KADEM YÖNETİM KURULU BAŞKANI SAYIN DOÇ. DR. SALİHA OKUR HANIMEFENDİ’YE: UFAK ATIN DA CİVCİVLER YESİN 

Bizim jenerasyon iyi bilir, 90'lı yılların oldukça meşhur bir sözüydü. Dekman gibi desteksiz atmaya kalkışana etrafındaki arkadaş grubu anlattıklarını abartı bulduğu vakit, “Bizi kandıramazsın” manasında, “Ufak at da civcivler yesin” derdi...

SAYIN DOÇ. DR. SALİHA OKUR DA 28 ŞUBAT MAĞDURU ÇIKTI, İYİ Mİ?

Geçen gün katılmış olduğu bir TV programında her fırsatta 28 Şubat mağduru olduğunu dile getirdi. Fakat 28 Şubat kararları 1997 yılında alındı ve asıl 1999 yılında imam hatip liseleri başta olmak üzere, tüm meslek liseleri mezunlarına üniversiteye girişte uygulanan katsayı mağduriyeti ile had safhaya getirildi. 

Sayın Saliha Okur ise 1998 yılında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden mezun olmuş, yani 28 Şubat’ı kıyısından veya kenarından ya gördü ya görmüş gibi yaptı...

MAĞDUR VAR, MAĞDURCUK VAR

Sanırım Sayın Doç. Dr. Saliha Okur Hanımefendi mağdurcuklar arasında...

Sayın Hanımefendi’ye asıl mağdur kim, asıl mağdur nasıl olunur, birazcık anlatmak istiyorum, “Mağdur olduk” derken belki az da olsa yüzü kızarır...

Elbette cahil takımı gibi, “Kim daha az mağdur, kim daha çok mağdur bilgi yarışması” gibi mağduriyet yarıştıracak değilim. Fakat Sayın Saliha Okur'a şunu belirtmek istiyorum; mağdurcuklar sürekli ön planda her nedense, biz asıl mağdurların ise yine ve maalesef halen, mağduriyetlerimiz devam ediyor...

BALIKESİR İMAM HATİP LİSESİ ÖĞRENCİSİ İKEN DÖNEMİN BALIKESİR VALİSİ YAHYA GÜR'ÜN EMRİ İLE LİSEDEN KOVULDUM

Peki neden kovuldum? Balıkesir'in o dönem başörtülü tek kız öğrencisi şahsım mıydı? Yooo… İmam hatip lisesinde okuyan tüm kız öğrenciler, Allah'ın emri gereği, başörtüsü örtüyordu. Peki, Balıkesir'de o dönem neden sadece şahsım liseden kovuldu? Çünkü 28 Şubatçılar her zaman şuna çok dikkat ediyordu; “Başörtülü olsun ama vazifesi çaycılık, çiftçilik veya temizlikçilik olsun. Mahkemede avukat, savcı veya hakim, okulda öğretmen olmasın… Aman ha, sakın, müdür veya müdür yardımcısı asla olmasın ama hademe olsun” gibi bir zihniyet içindeydiler. Hem başörtülü, hem başarılı kim varsa hedef haline geliyordu. Kız olsun erkek olsun, başı açık veya kapalı olsun, o dönem Balıkesir’in tartışmasız en başarılı öğrencisi şahsım olduğu için de dönemin Balıkesir Valisi Yahya Gür Beyefendi’nin gözünden bu durum kaçmadı ve İmam Hatip Lisesi’nden kovuldum...

Ulusal gazetelere manşet olmuştum o dönem...

Duyan gören olmadı, olay sonradan örtbas edildi, her zamanki gibi...

ÖZ BE ÖZ 28 ŞUBAT KATSAYI MAĞDURUYUM, YAPMACIK DEĞİL!

Liseyi okul birincisi olarak bitirdim. İngilizce tam burslu bilgisayar mühendisliği dahil, moleküler biyoloji mühendisliği dahil, uluslararası siyasi bilimler fakültesi dahil, tıp fakültesi dahil, Mars ve Jüpiter'de keşifler yapacak yüksek bir puan ile üniversite sınavını kazandım. Fakat lise birincisi olmamış olsaydım katsayı adaletsizliğinden dolayı üniversitede okumam tamamen hayaldi. Ultra üstün başarılı üniversite puanım ile değil, lise birincisi olduğumdan dolayı Balıkesir Üniversitesi matematik öğretmenliği bölümüne kayıt yaptırdım.

