Borsa İstanbul eski Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Turhan, Türkiye'yi sarsan fon skandalının halka arz aşamasından başlayarak nasıl organize edildiğini anlattı. Bazı şirketlerin halka arz öncesinde bilançolarının şişirildiğini, ardından şirket sahiplerinin kendi hisselerini yatırım fonları aracılığıyla satın aldığını öne sürdü. Denetim mekanizmalarını da eleştiren Turhan, "Borsa İstanbul'un denetim sisteminin bunu tespit etmesi 15 dakikadan fazla sürmez" ifadelerini kullandı.
Türkiye'de yüz binlerce yatırımcıyı etkileyen fon skandalına ilişkin soruşturma genişlerken, Borsa İstanbul'un eski Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü İbrahim Turhan, sermaye piyasalarında yaşanan usulsüzlük iddialarına ilişkin dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu.
2012-2015 yılları arasında Borsa İstanbul'un üst yönetiminde görev yapan Turhan, bazı şirketlerin halka arz edilmesinden hisselerinin borsada yükseltilmesine kadar uzanan süreçte organize hareket edildiğini öne sürdü.
Yaşananları "piyasa dolandırıcılığı suçu işlemek üzere kurulmuş bir örgüt" olarak nitelendiren Turhan, usulsüzlüklerin ilk aşamasının halka arz süreci olduğunu savundu.
"YÖNETİM KURULU ÜYESİ SAYISI ÇALIŞAN SAYISINDAN FAZLA"
Halka arz edilecek şirketlerin karşılaması gereken nesnel kriterler bulunduğunu hatırlatan Turhan, bazı şirketlerin gerçek faaliyetleri ve ekonomik büyüklükleriyle bu şartları karşılamadığını ileri sürdü. Turhan, halka arzına izin verilen bir şirketin durumunu örnek göstererek şu ifadeleri kullandı:
"Bir masa, bir kasadan oluşan... Bir tanesi var hele, hakikaten insanın içi acıyor. Yönetim kurulundaki üye sayısı şirketin çalışan sayısından fazla. Bu şirket nasıl halka arz ediliyor? İşte örgüt burada devreye giriyor."
Turhan'a göre, söz konusu şirketlerin halka arz kriterlerini karşılıyor görünmesini sağlamak amacıyla önceden planlanmış finansal işlemler gerçekleştiriliyor.
"HALKA ARZDAN ÖNCE BİLANÇOLARI MAKYAJLIYORLAR"
Eski Borsa İstanbul Başkanı, usulsüzlük iddialarının merkezinde "halka arz öncesi yatırım" olarak adlandırılan işlemlerin bulunduğunu anlattı. Bazı sermaye gruplarının ve yatırım fonu yöneticilerinin halka arz edilmesi planlanan şirketlere önceden sermaye aktardığını öne süren Turhan, bu yöntemle şirketlerin mali tablolarının olduğundan güçlü gösterildiğini savundu.
Turhan, "Bunlar halka arz edilmeden önce şirketlerin içine para koyuyorlar. Bu şirketlerin bilançolarını bu şekilde makyajlayarak görünürde, teknik olarak bakıldığı zaman halka arz edilme kriterlerini karşılıyorlar" dedi.
Bu aşamada asıl denetim sorumluluğunun Sermaye Piyasası Kurulunda (SPK) olduğunu vurgulayan Turhan, Borsa İstanbul'un halka arz başvurularındaki yetkisinin sanıldığı kadar geniş olmadığını belirtti.
"Burada karar verecek olan Sermaye Piyasası Kurulu. Çünkü onlar derinlemesine inceleme yapma yetkisine sahip" ifadelerini kullandı.
"HALK SOYULACAK DİYEREK BİR HALKA ARZI ENGELLEDİM"
Turhan, Borsa İstanbul'da yöneticilik yaptığı dönemde benzer özellikler taşıyan bir şirketin halka arzına karşı çıktığını da açıkladı. Şirketin halka açılmasının yatırımcılar açısından ciddi riskler taşıdığını gördüğünü söyleyen Turhan, yetki sınırlarını zorlamak pahasına sürece müdahale ettiğini anlattı.
