Manevi Soykırımın Finansörü Kim? Ekranlarda Domuz Eti Küstahlığı ve Sinsi İstilâ!
Giriş
Günümüz Türkiye’sinin en sarsılmaz sığınağı olan aile kurumu, bugün sadece dış mihrakların somut tehditleriyle değil; her daim kendi ellerimizle kapılarını araladığımız ekranlardan süzülen sinsi bir imha süreciyle karşı karşıyadır. "Hayatın gerçeği" veya "eğlence" kılıfıyla sunulan içerikler, toplumsal dokuyu doğrudan hedef alan ve ahlaki pusulayı kasten saptıran birer yıkım aracına dönüşmüştür. Bu durum, basit bir medya yozlaşması değil; İslam medeniyetinin "emanet" ve "iffet" üzerine kurulu temellerini sarsan, kökleri bin yıla dayanan kadim bir mirasın hücrelerine sızan topyekûn bir kültürel kıyımdır.
Yozlaşmanın Sacayağı: Toplumu ve Maneviyatı Sarsan Derin Tehlike
Bu sinsi yayılma, toplumun sinir uçlarını uyuşturmak ve inanç dünyasını sarsmak üzere üç ana koldan sistemli bir etki alanı oluşturmaktadır. Sosyolog Neil Postman’ın dikkat çektiği gibi, bir kültürün değerleri şov dünyası adı altında metalaştırılıyorsa, o toplumun düşünsel ölümü hazırlanıyor demektir. Büyük İslam âlimi İmam-ı Gazali ise kalbin korunmasını bir kalenin muhafazasına benzetir ve duyuların (göz ve kulak) bu kaleye açılan kapılar olduğunu vurgular. Bugün ekranlar, Gazali’nin uyardığı o kapıları ardına kadar açarak aile kalemizi içeriden düşürmektedir. Duyularımızdan süzülen her zehirli görüntü, kalbi karartarak ruhun izzetini hedef almaktadır.
1. Senaryolarda Patolojik İlişkiler ve İffetin Erozyonu
Televizyon ekranlarına hapsedilen hikâyelerin anatomisi incelendiğinde, toplumun ruh sağlığını tehdit eden ve dini değerleri ayaklar altına alan karanlık bir tabloyla karşılaşırız. Bu projeler; sadakatsizliği "özgürlük", çarpık ilişkileri ise "aşk" olarak lanse ederek, inancımızın mukaddes saydığı "nikâh" ve "sadakat" kavramlarının içini boşaltmaktadır. Ancak yıkım bununla da kalmamaktadır; aile hiyerarşisini hiçe sayan tavırlar, "modern birey" imajı altında meşrulaştırılmaktadır. Bu durum, nesiller arası o köklü saygı köprülerini de yıkarak kalbi bir çürüme meydana getirmektedir.
2. Müslüman Mahallesinde Domuz Eti Küstahlığı
Yozlaşmanın geldiği son radde, toplumsal sinir uçlarının kasten uyarılması ve en temel inanç esaslarımızın alenen aşağılanmasıdır. ATV ekranlarında yayınlanan "Aynı Yağmur Altında" dizisinde, İslam’ın kesin bir dille haram kıldığı domuz etinin sıradan bir yemek gibi sofralara taşınması, bu aziz milletin mukaddesatına yönelik aleni bir kast teşkil etmektedir. Bir İslam coğrafyasında, Müslüman bir halkın gözünün içine baka baka haramı "normal" ve "olağan" gösteren bu kalemler; inanç kalemizin surlarında gedik açmayı hedefleyen sinsi bir ihanet hamlesi içindedir. Haramın "sıradanlaşması", kalbi karartan ve toplumu manevi bir felç haline getiren en tehlikeli aşamadır.
3. Değerler Aşınmasının Finansmanı: Güncel Açıklamalar Işığında Kendi Geleceğimizi İhmal Etmek!
Bu manevi tabloyu asıl vahim kılan husus, toplumsal dokuyu zedeleyen bu sürecin bizzat kamu kaynaklarıyla desteklendiğinin itiraf edilmesidir. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un yaptığı güncel açıklama, bu manevi tahribatın arkasındaki maddi gücü sarsıcı bir şekilde gözler önüne sermiştir. Bakan Ersoy, dizi sektörüne bölüm başına 100 bin dolar gibi muazzam bir teşvik verildiğini ifade ederek, kültürel pazardaki bu finansman ağını tescillemiştir.
