Milli ve Manevi Değerlere Bağlılık

Kur’an-ı Kerimde şöyle buyurulur:

"Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır." (Hucurât; 13)

Ayet-i kerimede farklı kavim ve milletlere mensup kimseler arasında olması gereken ilişki türü, “teârüf” kelimesiyle ifade edilmiştir. Bu kelime, “ bilmek ve tanımak” kökünden gelmektedir. Anlam Arapça tefâul kalıbında, “karşılıklı olarak tanışmak, görüşmek, konuşmak, anlaşmak, iş birliğ yapmak, birlikte oturmak, kalkmak, beraber yemek, birbirini ziyaret etmek” gibi anlamlar kazanır. Buna göre insanların farklı milletler olarak yaratılış gayesi, onların birbirleriyle kavga edip savaşmaları değil, bilakis bir araya gelerek konuşmaları, görüşmeleri ve insanlığın hayrı, sulh ve sükunu için iş birliği yapmalarıdır. Bu sayede söz konusu iş birliğinden bütün milletler istifade edecek ve insanlık daha ileriye, iyiye ve güzele gidecektir.

Daha genel manada “örf” kavramı da aynı kökten gelir. Örf, bir milletin alışık olduğu yaşam tarzıdır. Buna göre “teârüf”, farklı milletlerin kendi örflerini bir araya getirerek oradan ortak bir medeniyet inşa edip çıkarmasını ifade eder. Artık bu medeniyet, onu oluşturan milletlerin ortak malı olmuş olur. Tıpkı İslam Medeniyeti gibi. O, Arap’ı, Türkü, Kürdü, Acemi, Afgan’ı, Azeri’si, Laz’ı, Çerkez’i, Boşnak ve Arnavut’uyla bütün Müslümanların ortak ürünüdür.

İnsan gibi, insanlardan oluşan milletler de biri maddi, diğer manevi olmak üzere iki yön arz eder. Bunlardan ilki olan maddi yön, o milletin genetiği ve buna bağlı olarak gelişen şeklini, şemailini ve dış görünüşünü oluşturur. Bununla birlikte millet, sadece o millete ait genetik özelliklerden ibaret değildir. Bilakis milleti millet yapan şey, birtakım değerlerden oluşan manevi yönüdür. Bu bağlamda milli değer, bir milletin davranış, duygu ve düşüncelerini belirleyip yönlendiren güzellik, kıymet ve iyilik ölçütleridir. Diğer bir deyişle milli değer, bir milleti ve toplumu bir arada tutan ve onları birlikte yaşatarak mutlu, huzurlu, barışçıl ve güven içinde yaşamasını sağlayan manevi hususlardır. Söz konusu manevi değerler ortadan kalktığında ortaya ırkçılık çıkar. Bir insanlık suçu olan ırkçılık, sahibi olan milleti vahşi bir canavara dönüştürür. Tarih boyunca insanlık ırkçılık belasından çok çekmiştir. Bunu önlemenin yegâne yolu milli değerlere sarılmaktır.

Bu bağlamda Türk milletinin milli değerlerine bakacak olursak onları kısaca şu şekilde özetleyebiliriz. Tür milleti adildir; tarih boyunca gerek birbirine karşı gerekse yönetimi altında olan diğer milletlere karşı adaletle davranmıştır. Türkler, herkese karşı dürüst, saygılı ve hoşgörülüdür; kimseyi aldatmaz, başkasına saygısızlık yapmaz, insanların kusur ve hatalarını affederler. Aynı şekilde Türkler, vatanına, milletine ve bayrağına düşkün bir millettir. Özgürlük ve bağımsızlık bizim karakterimizde vardır. Bu uğurda canımızdan vazgeçer, fakat asla esarete boyun eğmeyiz.

Türk milleti sabır, sevgi ve sorumluluk sahibidir. Bu sayede tarih boyunca karşısına çıkan her türlü zorluğun üstesinden gelmiştir. Türkler, kanaatkâr, tutumlu ve toprağına düşkündür. Kendi ekip diktikleri ve ürettikleriyle tarih boyunca kimseye muhtaç düşmemiş ve başkasına bağımlı yaşamamıştır. Türkler, Cömert ve diğerkâmdırlar; yeri geldiğinde kendileri yemez, misafirlerine, komşularına, fakir ve muhtaçlara yedirirler. Nitekim Anadolu’da hemen her köyde yolcular için bir köy odası, yine hemen her evde misafirler için bir misafir odası vardır. Anadolu insanı, bir akşam sofrasında misafir olmadığında sofrasının bereketi olmadığını düşünerek üzülür ve rahat yemek yiyemez.