"Ben Borsa İstanbul'da yöneticilik yaptığım dönemde buna benzer bir şirketin halka arzına engel oldum. Belki de üzerime vazife değildi. Fakat dedim ki hayır, burada halk soyulacak, görüyorum."
Turhan, halka arzına karşı çıktığı şirketin yöneticilerinin daha sonra televizyonlarda kendisi aleyhine kampanya başlattığını, ancak sermaye piyasalarını bilen isimlerden destek görmediğini söyledi. Söz konusu şirketin yöneticilerinin bugün başka suçlardan cezaevinde olduğunu ileri süren Turhan, şirketin ismini ise açıklamadı.
"HALKA ARZDA HİSSELERİN YARISINI PATRON KENDİSİ ALIYOR"
Turhan'ın açıklamalarında en dikkat çekici bölüm, halka arz edilen hisselerin kimler tarafından satın alındığına ilişkin iddiaları oldu. Bazı şirketlerin hisselerine normal koşullarda yatırımcı ilgisi oluşmayacağını savunan Turhan, halka arzların belirli fonlar üzerinden organize edildiğini ileri sürdü.
Turhan, "İşte bakın, soruşturmalarda adı geçen, devletin zarara uğratıldığı kuruluşlar var ya, onlar da dahil olmak üzere başka bazı fonlar da bu halka arzların yapılmasını mümkün kılıyor. Halka arzlar ayarlanmış halka arzlar" dedi.
Şirket sahiplerinin de bu süreçte kendi hisselerini dolaylı yollarla satın aldığını savunan Turhan, mekanizmayı şu sözlerle anlattı:
"Bu arada halka arzda satılan payların aşağı yukarı yarısını patronlar alıyor aslında. Yani kendi şirketinin paylarını patron kendisi alıyor ama patronun üzerinde görünmüyor. Onun katılımcılarından biri olduğu bir yatırım fonu almış oluyor."
Turhan'a göre bu yöntemle halka arz edilen hisselere gerçekte olduğundan daha fazla talep varmış görüntüsü oluşturuluyor.
"BEN SANA, SEN BANA: HİSSELERİN FİYATI YAPAY BİÇİMDE YÜKSELTİLİYOR"
Halka arzın tamamlanmasının ardından ikinci aşamaya geçildiğini belirten Turhan, hisselerin aynı çevreler arasında gerçekleştirilen karşılıklı işlemlerle yükseltildiğini öne sürdü. Şirket sahipleriyle bağlantılı fonların kendi aralarında alım satım yaptığını savunan Turhan, fiyatların bu yöntemle kademeli olarak artırıldığını anlattı.
"Sonra başlıyorlar kendinden kendine ticaretle. Ben sana, sen bana, ben sana, sen bana. 12 lira, 13 lira, 15 lira... Aynen bu şekilde yükselmeye başlıyor."
Turhan'ın anlattığı yöntem, sermaye piyasalarında gerçek yatırımcı talebinden bağımsız olarak fiyat oluşturulması ve işlemlerin karşılıklı biçimde gerçekleştirilmesi yoluyla piyasanın yanıltıldığı iddiasına dayanıyor.
"BORSA İSTANBUL'UN BUNU TESPİT ETMESİ 15 DAKİKA SÜRMEZ"
Karar'da yer alan habere göre, Borsa İstanbul'un piyasa gözetim ve denetim sistemlerine ilişkin de açıklamalarda bulunan Turhan, karşılıklı işlemler üzerinden gerçekleştirildiğini öne sürdüğü fiyat hareketlerinin kolaylıkla tespit edilebileceğini söyledi.
Turhan, söz konusu işlemlerin organize biçimde gerçekleştirildiğinin açık olduğunu savunarak şu ifadeleri kullandı:
"İşte bunun örgütlü suç olduğu belli. Bunu Borsa İstanbul'un denetim sisteminin tespit etmesi 15 dakikadan daha fazla sürmez."
Turhan'ın bu sözleri, fon skandalı kapsamında yalnızca işlemleri gerçekleştiren kişi ve şirketlerin değil, bu işlemleri tespit etmek ve denetlemekle sorumlu kurumların görevlerini yerine getirip getirmediği sorusunu da gündeme taşıdı.