Bu noktada, devletimizin imkanlarını yönetenlere ve bu bütçeyi onaylayanlara şu vicdani soruları yöneltmek bir tarihî zarurettir:
Emanet, İhanete Sermaye mi Ediliyor? Bu aziz milletin alın teri ve vergileriyle oluşturulan milli bütçe; bizim inancımızı, aile saadetimizi ve bin yıllık mukaddesatımızı hedef alan yapımları ihya etmek ve finanse etmek için mi seferber edilmelidir?
Tanıtım Uğruna Ruhumuzdan mı Vazgeçiyoruz? "Kültür ihracatı" ve "döviz girdisi" adı altında; domuz etini sıradanlaştıran, sadakati bir pranga gibi gösteren ve inanç kalemizde gedik açan projelere aktarılan her kuruş, kendi temellerimize vurulan mali bir kazma değil midir?
İnancımıza Kast Edenlerin Sponsoru Kim? Devletin asli görevi nesli ve inancı korumak iken; toplumun ruh sağlığını tehdit eden ve dini değerleri ayaklar altına alan kalemlerin bizzat kamu eliyle finanse edilmesi, geleceğimize yönelik büyük bir öngörüsüzlük değil midir?
Kendi imkanlarımızla kendi değerlerimizin erozyona uğratılmasına göz yummak, bu millete yapılabilecek en büyük kötülüktür. Milli bütçe; milli kimliği yok eden bir pazarın yakıtı değil, bu kimliği yarınlara taşıyacak köklü bir mirasın muhafızı olmalıdır!
4. Gündüz Kuşağı ve Komedi Adı Altındaki Hayâ Kaybı
Manevi erozyon, gündüz kuşağı programlarıyla aile mahremiyetini bir teşhir nesnesi haline getirerek yerle bir etmektedir. İslam ahlakının temel direği olan "hayâ" ve kusurları örtme düsturu olan "Settâr" sıfatı, reyting uğruna kurban edilmektedir. Bir zamanlar "kol kırılır yen içinde kalır" denilerek sakınılan en mahrem ailevi meseleler, bugün milyonların önünde hiçbir edep süzgecinden geçirilmeden orta yere saçılmaktadır.
Öte yandan, "eğlence" ve "komedi" yapımlarında yaşanan ahlaki çöküş, geleceğimizin teminatı olan nesilleri derin bir bataklığa sürüklemektedir. Komedi adı altında; küfür, argo ve en mahrem konuların fütursuzca espri malzemesi yapılması, gençlerin ruh dünyasında büyük bir tahribat oluşturmaktadır. Mizahın bu seviyesiz hali, izleyiciyi güldürürken aslında utanma duygusunu yok etmekte; edebi, nezaketi ve aile yanında konuşulmayacak bahisleri sıradanlaştırmaktadır.
RTÜK: Caydırıcılıktan Uzak Bir "Günah Vergisi" Sistemi
Denetim mekanizması olan RTÜK, yayıncı kuruluşlar üzerinde gerçek bir yaptırım gücü uygulamak yerine, süreci adeta "vergilendiren" bir mekanizmaya dönüşmüştür. Kesilen para cezaları, dev bütçeli kanallar için sadece bir "işletme maliyeti" hükmündedir. Bir dizinin getirdiği reklam geliri, aldığı cezanın onlarca katı olduğu sürece, yayıncı kuruluş bu bedeli "peşin ödenmiş bir günah vergisi" olarak görüp kültürel tahribata devam etmektedir. Manevi yıkımın maddi bir karşılığı yoktur; bu kirliliğin tek yaptırımı ağır ekran karartmaları ve tavizsiz lisans iptalleridir.