Türk milleti, kahraman ve mert bir millettir. Tarih, bizim onlarca kahramanlık ve mertlik hikayelerimizle doludur. Türkler, büyüklerine karşı saygılı ve hürmetlidir. Zayıf, fakir ve garibanlara karşı alçakgönüllü ve güler yüzlü, zalimlere karşı ise cesur, acımasız ve çok serttir. Türk milleti, namus ve şerefine çok düşkündür. Bu iki değeri için canını seve seve vermeye hazırdır. Milletimiz ağırbaşlı ve alçakgönüllüdür; gurur, kibir ve gösterişten hiç hoşlanmaz. Dostları için kalbi temiz sadık bir kardeş, düşmanları içinse amansız bir rakiptir.

Kültür emperyalizmi veya dünyevileşme sonucu bu değerlerden bazıları kısmen örselense de genel olarak Türk Milletinin genlerinde mevcuttur.

Her Müslüman Türk, milli kimliğini bilmek ve bu kimliğe ait değerleri benimsemek durumundadır. Aynı şekilde kendi milli kimliğini bilen ve değerlerine sahip çıkan bir Müslümanın başkasının milli kimlik ve değerlerine de saygı duyması gerekir. Zira ayet-i kerimede belli bir milli kimliğe değil, bilakis genel olarak bütün milli kimliklere atıfta bulunulmaktadır. Buna göre milliyetçilik müspet bir olgu, milli kimlik ve değerlere sahip çıkmak da iyi bir haslettir.

Türk milleti, mayasında özü mevcut olan bu hasletleri İslam diniyle yoğurmuş; benimsemiş olduğu inanç, ibadet ve ahlak esaslarıyla onları kalıcı milli değerleri haline getirmiştir. Öyle ki belli bir dönemde Türk ismi Müslüman ile eş anlamlı olarak kullanılmıştır. Bu itibarla Türk deyince akla söz konusu değerler gelir. Bu değerler kaybolduğunda o kimse milli kimliğini kaybetmiş sayılır.

Etnik kökeni aynı olduğu halde ait olduğu medeniyet farklı olan milletler de milli değerleri farklı olduğu için karşı karşıya gelebilmektedir. Bu konuda belirleyici olan husus, onların etnik kimlikleri değil, milli değerleri olmaktadır.

Netice itibarıyla bir insanın Türk olması için sadece anne-babasının Türk, Kürt olması için anne-babasının Kürt, Arap olması için de Anne-babasının Arap olması yeterli değildir. Zira belirttiğimiz üzere milli kimlik, sadece doğumla gelen genetik bir şey değil, bilakis milli değerlerle ilgili bir husustur. Bir kimse, milli değerlerini kaybetmeye başladığında milli kimliğini de kaybetmeye başlar. Bu süreç devam ettiğinde gün gelir ortada onun milli kimliğinden eser kalmaz.

Maalesef yeryüzünde bu şekilde asimile olmuş binlerce Türk, Kürt ve Arap var. Adından, yüzünden, şeklinden veya şemailinden aslen Türk, Kürt veya Arap olduğunu tahmin edebiliyorsunuz. Fakat o denli asimile olmuş ki, artık kendisinin bir gayr-i Müslim Alman, Fransız, İngiliz veya Amerikalıdan pek de bir farkı kalmamış, hatta kendi kültür ve medeniyetini inkâr edip reddettiği için onlardan çok daha kötü bir duruma düşmüş durumda.

İşte böylelerinin ne Türlüğe ne Kürtlüğe ne de Araplığa bir hayrı kalmamıştır. Batılıların en çok sevdiği tipler de bunlardır. Onları destekler, ödüllendirir, adeta baş tacı yaparlar. Çünkü gerek kendi milletine gerekse kardeş milletlere karşı her türlü kötülüğü bunlar eliyle ve aracılığıyla yapar ve yaptırırlar. Sonra da Türk’e hain Arap ve Kürdü, Araba hain Türk ve Kürdü, Kürde de hain Arap ve Türkü göstererek bu milletleri birbirine düşman yapmaya çalışırlar. Maalesef bu plan ve oyunlarında bugüne kadar çok başarılı oldular. İnşallah bir an önce hepimiz uyanır, başkalarının hainleriyle uğraşmayı bırakır ve kendi hainlerimizi etkisiz hale getirerek bertaraf etmeye çalışırız.

Fahri SAĞLIK

Emekli Müftü