Fon krizinin ekonomik maliyeti ne olacak? 600 milyar TL fon çıkışı, 334 milyar TL likidite riski ve 11 milyon yatırımcıya olası etkiler.
11 milyon yatırımcı risk altında
Türkiye'de 131 yatırım fonunun tasfiyeye alınmasıyla başlayan kriz, sermaye piyasalarının ötesine taşabilecek ekonomik riskleri gündeme getirdi. Para piyasası fonlarından bir ayda 600 milyar lira çıkış yaşanırken, şirketlerin borçlanma maliyetlerinin artması, halka arzların ertelenmesi ve yabancı sermaye girişlerinin yavaşlaması olasılıkları tartışılıyor. Uzmanlara göre krizin gerçek maliyetini, tasfiye sürecinin başarısı ve yatırımcı güveninin yeniden sağlanıp sağlanamayacağı belirleyecek.
Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) 17 Eylül'de yedi portföy yönetim şirketine ait 131 yatırım fonunu tasfiyeye alması, Türkiye sermaye piyasalarında son yılların en kapsamlı müdahalelerinden birine dönüştü. Aynı tarihte 170 fonun alım satıma kapatılması, yatırımcıların tasarruflarına erişimini sınırlarken finansal sistemde güven sorununu derinleştirdi.
Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) verilerine göre tasfiye kapsamındaki fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyordu. Ancak uzmanlar, krizin etkilerinin bu yatırımcılarla sınırlı kalmayabileceği uyarısında bulunuyor.
DW Türkçe'nin ekonomistlerle yaptığı görüşmeler, krizin ekonomik maliyetini belirleyecek üç temel unsura işaret ediyor: Şirketlerin finansmana erişimi, yatırım fonlarındaki varlıkların hangi koşullarda tasfiye edileceği ve yatırımcı güveninin yeniden tesis edilmesi.
Para piyasası fonlarından 600 milyar lira çıktı
Krizin reel ekonomiye ulaşabileceği en önemli kanallardan biri, şirketlerin borçlanma piyasası.
Türkiye'de şirketler yalnızca banka kredileriyle değil, tahvil ve finansman bonosu ihraç ederek de kaynak sağlıyor. Para piyasası fonları ise bu borçlanma araçlarının önemli alıcıları arasında yer alıyor.
Fonlardan yoğun para çıkışı yaşandığında, şirket tahvillerine ve finansman bonolarına yönelik talep azalabiliyor. Bu durum şirketlerin yeni kaynak bulmasını zorlaştırırken borçlanma maliyetlerini de yükseltebiliyor.
Finans uzmanı Prof. Dr. Evren Bolgün, DW Türkçe'ye yaptığı değerlendirmede para piyasası fonlarından yalnızca bir ay içerisinde yaklaşık 600 milyar liralık çıkış yaşandığını belirtti.
Bolgün'e göre bu büyüklükte bir kaynak çıkışı, özellikle vadesi gelen borçlarını yeni tahvil ve bono ihraçlarıyla çevirmeye çalışan şirketler açısından risk yaratıyor.
Şirketler daha yüksek faiz ödemek zorunda kalabilir veya ihtiyaç duydukları finansmanı yeterli miktarda bulamayabilir.
Bu riskin büyümesi, bazı şirketlerin borçlarını zamanında geri ödeyememesine kadar uzanabilecek bir süreci tetikleyebilir.
Bununla birlikte, fon çıkışlarının şirketlerin borçlanma maliyetlerine ne ölçüde yansıdığı henüz kesin olarak ölçülebilmiş değil.
Halka arzlarda erteleme riski
Fon krizinin bir diğer olası sonucu, şirketlerin sermaye piyasalarından öz kaynak temin etmesinin zorlaşması.
Şirketler halka arz yoluyla hisse senetlerini yatırımcılara satarak yeni sermaye sağlayabiliyor. Ancak yatırımcı güveninin zayıfladığı ve hisse senedi piyasasında belirsizliğin arttığı dönemlerde yeni halka arzlara yönelik talep düşebiliyor.