Son 10 yılın en yüksek başarı ortalaması ile matematik öğretmenliği bölümünü bölüm birincisi olarak bitirdim.

KADEM BAŞKANI SAYIN OKUR DİYOR Kİ; OKULLARDA AKRAN ZORBALIĞI VAR...

Çok doğru, maalesef var. Hatta akran zorbalığı ile ilgili daha önce kimsenin yazmaya cesaret dahi edemediği düzeyde, harika ötesi bir köşe yazım dahi var. Okumak isteyen rahatlıkla ulaşabilir. 

Okullardaki akran zorbalığını, bu yanlış zihniyet içinde ısrar ederek asla bitiremezsiniz. Üzülerek belirtmek isterim ki, bu şekilde devam edilirse akran zorbalığının daha da arttığına şahitlik edebiliriz!

Neden? Çünkü MEB'in makamlarında torpil sistemi ve makam ağalığı var. MEB'in tüm makamları torpil sisteminin gölgesinde ve erkek egemenliği altında...

Kadın öğretmenlere ise bariz bir şekilde, hiç kimseden çekinilmeden, çok açık seçik  mobbing zorbalığı uygulanmakta. Bizatihi, hali hazırda maalesef yaşıyorum...

Balıkesir MEM'de torpil sistemi ile tam iki yıldır, aralıksız, gece gündüz mücadele veriyorum. Milli Eğitimin kadrolu, akademisyen bir öğretmeni olarak eğitimci kimliğimle aynı zamanda gazeteci ve köşe yazarı olarak bin kere yazdım diye, Balıkesir İl Milli Eğitim Müdürlüğüne, zar zor, ite kaka, istemeye istemeye ama çok zorda ve mecbur kaldıkları için, sürekli yazıyorum diye ve onların da söyleyecek bir tek haklı kelimeleri olmadığı için, iki tane kadın il şube müdürü getirmek zorunda kaldılar...

Çok acayip ama yıllardır Balıkesir İl Milli Eğitim Müdürlüğünde üst düzey hiç kadın yönetici yoktu...

Baktığımızda Balıkesir MEM, komple erkek egemenliği altında. Nasıl mı? İlçe müdürleri ve ilçe şube müdürleri komple erkek. Okul  müdürlerinin (anaokullarını çıkın) hemen hemen hepsi erkek. Müdür yardımcıları hakeza öyle… Sayın okul müdürleri, hangi kadın öğretmenin müdür yardımcısı olacağını kendi seçiyor. Sanki manavdan elma seçiyor…

La Havle vela Kuvvete illa billahil aliyyi’l Azîm… 

Traji komik olaylar… Komedi programlarında dahi böylesi absürtlükler yok!

ŞU AN BALIKESİR MEM (AST VEYA ÜST DEVLETİN TÜM KADEMELERİ DAHİL) ŞAHSIMA MOBBİNG UYGULUYOR

Yakında Balıkesir MEM şahsımı komple aforoz ederse hiç şaşırmam. Orta Çağ’dan tek farkımız; Engizisyon… Çünkü Balıkesir'de Devletin en üst makamından, yani Sayın Vali Bey’inden tutun, makamların en alt kademesi okul müdürlerine kadar şahsımı engellemek ve mobbing uygulamak peşinde. 2022 yılında EKYS’yi kazandım, görevde yükselme sınavı sonrası yönetici olamadım, çünkü torpilim yok. 10 yıldır görev yaptığım Bilsem’den aniden kovuldum, çünkü torpilim yok. Kim tarafından kovuldum? Milli Eğitim Personel Genel Müdürlüğü tarafından. Sayın Milli Eğitim Bakanımız ise konuya oldukça duyarsız. Çünkü torpilim yok, Ankara’da dayım yok...

20 yıllık başarı dolu, tertemiz sicilim, Bilsem’de sırf müdür yardımcısı olmak istiyorum diye bozuldu...

Şu an aktif görevde bulunan Sayın Balıkesir Valimize şehrimizde göreve başlayınca bir akademisyen bir eğitimci ve aynı zamanda köşe yazarı bir gazeteci olarak hoşgeldiniz çiçeği gönderip randevu talep ettim. Fakat aylar oldu, halen bir cevap verme tenezzülünde dahi bulunmadılar. Elbette EKYS mağduru olarak da görüşümü belirtecektim. Fakat ne olumlu, ne olumsuz hiçbir cevap gelmedi. 

