Hazine ve Maliye Bakanlığı, Ocak 2026’daki rekor faiz ödemesinin ana nedenini 2016’da ihraç edilen TÜFE’ye endeksli tahvillerin vade gününde oluşan enflasyon farkına bağladı. Ekonomist Uğur Gürses ise “vade teknik bir ayrıntı, asıl mesele enflasyonun kaynağı” diyerek, yüksek maliyetin 2021 sonrası “nas” söylemiyle yürütülen düşük faiz politikasının bütçeye yansıyan gecikmeli faturası olduğunu savundu.

Hazine ve Maliye Bakanlığı, 17 Şubat 2026 tarihli açıklamasında Ocak ayında bütçede öne çıkan faiz ödemelerinin “program dönemindeki faiz artışlarından” değil, vadesi gelen TÜFE’ye endeksli DİBS’lere ilişkin enflasyon farkından kaynaklandığını bildirdi. Bakanlık, ödemenin önemli bölümünün 2016’da ihraç edilen senetlerin vadesinde oluşan fark olduğunu vurgularken, Ekonomist Uğur Gürses bu savunmanın “geçmişte enflasyonu yükselten tercihler”e işaret ettiğini belirtti. Gürses, enflasyonu tırmandıran süreçte 2021 sonrasında “nas var” söylemiyle savunulan düşük faiz politikasının, yıllar sonra TÜFE’ye endeksli borçlanma kanalıyla bütçede rekor faiz gideri olarak karşılık bulduğunu dile getirdi.

Bakanlık, ödemelerdeki artışın mevcut faiz politikasından değil, geçmiş enflasyon dinamiklerinin vade yapısı üzerinden bütçeye yansımasından kaynaklandığını savundu. Ancak ağır borç yükü ve ekonomi yönetimine yöneltilen eleştiriler, faturanın "teknik bir vade sorunu" olmaktan öte, 2021 sonrası uygulanan politikaların gecikmeli ve ağır maliyeti olduğu noktasında birleşiyor.

BAKANLIKTAN 'GEÇMİŞ DÖNEM' VE 'TEKNİK YANSIMA' VURGUSU

Bakanlık tarafından 17 Şubat 2026 tarihinde yayımlanan basın duyurusunda, Ocak ayında gerçekleşen yüksek faiz ödemesinin "borçlanma maliyetlerinde ani bir artıştan veya program dönemindeki faiz artışlarından kaynaklanmadığı" belirtildi. Açıklamada, söz konusu ödemenin yüzde 53’ünün, 10 yıl önce (2016) ihraç edilen TÜFE’ye endeksli Devlet İç Borçlanma Senetlerinin (DİBS) vadesinde ödenen enflasyon farkından oluştuğu ifade edildi.

Bakanlık metninde şu değerlendirmeye yer verildi: "Enflasyonun yüksek seyrettiği dönemlerde, vadesi gelen bu tür senetlere ilişkin ödemelerin geçici olarak yüksek görünmesi doğal bir sonuçtur. Artış, yapısal bir faiz yükü değişiminden değil; geçmiş dönemde biriken enflasyonun teknik ve muhasebesel yansımasından kaynaklanmaktadır."

GÜRSES: SORUN VADE DEĞİL, ENFLASYONUN KENDİSİ

Bakanlığın açıklamasını değerlendiren Ekonomist Uğur Gürses, sorunun kök nedenine işaret ederek resmi söylemi eleştirdi. Hazine'nin "geçmiş dönemde biriken enflasyon" vurgusunu irdeleyen Gürses, şu tespitte bulundu:

"Meali şu: Faiz giderlerinin patlamasının nedeni, enflasyonu patlatan geçmiş uygulamalar..."

Gürses'in bu çıkışı, Hazine'nin teknik bir zorunluluk olarak sunduğu tablonun, aslında enflasyonu körükleyen politikaların kaçınılmaz bir sonucu olduğunu vurguluyor. Uzmanlara göre, TÜFE'ye endeksli tahvillerin doğası gereği, enflasyon ne kadar yükselirse Hazine'nin ödeyeceği maliyet de o kadar artıyor. Dolayısıyla "enflasyonu patlatan" kararlar, yıllar sonra bütçede rekor faiz gideri olarak karşılık buluyor.

