Geride bıraktığımız Ramazan ayı boyunca hem dünya, doğal olarak ülkemizde çok sıkıntılı bir sürecin içine girdi.
Ramazan Bayramı’nın 3 gününde dünyayı saran kaos ortamının Türkiye’de zaten var olan sıkıntılı sürece etkilerinin neler olduğunu, çözüm önerilerini, uzman konuklarla gerçekleştirdiğimiz söyleşilerde bulacaksınız.
İlk söyleşimiz, eski ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Ufuk Söylemez ile…
***
ABD-İsrail ile İran arasında yaşanan savaşın özellikle Türkiye’ye ekonomik etkilerini ne yönde olacağı da ayrı bir tartışma konusu olmaya devam ediyor. Türk ekonomisinin kırılgan yapısına rağmen mevcut ekonomi yönetiminin bu savaşın etkilerine hazırlıklı olmadığının zaman içinde ortaya çıkan görünen bir gerçek olduğunu kaydeden Ekonomiden sorumlu Devlet eski Bakanı Ufuk Söylemez, Türk ekonomisinin bir çok sektörde bu savaşın olumsuz etkilerini hissetmesinin kaçınılmaz olduğuna işaret etti. Türkiye’nin savaşın etkilerinden en az seviyede etkilenmesinin şu ana kadar izlediği etkin tarafsızlık politikasını sürdürmesinden geçtiğini de dile getiren Ufuk Söylemez, Türkiye’nin sınır komşusundaki bu savaştan uzak durması gerektiğini ifade etti. Ufuk Söylemez savaşın Türk ekonomisine yönelik olası etkilerini YENİÇAĞ’a değerlendirdi.
YENİÇAĞ: ABD- İsrail ve İran arasındaki savaşın ilk etabında, Türkiye’de ekonomiyi yönetenler bu krize hazırlıklı mıydı? Başta Maliye Bakanı Mehmet Şimşek olmak üzere Türk ekonomisini yönetenler başarılı bir sınav verebildiler mi?
Ufuk Söylemez: Türkiye’de ekonomi yönetiminin İran-ABD/İsrail savaşına karşı hazırlıklı olmadığı görünen bir gerçektir. Kurları tutabilmek için, 20 milyar dolara yakın rezerv satışı yapmak zorunda kalınması bunun en somut göstergesidir. Yüzde 16 olarak açıklanan 2026 yıl sonu enflasyon hedefinin artık çok uzak bir ihtimal olması, faizlerde indirime gidilmesinin ister-istemez durdurulması da başka bir gösterge.
Asgari ücretlilere emeklilere, memurlara yani milyonlarca ücretliye 2 yıldan beri gerçekleşen enflasyon oranın altında maaş artışı yapılarak, güya talebi baskılayıp, sözde enflasyonu düşürmek için, kurlara baskı uygulamaktan ibaret, bayatlamış bir IMF politikasına ne kadar ciddi bir ekonomi programı olarak bakılabilir bilemiyorum doğrusu. Programın siyasi gelişmelere, arz şoklarına vb. savunmasız olduğu orta yerde duruyor maalesef.
YENİÇAĞ: Savaşın uzaması durumunda Türk ekonomisini hangi büyük tehlikeler bekliyor? Savaşın dünya ekonomisine etkileri neler oldu, bundan sonraki süreçte etkileri neler olacaktır size göre? Hürmüz Boğazı krizinin ekonomi üzerindeki etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye ekonomik açıdan bu savaştan etkilenmemek ya da en az etkilenmek için ne tür önlemler almalı ekonomik olarak? Türkiye özellikle enerji kaynaklarını çeşitlendirme konusunda hangi önlemleri almalı?
Ufuk Söylemez: Savaşın daha da uzamasının hem Türk ekonomisine hem de dünyaya çok ciddi riskleri ve zararları olduğu ve olacağı açık bir gerçek.
Normalde günde 150 civarında gemi ve tankerin geçtiği Hürmüz Boğazından bugün, geçişler neredeyse tamamen durmuş vaziyette. Dünyanın, özellikle Çin, Hindistan ve Asya ülkelerinin de tedarik yolu olan Hürmüz boğazından, dünyadaki petrol arzının yaklaşık yüzde 20’si geçiyordu.
Nitekim, Brent Petrol fiyatları, 19 Mart 2026 itibarıyla 112 dolar seviyesine yükseldi. Bunun anlamı savaşın başlamasından bugüne, petrol fiyatlarında yaklaşık yüzde 40 oranında bir artış demektir.
