OECD'nin 2025 verilerine göre Türkiye, 15-29 yaş grubunda ne eğitimde ne de istihdamda bulunan gençlerin oranında yüzde 27,12 ile 38 üye ülke arasında ilk sırada yer aldı. OECD ortalamasının iki katından fazla olan bu oran, Türkiye'nin genç nüfusunu ekonomiye kazandırmakta yaşadığı sorunları ortaya koyuyor. TÜİK verilerine göre ise genç kadınların yüzde 30,9'u ne eğitimde ne de istihdamda bulunuyor. Uzmanların dikkat çektiği temel sorunlar arasında eğitim ile iş gücü piyasası arasındaki uyumsuzluk, düşük ücretler, deneyim eksikliği ve kadınların istihdama katılımını sınırlayan engeller bulunuyor.
OECD sıralamasında Türkiye ilk sırada
Türkiye'nin genç nüfus avantajını ekonomik üretime dönüştürmekte yaşadığı güçlükler, uluslararası karşılaştırmalara da yansıdı.
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'nün (OECD) 2025 yılı verilerine göre Türkiye'de 15-29 yaş grubundaki gençlerin yüzde 27,12'si ne eğitim görüyor ne de herhangi bir işte çalışıyor.
OECD ülkeleri ortalaması ise yüzde 12,90 seviyesinde.
Böylece Türkiye'nin oranı OECD ortalamasının iki katını aşarken, ülke bu göstergede üye ülkeler arasında ilk sıraya yerleşti.
Türkiye'yi yüzde 24,28 ile Kolombiya, yüzde 18,63 ile Meksika ve yüzde 17,38 ile Yunanistan izledi.
Listenin devamında Kosta Rika, İtalya, İspanya, Fransa, İsrail ve ABD yer aldı.
Veriler, gençlerin eğitim ve çalışma hayatından uzak kalmasının birçok ülkede sorun olduğunu, ancak Türkiye'deki tablonun OECD ortalamasından belirgin biçimde ayrıştığını gösteriyor.
15-24 yaş grubunda da Türkiye ikinci sırada
OECD'nin daha dar bir yaş grubu için yaptığı karşılaştırma da benzer sonuçlar ortaya koydu.
15-24 yaş grubunda ne eğitimde ne de istihdamda bulunan gençlerin oranında Kolombiya yüzde 25,57 ile ilk sırada yer aldı.
Türkiye ise yüzde 23,63 ile ikinci oldu.
Türkiye'yi yüzde 18,14 ile Kosta Rika, yüzde 16,81 ile Portekiz ve yüzde 16,37 ile Meksika takip etti.
İki ayrı yaş grubundaki sonuçlar, Türkiye'de eğitimden çalışma hayatına geçişin önemli bir sorun olmaya devam ettiğine işaret ediyor.
Özellikle okuldan mezun olduktan sonra iş bulamayan veya çeşitli nedenlerle iş aramaktan vazgeçen gençler, bu göstergenin yükselmesinde etkili oluyor.
TÜİK: Her üç genç kadından biri ne okuyor ne çalışıyor
Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) İstatistiklerle Gençlik 2025 raporu da gençlerin iş gücü piyasasına katılımında yaşanan sorunları ortaya koydu.
Rapora göre genç işsizlik oranı yüzde 15,3'e gerilerken, ne eğitimde ne de istihdamda bulunan gençlerin oranı yüzde 23,3'e yükseldi.
Genç kadınlarda ise bu oran yüzde 30,9'a ulaştı.
Böylece yaklaşık her üç genç kadından biri eğitim ve çalışma hayatının dışında kaldı.
OECD ile TÜİK'in açıkladığı oranlar farklı yaş gruplarını ve istatistiksel kapsamları yansıttığı için doğrudan karşılaştırılmamalı.
Bununla birlikte her iki veri seti de Türkiye'de gençlerin ekonomik hayata katılımında ciddi sorunlar bulunduğunu gösteriyor.
Kadınlarda oranın daha yüksek olması, gençlerin istihdam sorununa toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin de eşlik ettiğine işaret ediyor.
