Mezhep Çatışması: Ümmetin Kanayan Yarası
İslam dünyası bugün, tarihin en hüzünlü ve en çetin virajlarından birinden geçmektedir. Bir yanda emperyalist mihrakların dört bir yandan kuşatmaya çalıştığı İslam coğrafyası, diğer yanda ise bu dış tehditlerden çok daha sinsi, çok daha yıkıcı olan; kardeş kanıyla beslenen tefrika hastalığı.
Bu marazi halden istifade edenler; hak ile batılın o ezeli mücadelesini suni gerilimlerin, tarihsel kırgınlıkların ve kör cehaletin zifiri karanlığında boğmaya çalışırken, aslında İslam’ın birleştirici ruhunu ve ümmetin birlikte mücadele azmini hedef almaktadırlar.
I. Kavramların Ardındaki Kirli Tezgâh
Bugün toplumsal hafızada ve ortak bilinçte 'Şia' ya da 'Sünni' gibi kavramlar, çoğu zaman gerçek mahiyetinden kopartılarak aramıza birer husumet barikatı olarak dikilmektedir. Gerek ilmi çevrelerde gerekse toplumun genelinde, insanlar bu mezheplerin mahiyetini tam olarak bilmeseler de, ifsat odaklarının lanse ettiği korku kültürüyle birbirini "öteki" ve hatta "büyük bir düşman" olarak görmeye maruz bırakılmaktadır.
Cenab-ı Allah’ın emirlerine mutlak sadakati esas alan, Kelâmullah’ın ahkâmıyla yoğrulan ve Hatemü’l-Enbiya Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) rehberliğinde kenetlenen bir bütünlük; İslam dünyasının hakikatidir. Sıfatlarımızı birbirimize karşı birer silah, kimliklerimizi ise aramıza çekilmiş husumet barikatları haline getirenler; biz omuz omuza verip bir araya geldiğimizde neleri başarabileceğimizin o kudret ve azametinden ürperen fitne odaklarıdır.
II. Tarihsel Tekerrür: "Böl ve Yönet" Stratejisi
Bu parçalama tuzağı yeni bir senaryo değil, asırlardır İslam coğrafyasını sömürmek isteyenlerin uyguladıkları en köklü stratejidir. Tarihin her döneminde, Müslümanların ilmi ve siyasi üstünlüğü ne zaman yükselişe geçse, araya mezhep ve meşrep fitneleri sokulmuştur.
Sömürgeci zihniyet, fiziksel işgalden önce zihinsel bir parçalanma oluşturur. Bizler mezhep ve meşrep tefrikasıyla birbirimizle uğraşırken, coğrafyamızın sınırlarını cetvelle çizenler, aslında zihinlerimize de görünmez barikatlar çekmektedirler.
III. Değerlerimiz Üzerinden Fitne Tuzağı ve Kardeşlik Hukuku
Bu sinsi senaryonun, Müslümanları birbirine düşürmek ve ümmetin kardeşlik bağlarını koparmak için seçtiği en hassas noktalardan biri Hz. Ayşe Validemizdir. O; nübüvvet ikliminin mümtaz bir şahidi, ilmin ve hikmetin ana kaynağı olmasının yanı sıra, "Peygamber, müminlere kendi canlarından daha yakındır. Eşleri de onların anneleridir" (Ahzâb Suresi, 6. Ayet) ilâhi fermanıyla kıyamete kadar ümmetin ortak haysiyetine emanet edilmiştir.
Küresel fitne odaklarının bu mukaddes emanet üzerinden Müslümanlar arasında bir husumet cephesi oluşturma gayretlerine karşı, Şii dünyasının en yüksek dini mercilerinden biri olan Ayetullah Seyyid Ali Hamenei, net bir duruş sergileyerek bu oyunu boşa çıkaran şu fetvayı vermiştir:
"Müminlerin Annesi Hz. Ayşe’ye ve Sünni kardeşlerimizin mukaddes bildiği sembollere hakaret etmek, İslam’ın özüne aykırı bir haramdır."
Bu beyanla birlikte; mezhep taassubunun zifiri karanlığına karşı ümmetin izzetini baş tacı yapan ve kardeşlik hukukunu tahkim eden hukuki bir zemin inşa edilmiştir. Zira basiret sahibi her mümin bilir ki; ümmet bilinci, ancak bu tür ahlaki temeller üzerine kurulan bir ittifakla mümkündür.
IV. Ekranlardan Sızan Gizli Tehlike: Sanal Bölünme
Günümüzde fitne artık sadece dilden dile aktarılan bir telkin değil; parmak uçlarındaki ekranlardan zihinlere ve kalplere sirayet eden, saniyeler içinde binlerce insanı etkisi altına alan sanal bir dalga olarak yayılmaktadır. Bu sinsi tahribat, şer güçlerin karanlık mahzenlerinde tezgâhlanan dezenformasyon tortularını dimağlara taşıyarak hakikatin duru ışığını gölgelemekte; kalplerin safiyetine nifak tohumları ekerek kardeşlik bağlarını kurutmaktadır. Sanal dehlizlerin soğuk ve kurak ikliminde yetişen nesiller; zihinleri her yönden kuşatan sanal bir dalga eşliğinde, yanı başındaki din kardeşini muhabbet ve hüsnüzanla tanımak yerine, ekranlara yansıyan çarpıtılmış suretler üzerinden birer 'hasım' olarak görmeye zorlanmaktadır. Teknolojik ağlar içinde kalpler arasına görünmez duvarlar örülmekte ve ümmetin ezeli kardeşlik hukuku, bir anlık sanal öfke uğruna kurban edilmektedir.