Bana göre, uygulandığı belirtilen bir mobbinge ve torpilli dağıtılan makamlara gösterilen tepkiye duyarsız kalıp liyakatli bir kadın öğretmenin nezaketli görüşme talebine hiç cevap vermemek de bir çeşit örtülü mobbingtir...

OKULLARDA TORPİLLİ MAKAM HIRSIZLIĞI BİTMEDEN AKRAN ZORBALIĞI ASLA BİTMEZ

Şu an Balıkesir ili  Karesi ilçesi, Ali Hikmet Paşa Ortaokulunda görev yapıyorum. Öğretmenleri olduğumdan dolayı yazılarımı birçok öğrencim ve velim okuyor. Böylelikle de belki daha önce hiç dikkatlerini çekmeyen torpil sistemini, torpillilerin yerlerini sabit tutabilmek adına kurmuş olduğu makam ağalığı sistemini, torpilli makam hırsızlığını bizzat görüyorlar, görerek öğreniyorlar, yapılan adaletsizliğe şahit oluyorlar. Çocuklar kamera gibidir, her şeyi hemen kaydederler. Bu kadar adaletsizliğin ve liyakatsizliğin adeta cirit attığı bir ilde akran zorbalığı nasıl bitecek, Sayın Saliha Okur Hanımefendi? Soruyorum size...

Makamlara ilk önce liyakat gelecek ki, bu adalet ve eşitlik duygusu aynı şekilde öğrencilere de sirayet etsin... Kapanın ve güçlü olanın elinde kalsınla mı yürümeli yönetim işleri? 

Yoksa biz çocuklara “Tepe noktalar mobbingci ama aman oğlum, aman kızım, aman yavrum, sakın akran zorbalığı yapma” mı diyeceğiz? Öğrenci kalkıp bana “Öğretmenim, amirleriniz size mobbing adı altında yetişkin zorbalığı yapıyor, biz neden akran zorbalığı yapmayalım?” derse ne cevap vereceğim?

Buyurun, bu soruya KADEM Başkanı olarak siz cevap verin, Sayın Saliha Okur Hanımefendi...

DEVLETİN MAKAMLARINDA YETİŞKİN ZORBALIĞI BİTMEDEN OKULLARDA AKRAN ZORBALIĞI ASLA BİTMEZ

Sayın Saliha Okur Hanımefendi, mağdurcuklar içinde maşallah çok çabuk yükselmişsiniz, Allah muvaffak etsin, daha büyük başarılar nasip eylesin. Fakat şu an “28 Şubat tamamen bitti, bahar geldi, bakın ağaçlar yeşillendi, çiçekler açtı, martılar uçuyor” gibi söylemler epey komik kaçıyor. Zira, o sizin için öyle olabilir. Siz nasıl yaptınız bilmiyorum ama maşallah gayet yüksek makam ve mevki sahibi olmuşsunuz, tebrik ederiz fakat o öyle herkes için geçerli değil...

Peki, Sayın Okur, size sorum şu: Türkiye'nin en başarılı öğrencilerinden biri iken liseden kovulan ve yaklaşık bir milyon dört yüz bin öğretmen arasında, gerek akademik başarım ve gerekse 20 yıllık akademisyen bir bilim öğretmeni olarak Milli Eğitim Bakanlığında alanında belki de “ilk on” içinde yer alacak bilgi, deneyim, tecrübe, vizyon, ulusal ve uluslararası pek çok başarım varken, EKYS yazılı sınavı ile mülakatını kazanmış iken, neden Bilsem'de müdür yardımcısı olmak yerine, hakkımı ararken aniden Bilsem’den kovuldum? 2024 yılı Türkiyesi’nde üstelik… Hadi, cevap verin bakalım...

Sayın Saliha Okur, boşuna kendinizi kandırmayın. Sizin yerinize ben açıkça söyleyeyim: Başarılı bir akademisyen kadına canım ülkemizde hiçbir destek yok! Ama köstek çok, her yerdeler… Hele icazet almadan yöneticilik hiç kimseye yok...

Halen eğitimci gazete köşe yazarı olduğum halde yazılarım, anlaşma yaptığım yerel medyadan ya engelleniyor, ya basılı yayınlanmasına birileri izin vermiyor veyahut dijital haber sitelerinden köşe yazılarım benden habersiz siliniyor. Kamu haber sitelerini ise birileri şahsıma komple engellemiş durumda...

Balıkesir yerel medyasında ise en başından bu yana, birileri şahsımı komple engellemiş durumda...