Genç işsizliği ile NEET oranı aynı şey değil
Uluslararası literatürde NEET olarak adlandırılan gösterge, İngilizce Not in Education, Employment or Training ifadesinin kısaltması.
Türkçede bu grup, “ne eğitimde ne istihdamda olan gençler” olarak tanımlanıyor. Günlük kullanımda ise zaman zaman “ev gençleri” ifadesi tercih ediliyor.
NEET kapsamına yalnızca iş aradığı halde iş bulamayan gençler girmiyor.
Herhangi bir işte çalışmayan, örgün eğitime devam etmeyen ve mesleki eğitim programlarına katılmayan gençlerin tamamı bu grupta değerlendiriliyor.
Dolayısıyla iş aramaktan vazgeçmiş kişiler veya çeşitli nedenlerle iş gücüne katılamayan gençler de bu istatistiğe dahil ediliyor.
Bu nedenle genç işsizlik oranının düşmesi, mutlaka daha fazla gencin çalışma hayatına katıldığı anlamına gelmiyor.
İş aramayı bırakan gençlerin sayısındaki artış, işsizlik oranını aşağı çekerken NEET oranının yüksek kalmasına veya yükselmesine neden olabiliyor.
Türkiye'de genç işsizlik oranı gerilerken eğitim ve istihdam dışında kalan gençlerin oranının yükselmesi, bu ayrımın önemini ortaya koyuyor.
Üniversite diploması iş bulmaya yetmiyor
Gençlerin iş gücü piyasasına girişini zorlaştıran temel sorunlardan biri, eğitim sistemi ile işverenlerin ihtiyaçları arasındaki uyumsuzluk.
Türkiye'de üniversite ve bölüm sayılarının artması, yükseköğretime erişimi genişletti. Ancak mezunların sahip olduğu bilgi ve beceriler ile şirketlerin talep ettiği nitelikler her zaman örtüşmüyor.
Özellikle uygulamalı eğitim, teknik beceriler ve iş deneyimi gerektiren alanlarda bu uyumsuzluk daha belirgin hale gelebiliyor.
Mesleki eğitimin yeterince gelişmemesi, staj olanaklarının sınırlı kalması ve öğrencilerin iş hayatına hazırlanmasındaki eksiklikler, mezuniyet sonrasında iş bulma sürecini zorlaştırıyor.
Sonuç olarak diploma sahibi olmak, gençler için istihdam garantisi anlamına gelmiyor.
Eğitim süresi uzarken iş gücü piyasasına geçişin gecikmesi de gençlerin ekonomik bağımsızlık kazanmasını zorlaştırıyor.
İşveren deneyim istiyor, gençler deneyim kazanamıyor
Gençlerin karşılaştığı bir diğer sorun, işe alımlarda deneyimli çalışanların tercih edilmesi.
İşverenler çoğu zaman işe yeni başlayan personele eğitim vermek yerine, benzer görevlerde daha önce çalışmış adayları tercih ediyor.
Bu yaklaşım, çalışma hayatına ilk kez girmeye hazırlanan gençler açısından bir çıkmaz yaratıyor.
İş bulabilmek için deneyim gerekiyor, ancak deneyim kazanabilmek için önce işe girmek gerekiyor.
İlk işini arayan gençler bu nedenle uzun süre işsiz kalabiliyor veya eğitimleriyle ilgisi olmayan alanlarda çalışmak zorunda kalabiliyor.
Üstelik sunulan işlerin bir bölümünün düşük ücretli, geçici veya sosyal güvenceden yoksun olması, gençlerin istihdama kalıcı biçimde katılmasını güçleştiriyor.
Düşük ücretler ile yüksek yaşam maliyetleri arasındaki fark da bazı gençlerin çalışma hayatından beklentilerini karşılamıyor.
Ekonomik büyüme neden gençlere yeterince iş yaratmıyor?
Genç istihdamı açısından ekonomik büyümenin hızı kadar niteliği de önem taşıyor.