Oysa mümin bilmelidir ki; hangi mecradan gelirse gelsin, eğer bir söz Müslümanı Müslümana düşman ediyorsa, o söz batılın kirli uğultusundan başka bir şey değildir.
V. Parçalanma Stratejisinin Gerçek Yüzü: Küresel Güç Odakları ve Sömürü
İslam dünyasındaki mezhep gerilimleri, yalnızca içtihadi farklılıklardan kaynaklanan doğal bir süreç değildir. Arka planda, Müslümanların birliğini kendi çıkarları için tehdit gören küresel güç odaklarının stratejik müdahaleleri yer almaktadır. Söz konusu odaklar; toplumlar arasındaki tarihsel ve sosyolojik kırılma noktalarını tespit ederek, bunları sistematik birer çatışma unsuru haline getirmeyi hedeflemektedir.
Sömürgeci zihniyetin Müslüman halklar arasında körüklediği suni ihtilaflar, müşterek bir duruş ortaya konulmasını engellemekte; neticede bölgeyi dış müdahalelere açık ve savunmasız bırakan bir siyasi zemin oluşturmaktadır. Bir yandan yer altı kaynakları kontrol altına alınırken, diğer yandan sanal platformlardaki dezenformasyonlarla ümmetin asıl gücü olan kardeşlik bağı sömürülmektedir.
VI. Ortak Şuur ve İttifak Ahlakı: Kaos Denklemine Karşı Vahdet İnşası
Güçlü bir İslam toplumu inşa etmek, yalnızca soyut temennilerle değil; ancak hayatın tam merkezinde atılan somut ve bilinçli adımlarla mümkündür. Bu şuur; her bir farklılığı medeniyetimizin birer köşe taşı kabul ederek "ortak keder" ve "ortak tehdit" karşısında çelikten bir kale gibi kenetlenmektir.
Dijital Basiret ve Teyit Kültürü: Basiret sahibi her mümin, ekranına düşen her bilgiyi feraset süzgecinden geçirmeli; sosyal medya mecralarında birer operasyon aparatına dönüşen provokasyonlara karşı tavizsiz bir teyit kültürü oluşturmalıdır. Bilginin doğruluğunu araştırmadan paylaşmak, o kirli çarka su taşımaktan farksızdır.
Eğitimde Zihinsel Devrim: Eğitim sistemimiz ve kurumlarımız, farklı düşünce ekollerini birer çatışma gerekçesi olarak değil; İslam medeniyetinin entelektüel derinliği ve ilmi zenginliği olarak takdim etmelidir. Kardeşlik hukuku, henüz sınıflardayken bir refleks haline getirilmelidir.
Sosyal Temas ve Ön Yargı Duvarlarını Yıkmak: Farklı kesimlerin bir araya geldiği ortak platformlar artırılmalı; sanal dünyada örülen o soğuk duvarlar, yüz yüze iletişimin sıcaklığıyla eritilmelidir. Tanışmak, husumetin en büyük panzehiridir.
VII. Fikir ve Amel Birliği: Yeniden Uyanış
Ümmetin içine düştüğü bu dağınıklık, yalnızca dış güçlerin başarısı değil; kendi birliğimizi tahkim edemeyişimizin hazin bir neticesidir. Kendi meşrebini dinin aslından daha aziz tutan sığ anlayışlar, Müslümanların o köklü ittifak ruhunu içeriden aşındırmaktadır.
Bizim için mezhep; hakikate giden yolda bir usuldür, İslam’ın hudutları dışında yeni bir din inşası değildir. Zihinlerimizdeki o görünmez duvarları yıkmadıkça, coğrafyamızdaki dikenli telleri söküp atmamız mümkün olmayacaktır.
Sonuç: Kaos Sarmalından Kardeşlik Şuuruna
Ümmetin ortak kaderini ve varlık zeminini hedef alan bu çok boyutlu abluka; birlik ruhumuzu bütünüyle yıkmaya ve kardeşlik bağlarımızı koparmaya azmetmiş sinsi bir kuşatmadır. Ancak en karmaşık kaos denklemleri bile, feraset sahibi bir duruş karşısında darmadağın olmaya mahkûmdur. Zira asıl kudretimiz; maddi imkânların dar hudutlarında değil, kardeşlik hukukunu nefsimizden aziz bilen ahlaki köklerimizde saklıdır.
Kendi fıkhımızı yaşarken kardeşinin fıkhına hürmet ettiğimiz gün, coğrafyamızın çehresini değiştirecek o aydınlık sabahı hep birlikte oluşturacağız. Zira bu sinsi kuşatmayı yarmak; ancak tevhid ekseninde kenetlenen o köklü kardeşlik ruhu ile yeniden ayağa kalkmakla mümkündür.
AHMET KACIR
Kaynakça
İlahi Referanslar: Kur'an-ı Kerim; Ahzâb Suresi 6. Ayet, Nûr Suresi 11-20. Ayetler, Hucurât Suresi 6. Ayet.
Resmi Fetva: Ayetullah Seyyid Ali Hamenei, "Ehl-i Sünnet’in Kutsallarına ve Hz. Ayşe’ye Hakaretin Haram Olduğuna Dair Fetva", 2010.
Uluslararası Onay: El-Ezher Üniversitesi Şeyhi Ahmed et-Tayyib'in destek açıklaması (2010).