Sakarya’da Su Baskınları: Doğal Afet mi, İdari İhmal mi?

​Giriş

​Sakarya, coğrafi konumu itibarıyla Doğu Marmara’nın alüvyal ova niteliği taşıyan en hassas havzalarından birinde yer almaktadır. Sakarya Nehir Havzası ve Çark Deresi alt havzası, tarihi süreçte suyu tabii yollarla süzme ve depolama özelliğine sahip iken, son yıllarda ivme kazanan kontrolsüz büyüme, bu tabii ekosistemi doğrudan tahrip etmiştir.

​Şehirde her şiddetli yağışın ardından caddelerin, sokakların, konutların ve iş yerlerinin sular altında kalması; yerel yönetimler tarafından "iklim olayı" veya "doğal afet" biçiminde tanımlanmaktadır. Oysa şehirleşme ve su bilimi (hidroloji) açısından; yağış tabii bir olaydır, yaşanan bu seller ise idari ihmale dayanan bir planlama ve altyapı eksikliğidir. Değişen iklim koşullarıyla birlikte kısa sürede düşen ani ve şiddetli yağışlar, belediyelerin altyapı yetersizliğiyle birleştiğinde içinden çıkılamaz bir hâl almaktadır. Doğanın dengesini göz ardı ederek toprağın niteliğine aykırı kararlar alan bu yönetim anlayışı; kamu yararını ve şehrin güvenliğini, kısa vadeli imar kazançlarına feda etmektedir.​

​Toprağın Geçirgenlik Kaybı ve Betonlaşma

Şehir içi alanlarda geçirimsiz zeminlerin ve yapılaşmanın artması, yüzey akış katsayısını (C) doğrudan artırmaktadır. Doğal bir zeminde süzülme (infiltrasyon) yoluyla yeraltı suyuna karışan veya bitki örtüsü tarafından tutulan yağmur suyu, betonlaştırılmış alanlarda doğrudan yüzey akışına geçmektedir. ​

​Sakarya genelinde; özellikle Adapazarı, Serdivan, Erenler ve son dönemde sanayi ile konut odaklı gelişen Arifiye'deki imar uygulamaları, belirgin bir yeşil alan zafiyeti meydana getirmektedir. Belediyelerin imar planlarında kişi başına düşen aktif yeşil alan miktarı mevzuat standartlarının altında tutulmuş, parsel ölçeğinde yapılan emsal artışlarıyla açık alanlar yapılaşmaya açılmıştır. Su bilimi hesaplamalarına göre, toprak zeminlerde yüzey akış katsayısı 0,10 - 0,20 bandında seyrederken; Arifiye gibi betonlaşmanın ve sınai/konut yapılaşmasının hızla yükseldiği bölgelerde bu değer 0,80 - 0,95 seviyesine yükselmektedir. Yaşanan bu artış, aynı miktar yağışta kanalizasyon ve yağmur suyu hatlarına ulaşan su debisini 4 ila 5 kat artırmaktadır. Ayrıca yağmur suyunun toprağa süzülememesi, hassas alüvyal zemin yapısında bölgesel bozulmalara yol açmakta; şehrin dayanıklılığını hem taşkınlar hem de deprem riski karşısında zayıflatmaktadır. Geçirgen kaldırımlar, yağmur bahçeleri ve yeşil çatılar günümüz şehir planlamasının temelini oluştururken; Sakarya’daki imar tercihleri, toprağı bütünüyle betonlaştırma yoluna gitmektedir.

​Dere Yataklarında İmar Yapılaşması

​Sakarya'nın yerleşim geçmişi incelendiğinde; şehirleşme yönü ile doğal su yataklarının ve havza sınırlarının örtüştüğü görülmektedir. Özellikle Çark Deresi ve bağlı dere yataklarının çevresindeki yapılaşma yoğunluğunun yanı sıra, Arifiye havzasında gerçekleşen hızlı imar faaliyetleri, sel ve su baskını riskini artıran başlıca etkenler arasında yer almaktadır.

