Akıllı Sayanlar, Aklı Kayanlar
Sayan ailesi hakkında herkes konuşuyor.
Şimdi de sıra bizde.
Takvimlerimizi çeyrek asır geri alalım. 28 Şubat süreci başlamış, iktidardaki Refah Partisi gayri hukuki şekilde kapatılmış, yerine kurulan Fazilet Partisi de Yenilikçi-Gelenekçi adıyla mücadeleye sahne edilmekte. Lider Erbakan ve Gelenekçi adıyla hedef gösterilen sadık insanların itibarları suikastlara uğratılmakta. “Pınarhisar cilası” ile parlatılmış olan Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul’a karargâh kurmuş Millî Görüş tabanından gözüne kestirdiklerini kendi etrafında kümelendirmek için çeşitli atraksiyonlar icra etmekte. Erkeklerle kendisi muhatap olmakta ama tabandaki etkin kadınları da koparması gerektiğinin farkında.
Kadınların transferi konusunda yardımcılar kullanması gerekiyor. Birkaç ileri gelen kadın elemanlarını bu iş için görevlendirmişti. İşte o kadronun başına “Bayan Sayan’ın” getirildiğini duymuştuk. Hatırladığımız kadarıyla Sayan ailesinin hem bayı hem bayanı Refah Partisi zamanında tabanda etkili çalışmaları olan kişilerdi. Bilhassa Bayan Sayan, kadınlara karşı Millî Görüş konusunda sözü dinlenir, akıllı ve bilgili sayılırdı. Fatih semtinde çok mütevazı ve küçücük bir dairede kirada otururlar, kendileri ile ailece dava arkadaşlığı yanında komşuluk ve dostluk çerçevesinde sık sık görüşürdük. Kendileri çok şuurlu ebeveynler, evlatları ise çok zeki ve azimli öğrenciler olarak anılırdı.
Bayan Sayan, aldığı bu yeni görev çerçevesinde ikna edici konuşmalar yaparak çoklarını yanına çekmeyi başardı. Biz, “bu yapılanların bölücülük olduğunu, temel esaslarımıza uymadığını, kurulmaya çalışılacak bu partinin ancak makam, mevki ve dünyalık için çalışmalar yapabileceğini, Millî Görüş davasına sömürgeci Amerika’nın himayesinde bir hizmetlerinin dokunmasının mümkün olamayacağını” anlatarak birçoğunu ikaz ettik. Kısmen etkili olabildik. Ayrıca Millî Görüş davasına gücümüzün yettiği kadar hizmet edeceğimize dair liderin huzurunda el kaldırıp yemin ettiğimizi, bu yemine sadakatsizliğin başımıza hoş olmayan işler açabileceğini anlatmaya gayret ettik. Biz bunları izah etmeye çalışırken “Ama bu aile sağlam, akıllı, bilgili, sizin dediğiniz gibi değiller” itirazı ile sık sık karşılaştık. Zaten kendileri o daveti yaparken de hep “Bana bakın, beni tanıyorsunuz, maceraya atılacak bir yapıda olabilir miyim? Aklım başımda değil mi yani?” diye kadınları ikna edebiliyordu. Bunları “Akıllı Sayanlar” maalesef aklı kayanlar sınıfına tabi oldular. Kimisi “uzun adam” havaları çalar oldu, kimisi meşru yörüngesinden fırlayıp çıktı.
Bizim AKP ile bir irtibatımızın olmaması sebebiyle Sayanlarla aile ilişkimiz orada bitti. Bundan sonrasını ancak uzaktan gözlemleyebildik.