Balıkesir'in Sayın Valisi’ne, Sayın Karesi Kaymakamı’na hitaben bazı yazılarımı yazıyorum, Sayın İl Milli Eğitim Müdürü hakkında, Şehit Prof. Dr. İlhan Varank Bilim ve Sanat Merkezi müdürü hakkında, TÜBİTAK bilim projeleri hakkında yazıyorum. Her nedense, Balıkesir yerel medyasında bu yazdıklarımın hiç mi hiç bir haber değeri yok. Allah Allah…

Ana akım medya zaten işine geleni görüyor...

Şahsımı ana akım medyadan arayan soranlar “Çok geçmiş olsun, üzüldük” filan feşmekan diyor ama sonrası hiç yok. Çünkü amacım birileri gibi bağcıyı dövmek değil, sadece üzüm yemek. Tek amacım sadece liyakat. O da kimsenin işine gelmiyor...

Balıkesir şu an torpil sistemi içinde karanlık orta çağı yaşıyor...

Sayın MEB uykusunda, “Uyusun da büyüsün, ninni…“ pozisyonuna geçmiş durumda; duymuyor, görmüyor sözde ama şahsımı Bilsem’den kovmaya gelince ışık hızı ile Milli Eğitim Personel Genel Müdürlüğü konuyu Bakanlık nezdinde araştırıp incelemeye bile zahmet etmeden, 10 yıllık emeğimi ve sınav kazanarak atanmış olmamı gözetmeksizin şahsımı kovuyor...

Bu nasıl duymamak, görmemek? İşine geleni duyuyor, görüyor, işine gelmeyeni duymuyor, görmüyor...

Sayın Saliha Okur, şu an 2024 yılı Nisan ayı içindeyiz ama torpil sistemi 28 Şubat  döneminden kat kat daha beter bir açgözlü hal almış durumda...

28 Şubatçılar şahsımı liseden kovdular...

Fakat bu torpilci müdürler, hem şahsımı Bilsem’den kovdu ve daha birkaç hafta önce (bir öğrenciyi yönlendirdiklerini düşünüyorum, bunu düşünmem için çok haklı sebeplerim var) bir bez futbol topu tam ensemin olduğu yerden omurilik bölgeme  son hızla isabet etti ve büyük bir kafa travması geçirdim, başörtüm sayesinde hayatta kaldım. Amaç belki de komple felç olmam ve malulen emekli edilmem olabilir. Bu şekilde, hayatımın geri kalan kısmını yatalak olarak geçirmem hedeflenmiş olabilir. Bilemiyorum. Savcılığa başvurumu yaptığımda öğreneceğiz elbette.

Bir yerde makam hırsızlığı varsa, birilerinin gözlerini makam hırsızlığı bürümüşse ve buna Sayın Milli Eğitim Bakanı dahil kimse ses çıkarmıyorsa, görmüyorsa, duymamazlıktan geliyorsa her şey olabilir. Başıma gelen bu kötü ve rencide edici olay bir kaza mı, yoksa bir yönlendirmenin sonucu mu, Yüce Türk Milleti adına karar veren Yüce Mahkemelerimiz karar verecek. Son sözü Yüce Yargı, Türk milleti adına söyleyecek...

Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Yüce Türk Milleti adına karar veren Mahkemelerimize güveniyorum.

Tüm yasal ve hukuki haklarımı sonuna kadar kullanacağım elbette. İnşallah kendi ülkemde adalet tecelli eder de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kapısına gitmek zorunda kalmam umarım...

Zira, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir kadın öğretmeni olarak bundan son derece rahatsızlık duyarım. Fakat adalet için mecbur kalırsam da yapacak bir şeyim yok. Adalet, Avrupa’da dahi olsa gidip hakkımı sonuna kadar arayacağım...

Son olarak Sayın Saliha Okur Hanımefendi, naçizane, şahsıma sorarsanız; Balıkesir KADEM il başkanını en kısa sürede değiştirin. Kendisini tanırım. Torpil sistemi ve mobbing olaylarını bildiği halde, şahsım ile hiç mi hiç iletişim kurmadı. Tabii ki siz de gerçekten liyakatli kadın yönetici haklarını savunuyorsanız… Yoksa "mış" gibi mi yapıyorsunuz, onu da bu gazete köşe yazımdan sonra hep birlikte görüp öğreneceğiz inşallah...

Dr. Meryem ÇILDIR