Altılı Masa Dağılır mı?

Altılı Masa; kısaca Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemini değiştirmek, güçlendirilmiş bir parlamenter
sistemi tesis etmek ve bunun için de cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel seçimlerinde çoğunluğu
elde etmek için oluşturulmuş bir iş birliğinin adıdır.

Hiç kuşkusuz ceberut bir sisteme karşı ve çok zor bir dönemde, iş birliği ve ittifak gayretleriküçümsenemez derecede önemlidir.

Bu iş birliğin, genişleyerek güçlü bir ittifaka dönüşmesini Türkiye’nin “beka” sorunu olarak gördüğümü
belirtmeliyim.

Altını çizerek belirtmek isterim ki Altılı Masa oluşumu çok önemli ve değerlidir ancak Masa’nın önemi;
partilerin gücünden ve Genel Başkanların karizmatik özelliklerinden değil, farklı partilerin aynı ilkeler
etrafında mutabakat sağlamaları ve ortak hareket etmeleridir.
İlkeler ihlal edildiğinde kaçınılmaz olarak Masa da dağılır.

Türkiye’nin acil ihtiyacı; mevcut tekçi Cumhurbaşkanlığı Hükümet sisteminin seçim marifetiyle
çoğulcu parlamenter sisteme dönüşmesidir.

Parlamentoyu ve parlamenter sistemi güçlendirmeyi mutabakatın ilkesi olarak benimsemiş Altılı
Masa’nın, TBMM’nde nitelikli çoğunluğu sağlamayı en az cumhurbaşkanlığı seçimi kadar önemsemesi
gerekir.

Bu bağlamda seçimlerin kazanılması için ihtiyaç duyulan stratejilerin geliştirilmesi ve kamuoyuyla bir
yol haritasının paylaşılması yerine seçimden sonra iktidarın nasıl paylaşılacağını tartışmak sorunun
ciddiyetine gölge düşürmektedir.

“Cumhurbaşkanı yetkilerini ortak ve eşit kullanma” iddiası yasal olmadığı gibi uygulanabilirliği de
yoktur. Ortak yönetme iddiası seçim sonrası süreçle ilgilidir. Bu süreci belirleyecek olan seçim
sonuçlarıdır. Temsil gücü oy ve milletvekili sayısı oranında elde edilir.

Oy oranları kıyaslanmayacak kadar düşük olan partilere “eşit statü” verilmesi iddiasının, CHP ve İYİ
Parti tabanında rahatsızlık yarattığı bilinmektedir. Aynı rahatsızlığın kamuoyunda da yaşandığını
belirtmeliyim.

Hele Masa’daki tüm partilere “yönetimde eşit söz ve veto hakkı tanınma” iddiası seçim sonrası
muhtemel bir istikrarsızlık kaygısını artırmaktadır.

Bu nedenle seçim sonrası muhtemel bir iktidar ortaklığı için yol haritası çizmek yerine, seçim öncesi
seçmen kitlesine yönelik bir yol haritasının çizilmesinin daha doğru olacağı kanaatindeyim.
Önemli olan; seçmenin sağduyusunu öne geçirerek doğru karar vermesine yardımcı olmaktır.
Altılı Masa’nın aklımıza ihtiyaç duymadığını biliyorum. Benim de akıl verme gibi bir iddiamın
olmadığını belirtmeliyim.

Ancak birlikte yönetmenin “eşit yetki kullanmak” olmadığı gerçeği göz ardı edilemez. Aksi halde
yönetim krizi ve istikrarsızlık kaçınılmaz olur.

Masa’da ‘eşitler’ olarak oturmak ve alınacak kararlarda kullanılan Genel Başkan oylarının eşit
derecede olması ile yönetimde eşit yetkilere sahip olmak farklı şeylerdir.
Son zamanlarda Altılı Masadan farklı seslerin çıkması, farklı politik tarzdan kaynaklandığını
düşünüyorum.

Altılı Masa, CHP ve İYİ Parti dışında diğer partiler için parlamentoda var olmanın tek seçeneğidir. Bu
seçeneği partileri için bir politik avantaja çevirme gayretlerini anlayışla karşılamalıyız.
Genel Başkanların afaki ve hamasi söylemlerini, siyaset gerçekleriyle örtüşmeyen iddialarını bu

kapsamda değerlendirmeliyiz.