Gördüğümüz kadarıyla Sayan ailesi evlatlarına “burslar” bulup okutmuşlar ve kendilerini “siyasete sokarak” ülkeye “yararlı” hale getirmişler. “Kademe kademe” ilerleyerek milletvekili ve de bakan olmuşlar. Kendilerinin “aile ve kadın konusunda çok hizmetlerimiz oldu” zannetmeleri ve övünmeleri kılık kıyafet yönünden doğru olmasına rağmen, İstanbul Sözleşmesi’ni imzalatıp 8-10 yıl yürürlükte tutarak, bu sözleşmeye bağlı mevzuatı halen uygulatarak, feminizm akımını aile yapısına musallat ederek, “Toplumsal Cinsiyet” ve “Eğitimde Toplumsal Cinsiyet” gibi yıkıcı prensipleri uygulatarak, LGBT denen hastalığın serbest yayılıp tahribat yapmasının önünü açarak, bugünkü tehlikelerin altyapısını yaparak, hizmet değil, kötülük ettiklerini görüyoruz. Ahlakı ve aile yapısını tahrip eden bu kötülükleri Avrupa’nın fonladığını bilmeyen yok. Bazıları bugünkü fon vurgununun sermayesinin nereden geldiğini düşünürken Avrupa’nın bu fonlarının bu konuda etkili olabileceğini tahmin ediyorlarsa da, bir belge “olmadığı” için bize pek inandırıcı gelmiyor.
Bayan Sayan’ın o “ayak kaydırma” faaliyetlerine biz ne cevap veriyorduk? “Bunların hedefi, makam, mevki ve dünyalık toplamak için bir projedir” dememiş miydik?
İşte bunlar makam, mevki yönünden büyük başarı sağlamışlar. Bu ailece ulaştıkları “başarıların” yanında dünyalık konusunu da “en mükemmel” şekilde hallederek projelerini uygulamışlar, yığınaklarını yapmışlar.
Gelelim akıllılık konusuna:
Buraya gelinceye kadar bunlar “dava delisi, akıllı, zeki, yetişmiş kadrolar” olarak kabul edilmişlerdi.
Dava delisi olan soyguna, vurguna tevessül eder mi? Tabutlara koltuk konmuyor, saygınlıklara yer yok, para-pul, mal-mülk mezara götürülmüyor. Ya ne götürülüyor? Kul hakları götürülüyor. Temsil iddiasında olunan davaya verilen zararlar götürülüyor mezara. Günlerdir bunların temsil etme iddiasında bulundukları kavramlara bu rezaletler yüzünden yapılan hakaretler, alaylar, aşağılamalar; kendilerini asla tasvip etmediğimiz bizim bile uykularımızı kaçırıyor. Bu zararları temizlemek kaç kuşak gerektirir? Vurgun paraları iade edilebilir lakin, zararlar nasıl telafi edilecek, itibarlar nasıl geri getirilecek, suçlar nasıl örtbas edilecek?
Hiç yetişmiş kadrolar millete ihanet edebilir mi? Kul hakkını zimmetine geçirttirir mi? Aile kurumuna ihanet edebilir mi? Makam, mevki hırsı ile bir araya gelmiş olan kadrolar içinde temiz kalmak oldukça zordur. Atasözü meşhurdur:
Buzun içine düşen buz, tuzun içine düşen tuz olur.
Hiç akıllı ve zeki olan “biz bu vurgunu yapıyoruz ama bu fonların kaydı kuydu tutuluyor, izimiz hemen belli olur, bize ulaşırlar, fonumuz foyamız olduğu gibi açığa çıkar da, bir daha insan içine çıkamaz oluruz” diye düşünmez mi? Çocuk olsa bunu düşünür ve yapmaktan vazgeçer. Demek bunların akıl ve zekâları çocukluk seviyesi kadar bile değilmiş.
Bunları akıllı sayıp, ayağı kayıp destekleyenler! Sizi az mı ikaz ettik?
Nereye getirildiğinizi gördünüz mü? Nisa Sûresi 85’ten haberiniz var mı?
“Kim güzel bir işe aracılık ederse ondan kendisi için bir payı olur; kim de kötü bir işe aracılık ederse onun da buna denk bir payı olur. Allah, her şeyi koruyup hakkını vermektedir.”
Hâlâ anlayamadınız mı?
TAHT
Kocaman bir Taht’a çıktı,
Kocaman bir tahta çıktı.