​Mevcut imar planlarında koruma şeritlerinin daraltılması ve dere yataklarının beton kanallara alınması, suyun doğal yayılım alanlarını ortadan kaldırmıştır. Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından hazırlanan hidrolojik risk haritalarında belirtilen koruma alanlarının ihlal edilmesi, yağış anında suyun tahliye edilemeyerek doğrudan yerleşim alanlarına yayılmasına yol açmaktadır. Ayrıca Sakarya Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (SASKİ) sorumluluğundaki yağmur suyu ile evsel atık su kanallarının tam anlamıyla ayrıştırılamamış olması ve mevcut mazgal, menfez ve ızgara sistemlerinin periyodik bakımsızlığı, yaşanan sorunun teknik boyutunu oluşturmaktadır. Şiddetli yağışlarda birleşik sistemler kapasite aşımına uğramakta; kanalizasyon şebekelerinden geriye taşan atık sular, toplum sağlığı için tehdit oluşturmaktadır. Nitekim bu tür birleşik şebekelerin aniden artan su debisini karşılayamadığı, bilimsel literatürde de açıkça ifade edilmektedir.

​İmar Politikaları ve Şehirleşme Tercihleri

Şehirdeki altyapı yetersizliği ve su baskınları, yalnızca teknik bir eksiklik olarak ele alınamaz; bu durum, mahiyeti itibarıyla iktisadi ve politik bir tercihtir.​ Kalıcı, yer altı odaklı ve yüksek maliyetli altyapı yatırımları yerine göz önünde bulunan üstyapı yenilemeleri ve kısa vadeli projeler tercih edilmektedir.

​Diğer taraftan havza koruma alanlarında, su yataklarının sınırlarında, Arifiye ve çevresindeki verimli tarım arazilerinde inşa edilen kontrolsüz yapılar şehrin dayanıklılığını bütünüyle zayıflatmıştır. Zemin yapısı hassas olan alüvyal zeminlerde yüksek kazanç beklentisiyle yapılan emsal ve kat artışları, hem deprem hem de su baskını riskini eş zamanlı olarak artırmaktadır.

​Sonuç ve Öneriler

​Sakarya’da her şiddetli yağışın ardından yaşanan su baskınları, olağan bir durum olarak karşılanamaz. Yerel idarenin altyapı zafiyetlerini ve planlama eksikliklerini "doğal afet" gerekçesiyle açıklama yaklaşımı, kamusal sorumluluk ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Yağan yağmur tabii bir süreçtir; sorunu felakete dönüştüren etken ise planlamadaki ihmal ve bütüncül yürütülmeyen imar tercihleridir.

​Doğal afet söylemine sığınmak, idari yükümlülükleri bertaraf etmez. Yönetim; hatalı imar kararlarından vazgeçmek, kamu kaynaklarını öncelikle altyapı yatırımlarına yönlendirmek ve şehri bilimsel esaslara göre geliştirmekle yükümlüdür. Bu çerçevede; imar planları hidrolojik veriler doğrultusunda yeniden düzenlenmeli; il genelindeki dere yatakları, taşkın riski taşıyan alanlar, verimli tarım arazileri ve su havzaları mutlak koruma altına alınmalıdır. Parsel bazlı kontrolsüz imar değişikliklerine son verilmeli; yağmur suyu toplama hatları kanalizasyon şebekesinden tamamen ayrılmalıdır.

​Sakarya, suyu bir tehdit değil ekolojik bir değer olarak ele alan "Sünger Şehir" modeli doğrultusunda yeniden planlanmalıdır. Yerleşim genelinde geçirgen yüzeyler ve yağmur sızdırma kanalları yaygınlaştırılarak toprağın doğal emme kapasitesi korunmalıdır. Yerel yönetimler; akademik kurumlar, meslek odaları ve sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği içinde risk haritalarını kamuoyuyla paylaşmalı, mali kaynakları altyapı önceliklerine göre yönlendirmelidir. Sakarya’nın yarınları, mazeretlere değil, akılcı ve kararlı politikalara emanet edilmelidir.

​Fatma Yıldız

​Kaynakça

​Butler, D., & Davies, J. W. (2004). Urban Drainage (2nd ed.). Spon Press, London.

​Chow, V. T., Maidment, D. R., & Mays, L. W. (1988). Applied Hydrology. McGraw-Hill Book Company.

​Devlet Su İşleri (DSİ). (2019). Sakarya Havzası Taşkın Yönetim Planı. T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı, Ankara.

​TMMOB Şehir Plancıları Odası. (2020). Türkiye’de Kentleşme Politikaları ve Rant Odaklı İmar Rejimi Raporu. Ankara.

​TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası. (2021). Kentsel Altyapı ve Taşkın Riskleri Değerlendirme Raporu. İstanbul.

​United States Environmental Protection Agency (US EPA). (2017). Green Infrastructure Options for Managing Urban Stormwater Runoff. Washington, D.C.

​World Bank. (2021). A Guide to Nature-Based Solutions for Urban Resilience. World Bank Group, Washington, D.C.