Aynı durum, LNG ticareti için de geçerli. Petrol ve LNG’nin üretim, nakliye ve ticaretindeki bu kesilme, beraberinde birçok sektörü de zincirleme olarak olumsuz etkiliyor. Petro kimya, gübre, sanayi üretimi gibi. ABD ve Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) stratejik petrol rezervlerini kullanma kararı aldı. Bu nedenle, ajans üyelerinin 400 milyon varil petrolü piyasaya sürmesi bekleniyor.
Türkiye’nin Irak, Ürdün, Bahreyn, Katar, Kuveyt, BEA gibi körfez ülkeleriyle yıllık yaklaşık toplam 50 milyar dolar civarında bir dış ticaret potansiyeli vardı. Bunun 30 milyar dolar kadarını ihracat, kalanını ise ithalat kalemleri oluşturuyordu. Yaş sebze-meyveden, mücevherata kadar geniş bir yelpazedeki ihracat neredeyse durmuş vaziyette.
TEPAV’ın son araştırma raporuna göre, Türkiye’nin tekstil sektöründe kullanılan polyester lif ve PET üretiminin temel ham maddesi olan Mono-Etilen Glikol’un (MEG) yaklaşık yüzde 40’ı da körfez ülkelerinden ithal ediliyor. Buradaki gecikme, aksama vb. maliyet artışına neden oluyor ve tekstil sektörünü olumsuz yönde etkiliyor.
YENİÇAĞ: Bu anlattıklarınız çerçevesinde diğer sektörlerin de etkilenmemesi de kaçınılmaz oluyor diyebilir miyiz?
Ufuk Söylemez: Türkiye’nin tarım sektöründe kullandığı kimyevi gübrenin yine yüzde 20’ise de körfez ülkelerinden ithal ediliyor. Buradaki aksaklıklar lojistik baskı yaratıyor. Bu nedenle gübre maliyetleri yükselirse buğday- mısır ve ayçiçeği gibi stratejik ürünlerde maliyetler daha da yükselebilir.
Bunlara ilave olarak taşımacılıkta navlun ücretleri 4-5 katına çıkmış durumda. Bölgedeki savaş riski (war risk surcharge) nedeniyle sigorta primleri de inanılmaz seviyelere çıkmış vaziyette.
Petrol fiyatlarındaki her 10 dolarlık artışın, cari açığa 4-5 milyar dolar ek yük getireceğini hesaplıyor TEPAV.
TCMB Enflasyon raporunda ortalama petrol fiyatlarının 62.40 USD olacağı tahmin ediliyordu. Petrol fiyatları 100 dolar civarında dengelense bile bunun enflasyona da, cari açığa da olumsuz etkileri kaçınılmaz olacaktır. Çünkü petrol fiyatlarındaki her 10 dolarlık artışın enflasyonu yüzde 1.5 oranında arttıracağı hesaplanıyor.
Ekonomi yönetimi döviz kurlarının hızlı yükselmesini tutamaz ise, ülkenin toplam borcunun yarısından fazlasının döviz bazında veya dövize endeksli olduğu da düşünüldüğünde, kur artışlarının getirebileceği maliyet ve riskler de pusuda bekliyor.
Bu şartlarda Mart ayı enflasyonunun, bu koşullarda yüzde 5’lere fırlayabileceğinden endişe ediyorum doğrusu. Yani bu savaşa ve körfezdeki petrol krizine, yüksek enflasyon, yüksek faiz, düşen sanayi üretimi ve anormal gıda fiyatları altında yakalandık maalesef.
YENİÇAĞ: Türkiye’nin bu savaştan daha fazla etkilenmemesi nasıl mümkün olacak?
Ufuk Söylemez: Türkiye bu savaştan mümkün olduğunca az etkilenmek için, şu ana kadar sürdürdüğü aktif tarafsızlık politikasında ısrarcı olmalı, ülkemizi bölgedeki ateşe sürüklemek isteyenlerin provokasyonlarına karşı ise uyanık ve soğukkanlı davranmalıdır. Fırsattan istifade diyerek Güney Kıbrıs ve Ege Adalarında, yığınak yapmaya kalkışan Yunanistan’a karşı KKTC’nin yanındaki kararlı duruşunu da sürdürmelidir.
İç cephedeki kutuplaşma ve ayrışmayı, yargının siyasallaştırılmasını, bürokrasinin militanlaşmasını, kurumların yozlaştırılmasını önlemeli, sosyal barış ve uzlaşma yolunda adımlar atarak gelir dağılımını düzeltici, yoksulluk ve işsizliği azaltıcı, ehliyet ve liyakat sahibi kadrolarla çalışılmalıdır.
Kaynak: Yeniçağ
Bu Bir İlandır