Sosyolojik ve Manevi Enkaz: İstatistiklerle Belgelenen Çöküş
Bu kültürel kıyımın en acı bilançosu, adliye koridorlarındaki boşanma dosyalarında ve parçalanmış ailelerde kendisini göstermektedir. TÜİK verilerinde görülen boşanma artışları, sadece sosyal bir sonuç değil, aynı zamanda manevi bir kopuşun da işaretidir. Şükür ve kanaatin yerini bitmek bilmeyen bir tüketim arzusu aldığında, nikâh akdiyle kurulan en sağlam bağlar bile bu sunî rüzgârlara dayanamayıp kopmaktadır. İnsanlar, ekranlarda kurgulanan sahte mutlulukların peşinden koşarken, İslam'ın vadettiği saadet ve sekînet iklimini terk etmektedirler.
Kültürel İstilaya Karşı Stratejik Müdafaa: Manevi Onarım ve İnşa Hamlesi
Eğer bu gidişata karşı tavizsiz bir duruş sergilenmezse, Türk-İslam aile yapısı kavramı birkaç nesil sonra sadece tozlu raflarda bir hatıra olarak kalacaktır. Bu derin tahribatı durdurmak ve toplumsal bünyeyi yeniden inşa etmek için şu adımların ivedilikle atılması, temel bir devlet politikası olarak benimsenmelidir:
Tavizsiz ve Caydırıcı Yaptırım Prosedürleri: RTÜK, mevcut "gelir bazlı ceza" sistemini derhal terk etmelidir. İnanç ve kültür değerlerimize yönelik sistemli saldırı niteliği taşıyan yapımlara karşı; göstermelik para cezaları yerine, uzun süreli yayın durdurma ve tekrarı halinde lisans iptali gibi kesin ve geri dönüşü olmayan yasal prosedürler yürürlüğe konulmalıdır.
Manevi ve Etik Denetim Protokolleri: Yapımlar henüz hazırlık aşamasındayken; sosyologlar, psikologlar ve alanında yetkin ilahiyatçılardan oluşan bir heyet tarafından "Toplumsal ve Manevi Tahribat Analizi"ne tabi tutulmalıdır. Bu denetim, bir sansür değil, neslin korunması adına uygulanan bir toplumsal güvenlik protokolü olarak işletilmelidir.
Değer Odaklı Stratejik Destek Modelleri: Devletin dizi sektörüne ayırdığı teşvikler, sadece "ihracat rakamları" üzerinden değil, "kültürel katma değer" üzerinden verilmelidir. Milli ve manevi değerleri yücelten, sağlıklı aile modellerini oluşturan ve toplumsal barışı destekleyen projelere öncelikli ve yüksek oranlı mali destek prosedürleri uygulanmalıdır.
Toplumsal Bilinç ve Kalbi Direniş: Mücadele sadece bürokratik düzeyde kalmamalıdır. Aileler, kendi mahremiyetlerini hedef alan programlara karşı en güçlü sivil yaptırım olan "izlememe" iradesini ortaya koymalıdır. Kötülüğü eliyle ve diliyle durduramayanların, kalbiyle safını belli etmesi ferdi bir sorumluluktur.
Sonuç
Milletin öz değerleri, reyting ve ticaret uğruna feda edilemeyecek kadar mukaddestir. Aile kalemizi hedef alan istilaya karşı durmak, bir tercih değil, varlık mücadelesidir. Devlet, kamu kaynaklarını bu manevi tahribatı oluşturmak için değil, nesli korumak için seferber etmelidir. Zira ruhunu ve köklerini bataklığa teslim edenler; ekranlar kapandığında, karanlığa mahkûm olacaktır.
FATMA YILDIZ
Kaynakça
İmam-ı Gazali, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, (Özellikle "Kalbin Hayret Verici Halleri" ve "Gözün ve Dilin Afetleri" bölümleri).
Postman, Neil, Televizyon: Öldüren Eğlence (Amusing Ourselves to Death), Ayrıntı Yayınları.
TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu), Evlenme ve Boşanma İstatistikleri.
RTÜK Yayın İlkeleri, 6112 Sayılı Kanun.
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Sektörel Destek ve Dizi Teşvik Verileri.