Prof. Dr. Bolgün, kısa vadede bazı halka arzların ertelenebileceğini düşünüyor.
Bununla birlikte, halka arz piyasasının geleceğini yalnızca fon krizinin belirlemeyeceğini, faiz oranlarının ve genel piyasa koşullarının da önemli rol oynadığını vurguluyor.
334 milyar liralık likidite riski neden kritik?
Tasfiye sürecinin en büyük sorunlarından biri, fon portföylerindeki varlıkların ne kadarının makul fiyatlarla ve kısa sürede nakde çevrilebileceği.
Gedik Yatırım'ın 5 Ekim tarihli analizine göre, tasfiye kapsamındaki ve verilerine ulaşılabilen 129 fonun 30 Eylül itibarıyla toplam büyüklüğü 652,3 milyar liraya ulaşıyor.
Ayrıntılı olarak incelenen 48 fonda ise doğrudan yatırımlar ve repo işlemlerinde teminat olarak kullanılan varlıklar dahil yaklaşık 334 milyar liralık varlığın likidite riski taşıdığı hesaplanıyor.
Bu tutar, 334 milyar liralık kesin zarar oluştuğu anlamına gelmiyor.
Ancak kolay satılamayan varlıkların kısa sürede elden çıkarılmaya çalışılması, piyasa fiyatlarında ciddi düşüşlere yol açabilir.
Analizde incelenen fonlardaki likiditesi sınırlı varlıkların oranı yüzde 58,6 olarak hesaplandı.
Buna karşılık Tera Portföy'e ait TP2, TLY ve THF fonları analizden çıkarıldığında oran yüzde 23,2'ye geriliyor.
Bu çarpıcı fark, likidite sorununun özellikle üç büyük fonda yoğunlaştığına işaret ediyor.
Dolayısıyla tasfiye işlemlerinin hızı, satış fiyatları ve kullanılan yöntemler yalnızca yatırımcılara yapılacak ödemeleri değil, Borsa İstanbul'daki fiyatlamaları da etkileyebilir.
Kriz 11 milyon yatırımcıyı etkileyebilir
Ekonomist Prof. Dr. Oğuz Oyan'a göre fon krizinin etkilerini yalnızca tasfiye edilen fonların katılma payı sahipleri üzerinden değerlendirmek yeterli değil.
Oyan, BIST 100 ve bankacılık endekslerinde yaşanan gerilemelere dikkat çekerek krizin hisse senedi piyasasının geneline yansıdığını savunuyor.
Prof. Dr. Evren Bolgün ise doğrudan hisse senedi yatırımcıları, bireysel emeklilik sistemindeki hisse ve endeks fonlarına yatırım yapanlar ve diğer hisse senedi fonlarının katılma payı sahipleri birlikte değerlendirildiğinde yaklaşık 11 milyon kişinin doğrudan veya dolaylı etkilenebileceğini belirtiyor.
Bu rakam, 11 milyon kişinin kesin olarak zarar ettiği anlamına gelmiyor. Ancak krizin yatırımcı davranışlarını değiştirebilecek kadar geniş bir kesimi ilgilendirdiğini gösteriyor.
Yabancı sermaye çıkışı büyümeyi tehdit edebilir
Fon krizinin makroekonomik etkileri açısından en önemli belirsizliklerden biri yabancı yatırımcıların vereceği tepki.
Prof. Dr. Oğuz Oyan, Türkiye ekonomisinin dış finansmana bağımlılığına dikkat çekerek yabancı sermaye hareketlerinin kritik önem taşıdığını vurguluyor.
Oyan, Türkiye'nin dış kaynak ihtiyacını şu sözlerle ifade ediyor:
Türkiye dış finansman olmadan ekonomisini yürütemeyen bir ülke. Yani gemi yol almak için dış kaynağa ihtiyaç duyuyor.
Yabancı yatırımcıların Türkiye'ye yönelik risk algısının bozulması, yeni sermaye girişlerini yavaşlatabilir ve mevcut yatırımlardan çıkışları hızlandırabilir.