Uğur Gürses

@ugurses

Meali şu: Faiz giderlerinin patlamasının nedeni, enflasyonu patlatan geçmiş uygulamalar...

Resim

Bu Rakamı Sakın Unutmayın: Kayıp 574 Bin
Bu Rakamı Sakın Unutmayın: Kayıp 574 Bin
İçeriği Görüntüle

'FAİZ BATAKLIĞI' VE 454 MİLYARLIK FATURA

Karar'dan Berfu Kargı'nın haberine göre, Bakanlığın teknik gerekçelerle açıkladığı tablonun bütçedeki somut karşılığında ise Hazine sadece ocak ayında 454 milyar 680 milyon liralık faiz ödemesi gerçekleştirdi.

Hayat pahalılığı altında ezilen emekli ve asgari ücretli için bütçede ayrılmayan kaynak faiz baronlarına akarken, bir ayda ödenen bu tutarın geçen yılın aynı ayına göre 3 kat artış gösterdiği gözlemlendi. Mart ayında ise 6 milyar liralık dış borç için 30 milyar liralık faiz ödemesi yapılacağı öngörülüyor.

EĞİLMEZ: GECİKMELİ MALİYETLE YÜZLEŞİYORUZ

Eski Hazine Müsteşarı ve ekonomist Dr. Mahfi Eğilmez de kişisel blogunda yayımladığı analizde, tablonun vahametine dikkat çekti. 2026'nın ilk ayında faiz giderlerinin geçen yılın aynı ayına göre yüzde 180 arttığını vurgulayan Eğilmez, bütçe üzerindeki baskının kaynağını şöyle özetledi:

"Bugünkü yüksek faiz ödemeleri, büyük ölçüde 2021 sonrasında izlenen para politikası tercihlerinin ve deprem sonrası artan kamu harcamalarının gecikmeli maliyetidir."

Eğilmez, bütçe açıklarının yüksek borçlanma ile finanse edilmesinin faiz giderlerini yukarı ittiğini belirterek, "Bu yükü kalıcı biçimde azaltmanın tek yolu, borçlanma ihtiyacını düşürecek gerçek bir mali disiplin tesis etmektir" uyarısında bulundu.

Ekonomist Alaattin Aktaş ise bakanlığın dolaylı olarak geçmiş yönetimi işaret etmesini, "Maliye de feryat ediyor ve 'Onlar yaptı, bizim suçumuz yok' demeye getiriyor. İyi de 'Onlar' kim?" sözleriyle eleştirdi.

Sohbet

Alaattin Aktaş

@Alaattin_Aktas

Yalnızca ben dememişim "Ah 14 Ocak vadeli kağıt, ah" diye! Maliye de aynı şekilde feryat ediyor ve ocak ayındaki rekor faiz ödemesinin en önemli sebebinin on yıl önce ihracına başlanan bu kağıt olduğunu belirterek "Onlar yaptı, bugünkü ekip olarak bizim suçumuz yok" demeye getiriyor. İyi de "Onlar" kim? (Bugünkü yazımdan bir bölüm ve Maliye'nin açıklaması)

ResimResim

NE OLMUŞTU? 'NAS' POLİTİKASININ BEDELİ

Bakanlığın açıklamasında isim vermeden atıf yaptığı "geçmiş enflasyon dinamikleri", Türkiye ekonomisinin 2021-2023 yılları arasında yaşadığı radikal politika değişikliğine dayanıyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Faiz sebep, enflasyon neticedir" tezi doğrultusunda, 2021 sonlarında "Nas" söylemiyle faiz indirim süreci başlatılmıştı. Merkez Bankası politika faizini yüzde 19'dan kademeli olarak yüzde 8,5'e çekerken, enflasyon resmi rakamlarla yüzde 85'lere kadar yükselmişti. Bu dönemde TL'deki değer kaybı ve artan enflasyon, Hazine'nin TÜFE'ye endeksli borçlanma maliyetlerini katlayarak bugünkü bütçe açığının temellerini attı.

Bu Bir İlandır