir.

BAYRAM KRİTİĞİ

Ama tüm bu karmaşanın içinde garip bir sıcaklık vardır. Aynı hikâyeler tekrar edilir, aynı şakalar yapılır, aynı tatlılar yenir… Ama her bayram hayata dair farklı farkındalıklar eklenir.

Bayram telaşının sonunda insan fark eder ki bayram sevinci, mükemmel olmasında değil, tam da bu hafif dağınık, hafif absürt halindedir.

Sonuçta bayram; biraz tatlı, biraz sohbet, biraz da sabır işidir. Ama en çok da, “iyi ki var” dedirten o tanıdık kalabalığın adıdır. Çünkü her insan, “Bir yere ait olma” hissini en derinden yaşamaya muhtaçtır.

Bayramın sonunda elinizden tutan sadece birkaç kişi kalsa da, özünüz sayıca azalsa da, bayramın coşkulu kalabalığı da arkanızda dağ gibi durur ve sizi en geri cepheden destekler ki dalından düşen birer kozalak gibi sağa sola çarpa çarpa uçsuz bucaksız yörelere bir başına düşmeyesiniz diye…

Dr. Meryem ÇILDIR