Böyle bir gelişme şirketlerin finansmana erişimini zorlaştırırken yatırımlar ve ekonomik büyüme üzerinde de baskı oluşturabilir.
Ancak krizin yabancı sermaye hareketleri üzerindeki etkisinin ne kadar büyük olacağı henüz bilinmiyor.
Enflasyon üzerindeki sonuçlar ise daha karmaşık olabilir.
Oyan'a göre finansman maliyetlerindeki yükseliş şirketlerin üretim maliyetlerini artırarak fiyatlara yansıyabilir.
Buna karşılık yatırımcıların tüketim harcamalarını azaltarak mevduat, döviz veya altına yönelmesi iç talebi zayıflatabilir. Bu da enflasyon üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturabilir.
Merkez Bankası: Sistemik risk sınırlı
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, 6 Ekim'de TBMM'de yaptığı açıklamada fon krizinin finansal sistemin geneline yayılma riskinin sınırlı kaldığını söyledi.
Karahan, piyasadaki likidite ihtiyacının karşılanması amacıyla ek önlemler alındığını da belirtti.
Bu değerlendirme, fon krizinin geniş çaplı bir finansal istikrarsızlığa dönüşmesinin kaçınılmaz olmadığına işaret ediyor.
Ancak uzmanların uyarıları, sistemik riskin sınırlı kalmasının şirketlerin finansman koşullarında ve yatırımcı güveninde hiçbir bozulma yaşanmayacağı anlamına gelmediğini ortaya koyuyor.
SPK'nın müdahalesi neden daha önce gelmedi?
Krizin en tartışmalı başlıklarından biri, sermaye piyasalarındaki denetim mekanizmalarının ne kadar etkili çalıştığı.
SPK, 18 Eylül tarihli açıklamasında bazı yatırım fonlarının portföylerinde bulunan, fiili dolaşımdaki pay oranı düşük hisselerde 2025'in son çeyreğinde olağandışı fiyat hareketleri tespit edildiğini bildirdi.
Kurul, konunun 2 Aralık 2025 tarihinde Finansal İstikrar Komitesi'nde ele alındığını ve ardından yeni düzenlemeler yapıldığını açıkladı.
Prof. Dr. Oğuz Oyan ise müdahalenin zamanlamasını sorguluyor.
Oyan'a göre şirketlerin halka arzına izin verilmesi, denetleyici kurumların daha sonraki fiyat hareketlerini izleme sorumluluğunu ortadan kaldırmıyor.
Olağandışı fiyat artışlarının ve piyasa hareketlerinin zamanında incelenmesi gerektiğini savunan Oyan, sorumluluğun yalnızca SPK ile sınırlı tutulamayacağını belirtiyor.
Borsa İstanbul'un işleyişinin ve siyasi sorumluluğun da araştırılması gerektiğini ifade ediyor.
Oyan, mevcut yaklaşımı şu sözlerle eleştiriyor:
Şimdi bütün mesele yatıştırma safhasında ve unutturma safhasında.
İlk ödemeler başladı: 43 bin yatırımcıya para transferi
Fon krizinde mağduriyetlerin giderilmesi amacıyla ilk somut ödemeler de başladı.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 8 Ekim'de yaptığı açıklamada A1 Capital, Bulls ve Pardus'a ait 17 fonda bulunan 43 bin yatırımcının parasının ilgili bankalara transfer edildiğini duyurdu.
Tera, Pusula, Atlas ve Hedef Portföy fonlarında ise olağanüstü tasfiye kapsamında ayrı bir ara ödeme mekanizması uygulanması öngörülüyor.
SPK'nın 30 Eylül tarihli kararına göre mutabakatı tamamlanan yatırımcılara, net yatırım tutarları esas alınarak her fon için en fazla 1 milyon lira ara ödeme yapılabilecek.
Bu ödemeler nihai tasfiye tutarından düşülecek.
Ancak 1 milyon liralık sınır, her yatırımcının bu miktarda para alacağının garanti edildiği anlamına gelmiyor.