Ekonomi büyüse bile bu büyüme yeterli sayıda yeni ve nitelikli iş yaratmıyorsa, gençlerin iş bulma sorunu devam edebiliyor.
Özellikle yeni mezunların yoğun biçimde iş gücü piyasasına katıldığı dönemlerde, şirketlerin istihdam talebinin aynı hızda artmaması işsizliği ve iş gücü dışına çıkışı artırabiliyor.
Ekonomik krizler ve belirsizlik dönemlerinde ise şirketler yeni personel alımlarını erteleyebiliyor.
Finansman maliyetlerinin yükselmesi ve yatırımların yavaşlaması, yeni iş olanaklarının oluşmasını sınırlayabiliyor.
Bu koşullarda iş deneyimi bulunmayan gençler, çalışma hayatındaki daralmadan daha fazla etkilenebiliyor.
Genç nüfusun büyüklüğü tek başına ekonomik avantaj sağlamıyor. Bu nüfusun üretime katılabileceği yeterli sayıda iş yaratılması gerekiyor.
Kadınların önündeki engeller tabloyu ağırlaştırıyor
Türkiye'de NEET oranının özellikle genç kadınlarda yüksek olması, sorunun yalnızca iş olanaklarının yetersizliğinden kaynaklanmadığını gösteriyor.
Kadınların çalışma hayatına katılımını sınırlayan toplumsal ve ekonomik engeller de belirleyici rol oynuyor.
Ev içi bakım sorumluluklarının kadınlar üzerinde yoğunlaşması, çocuk ve yaşlı bakım hizmetlerine erişimdeki güçlükler, iş yerlerindeki ayrımcılık ve bazı bölgelerdeki toplumsal beklentiler, kadınların eğitimden istihdama geçişini zorlaştırabiliyor.
Buna bölgesel fırsat eşitsizlikleri de ekleniyor.
Nitelikli işlerin büyük kentlerde yoğunlaşması, küçük şehirlerde ve kırsal bölgelerde yaşayan gençlerin seçeneklerini daraltıyor.
İş bulmak için büyük kentlere göç eden gençler ise yüksek kira ve yaşam maliyetleriyle karşılaşabiliyor.
Bu koşullar, özellikle düşük ücretli işlerde çalışmayı ekonomik açıdan sürdürülemez hale getirebiliyor.
Türkiye'nin genç nüfus avantajı riske giriyor
Gençlerin eğitim ve istihdam dışında kalması yalnızca bireysel gelir kaybı anlamına gelmiyor.
Çalışma hayatına katılamayan gençlerin bilgi ve becerileri yeterince değerlendirilemediğinde, ülkenin üretim kapasitesi ve verimlilik potansiyeli de olumsuz etkileniyor.
Uzun süre işsiz veya iş gücü dışında kalmak, gençlerin gelecekte istihdama katılmasını daha da zorlaştırabiliyor.
Ekonomik bağımsızlık kazanamamak, aileye bağımlılığın uzamasına ve sosyal sorunların derinleşmesine de neden olabiliyor.
Türkiye'nin OECD ülkeleri arasında ilk sıraya yerleşmesi, genç istihdamına yönelik politikaların yalnızca işsizlik oranını düşürmeye odaklanmasının yeterli olmadığını gösteriyor.
Mesleki eğitimin güçlendirilmesi, ilk işe girişin kolaylaştırılması, kadınların istihdama katılımının desteklenmesi ve bölgeler arasındaki fırsat eşitsizliklerinin azaltılması, sorunun çözümünde öne çıkan politika alanları arasında bulunuyor.
Türkiye açısından temel mesele, genç nüfusun büyüklüğünden ekonomik avantaj elde edebilmek. OECD verileri ise bu potansiyelin önemli bir bölümünün bugün eğitim ve çalışma hayatının dışında kaldığını ortaya koyuyor.
Kaynak: OECD 2025 verileri ve TÜİK İstatistiklerle Gençlik 2025 raporu. ve ParaAnaliz
Bu Bir İlandır