Altılı Masayı bağlayan söz konusu söylem ve iddialar değil, mutabakatın ilkeleridir. Bu ilkelerin en
başında ortak bir cumhurbaşkanı adayı çıkarmak ve gerektiğinde milletvekili seçimlerinde ittifak
kurmaktır.

Bu gerçeğin bilinmesi için öncelikle toplumun Altılı Masa ile ilgili kaygılarının giderilmesi gerekir.
Bunun için de kafa karıştırıcı açıklamaları önlemek ve kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini sağlamak
amacıyla Altılı Masa sözcüsü olarak Genel Başkanlardan birisine sorumluluk verilmesi uygun olabilir.
Bu kişinin Temel Karamollaoğlu olmasının isabetli olacağını düşünüyorum.
Dikkat çekmek istediğim önemli bir husus da şudur:

Bu ülkenin duyarlı insanları olarak mevcut siyasal iklimin toplumumuzu daha çok ayrıştırdığını,
kutuplaştırdığını, ideolojik ve politik düşmanlıkları derinleştirdiğini görmezden gelemeyiz.
Politik, ideolojik, etnik, inanç, dil, kimlik, kültür farklılığımız nedeniyle ülkemizi ve insanlarımızın
geleceğini riske atamayız.

Zorbalığa, ırkçılığa, dinbazlığa, ayırımcılığa yol açan mevcut Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemine ve
devamı durumunda çok daha ceberut bir yönetime dönüşeceği kuvvetle muhtemel olan bir düzene
oylarımızla yol veremeyiz/vermemeliyiz.

Bu konuda tarihi sorumluluğun öncelikle Kemal Kılıçdaroğlu ve Meral Akşener’in omuzlarında
olduğunu hatırlatmalıyım. Başarının da başarısızlığın da en büyük payı kendilerinin olacaktır.

Bu iki liderin Altılı Masada aldığı rolün gereği olarak muhalefeti en geniş biçimiyle içine alacak şekilde
siyasal ve toplumsal bir ittifaka, hatta “Millî Mücadele” ’ye dönüştürülmesi beklenirdi.

Yüzüncü yılda cumhuriyetin demokrasi ile taçlandırılması hedefinin gereği budur. HDP başta olmak
üzere herhangi bir muhalefet partisini, gurup ve kitleyi söz konusu kuşatıcı ittifakın dışında tutmak

Milli Mücadele ruhuyla da demokrasi iddiasıyla da asla bağdaşmaz.

Bunun için Altılı Masa’yı sayısal olarak çoğaltmak ve aynı masada bir arada oturmak da gerekmez.
Muhalefeti mümkün olduğu kadar genişletmek ve ilkler etrafında ayırım yapılmaksızın her kesimle
mutabakat sağlamak önemlidir.

Geniş mutabakatın olmazsa olmaz partisi HDP’dir.

En azından Kemal Kılıçdaroğlu’nun HDP ile kamuoyuna açık görüşmelerde bulunması ve ihtiyaç
duyulan müzakereler yapmasının yolu açık tutulmalıdır. Meral Akşener’in cesur bir kadın lider olarak
Millî Mücadele ruhuyla buna imkan vermesi gerekir.

HDP, Türkiye partisidir. Yasallığı ve meşruluğu devam ettiği sürece Millî Mücadele ve demokratik
Türkiye projesinin dışında tutulamaz.
Söz konusu demokratik Türkiye olduğunda sol-sosyalist-sağ-muhafazakâr-İslamcı vb bütün partilerle
ve farklı kesimlerle ittifak etmek bir “beka meselesi” olarak görülmelidir.
Meral Akşener’den beklenen adımın mutlaka atılacağına olan inancımı koruyorum.

Altılı Masa için demokrasi öncelikli olmasa da HDP dışlanarak seçimler riske atılamaz.
Son olarak Altılı Masa bileşenlerini Fransız toplumbilimci, hukukçu ve siyasetçi Maurice Duverger’in
şu tespitini hatırlatmak isterim:
“İktidara aday partiler gerçekçi olmak zorundadır. Programı, iktidarda gerçekçilik testine tabi tutabilir,
yapacağı her türlü demagojiyi bir gün geri tepebilir... Mümkün olandan fazlasını vaad etmemelidir.
Teorik sorunlarından çok somut problemlere önem vermek zorundadır. Çünkü devlet teorilerle
yönetilmez.”
--

Abdulbaki Erdoğmuş