Ödemeler, mevcut kaynaklara ve belirlenen koşullara bağlı olacak.
Devlet zararların tamamını karşılamayacak
AKP tarafından hazırlanan kanun teklifiyle tasfiye ve ödeme sürecinin yasal çerçeveye kavuşturulması hedefleniyor.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 7 Ekim'de yaptığı açıklamada yatırımcı ödemelerinde Hazine kaynaklarının kullanılmayacağını bildirdi.
Buna göre mağduriyetlerin giderilmesinde esas olarak fonların kendi varlıkları ve geri kazanılacak kaynaklar kullanılacak.
Bu yaklaşım, yatırımcıların zararlarının tamamının devlet güvencesi altında olmadığı anlamına geliyor.
Prof. Dr. Oğuz Oyan da kamu kaynaklarının kullanılmasına karşı çıkıyor. Oyan'a göre öncelikli hedef, hukuka aykırı biçimde elde edildiği kanıtlanan kazançların geri alınması ve mağdurlara aktarılması olmalı.
Bununla birlikte, yüksek tutarda yatırımı bulunan kişiler açısından ara ödemelerin yetersiz kalabileceğini belirtiyor.
Tasfiye kapsamı dışında kalan fonlarda veya doğrudan hisse senedi yatırımlarında oluşan kayıpların ise mevcut mekanizma aracılığıyla karşılanması öngörülmüyor.
187,7 milyar liralık haksız kazanç iddiası
SPK, tasfiye öncesinde fon katılma paylarını satarak olağan dışı kazanç elde edenlerin gönüllü iade yapabilmesi için hesaplar açtı.
Bu şekilde geri alınacak tutarların ilgili fonların tasfiye varlıklarına eklenmesi planlanıyor.
Adalet Bakanı Akın Gürlek ise 9 Ekim'de yaptığı açıklamada soruşturma kapsamında 141 gerçek kişi ve 73 tüzel kişinin üç fondan toplam 187 milyar 653 milyon lira kazanç elde ettiğinin belirlendiğinisöyledi.
Gürlek, söz konusu tutarı haksız kazanç olarak nitelendirdi.
Ancak soruşturma aşamasındaki bu tespit, kazançların hukuka aykırılığının mahkeme kararıyla kesinleştiği veya söz konusu paranın tahsil edildiği anlamına gelmiyor.
Bu nedenle yatırımcılara yapılacak nihai ödemelerin ne kadarının bu kaynaklardan karşılanabileceği de belirsizliğini koruyor.
Ekonomik maliyeti belirleyecek asıl unsur: Güven
Prof. Dr. Evren Bolgün'e göre krizin uzun vadeli sonuçlarını belirleyecek en önemli faktör, tasfiye sürecinin nasıl yürütüleceği.
Fon varlıklarının adil fiyatlarla satılması, yatırımcılara düzenli bilgi verilmesi, ödemelerde şeffaflığın sağlanması ve işlemlerin eşitlik ilkesine uygun gerçekleştirilmesi büyük önem taşıyor.
Bolgün, finans piyasalarında güvenin kırılganlığını şu sözlerle özetliyor:
Finans piyasalarında güveni (parayı) kaybetmek 1 dakika, kazanmak yıllar almaktadır.
Fon krizinin nihai ekonomik maliyeti yalnızca yatırımcıların ne kadar para kaybettiğiyle ölçülmeyecek.
Şirketlerin borçlanma maliyetlerinde yaşanabilecek artış, halka arzların ertelenmesi, yabancı sermaye girişlerinin yavaşlaması ve tasarruf sahiplerinin sermaye piyasalarından uzaklaşması da bu maliyetin parçaları olabilir.
Sonuç olarak, tasfiye sürecinin başarısı yalnızca yüz binlerce fon yatırımcısının alacaklarını değil, Türkiye sermaye piyasalarının gelecekte tasarrufları ve yatırımları ne ölçüde finanse edebileceğini de etkileyecek.
Kaynak: DW Türkçe ve ParaAnaliz
Bu Bir İlandır





