Firakı Aşikar Olan Dünyaya Nasıl da Mıhlanmışız

Halimizin müphem hikayesiyle geçip gidiyoruz dünya denen mekandan. Dünyevileşme dediğimiz sürecin kıskacında biraz idealist biraz havari biraz hoyratça. Aslında kendimizi kandıra kandıra geçiyoruz bu hayat yolundan. Uhrevi hissiyatların azaldığı, hazların ve arzuların çizdiği haritalarda ülkeler fethediyoruz.

Bu süreci değerlendirme aşamasında; sosyolojik ifade ile sekülerleşme kavramıyla eş anlamlı kullanılan dünyevileşmenin odak noktası, yaşama sürecimizin dine ait olmayan hedeflere ve salt olarak akıl ile bilime yönelmiş olmasıdır.

İslamî literatüre baktığımızda ise, ahireti yokmuşcasına sadece dünya hayatına ve hırslarına odaklanmak anlamını da taşır. Bu girdabın içinden bir soru çıkıyor karşımıza " Nasıl dünyevileştik" sorusu, Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinden itibaren başlayan modernleşme süreci ve bu sürecin ardından yeni Türkiye Cumhuriyeti laiklik çerçevesinde ele almak elzemdir. Elbette bu sadece hukuki bir değişiklik olmamakla birlikte beraberinde toplumun zihin yapısını, yaşam tarzıyla paralel değerlerini dönüştüren çok boyutlu bir sosyo-kültürel süreç olduğunu belirtmek gerekir.

Dini bir boyuttan ele alırsak "dünyevileşme," iman hissiyatının zayıflaması , ahireti unutma ve dünyanın menfaatlerine ölçüsüzce bağlanma (Vehn) neticesinde fani menfaatlerini ebedi mukaddes değerlere tercih etme olarak görülür. Bu sonuç ise dinin öngördüğü dünya-ahiret dengesinin bozulması anlamını taşımaktadır.

​Batı merkezli baktığımızda dünyevileşme daha çok dinin kamusal alandan çekilmesi ve kurumların gücünü kaybetmesi anlamı taşırken, İslam dünyasında "dünyevileşme" genellikle bireysel dindarlığın zayıflaması ve nefsi arzulara yenilme şeklinde eleştirilir. Sekülerleşme ve dünyevileşme kavramlarını biraz genişlettiğimizde karşımıza çıkan bir başka boyuta göz atacak olursak şu şekilde özetlenebilir.

​Sekülerleşme (Secularization) genel anlamıyla Batı dünyasındaki modernleşme süreciyle ilişkili olduğunu görürüz. Din anlayışının, toplumsal yapı ile birlikte kurumlar üzerindeki düzenleyici rolünü kaybetmiş olmasını ifade eder. Kişinin dindar olmak yada olmamak ile doğrudan ilgili olmadığı; bir kişi çok dindar olsa da, yaşadığı toplumu seküler kurallarla yönetilebilir.

​Dünyevileşme (Worldliness) ise daha çok ahlaki ve teolojik bir kavram olarak karşımıza çıkmakta. ​Dini literatürde, inanan bir bireyin nefsine uyması ve fani olanı baki olana (ahiret) tercih etmesi anlamında eleştirel bir tonda kullanılır. Dolayısıyla sadece bireyleri değil, dini kurumları ve cemaatleri de etkileyebimektedir.

​Özetle, Sekülerleşme bir toplumsal dönüşümün sonucuyken; Dünyevileşme bir ahlaki tercihin ve dini değerlerin terk edilmesinin sonucudur.