BM kürsüsünden anti-emperyalist nutuklar atan Saray rejimi, pratikte ABD’nin bölge planlarına tam biat ettiğini bir kez daha gösterdi. Türkiye, fiili olarak İran-ABD savaşının tarafı kılınırken, Husilere karşı operasyon sinyali verildi. Bölgedeki emperyalist haydutluk Gazze zirvesiyle aklanmaya çalışıldı.

Saray rejimi, Birleşmiş Milletler (BM) 81’nci Genel Kurulu’nda ABD emperyalizmine tam biat eden görüntüsünü pekiştirdi. Kürsüden Filistin halkının acıları üzerinden sözde anti-emperyalist ve vicdani nutuklar atan iktidar temsilcileri, ABD emperyalizminin bölgedeki planlarını kayıtsız şartsız uygulayacaklarını bir kez daha gösterdi.

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu konuşmasında söylemde "mazlumların hamisi" iddiası ön plana çıkartılırken pratikte ‘Beyaz Saray ve müttefiklerinin’ çıkarlarına entegreyiz mesajları verildi.

Erdoğan, "Başkan Trump'ın gayretleri ve bizim de dâhil olduğumuz ülkelerin katkılarıyla varılan ateşkes sonrasında bile katledilen Gazzelilerin sayısı 1500'ü aşmıştır" sözleriyle İsrail’e yüklendi. Oysa Gazze'nin çocukların en çok ampute edildiği dünyanın en büyük çocuk kabristanına döndüğünü belirten açıklamalar, kürsüden inildiği an anlamını yitiren birer retorik olarak kaldı.

Bugünün BirGün'ü

BirGün'ün manşetinde yer alan haber göre, ABD Başkanı Donald Trump da New York’ta bulunan Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin liderleri ve AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan ile BM Genel Merkezi’nde bir araya geldi. Trump, Erdoğan için "Kendisi sert bir adamdır. Onunla uğraşmayın. Kendisi gerçekten harika bir adamdır" ifadelerine yer verdi.

İRAN KUŞATMASINDA ABD TARAFINDA

Aynı çatı altında, ABD’li Senatör Chris Coons gibi isimlerle verilen dostane fotoğraflar ve "Yüz yıllık derin ve anlamlı işbirliğimiz, iş dünyası ile kenetlenmiştir" şeklindeki karşılıklı övgüler, Filistin’in katliamcılarıyla kurulan stratejik ortaklığı ise açığa çıkartıyor. Siyasal İslamcı iktidar, bir yandan halkın tepkisini dindirmek için sert İsrail eleştirileri yöneltirken, diğer yandan ABD emperyalizminin bölgedeki siyasi ve askeri mimarisiyle tam bir uyum içinde hareket etmeye devam ediyor.

Saray yönetiminin son hamlesi de Türkiye’yi Ortadoğu'daki emperyalist paylaşım savaşının ve kuşatmanın doğrudan bir tarafı haline getirmesi oldu. ABD Hazine Bakanlığı’nın İran havacılık sektörüne yönelik 8 Eylül’de açıkladığı yaptırımlar ve Başkan Donald Trump’ın BM Genel Kurulu’ndaki "tam ekonomik izolasyon" çağrısı, Türkiye’de gecikmeden karşılık buldu.

Türk Hava Yolları (THY), Pegasus ve AJet gibi ülkenin en büyük üç havayolu şirketi, İran uçuşlarını durdurma kararı aldı. İnternet sitelerinde seferlerin Mart 2027’ye kadar takvimden çıkarılması Washington’ın yaptırım sopasının Ankara tarafından eksiksiz uygulandığının somut kanıtı oldu.

Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın Resmî Gazete'de yayımlanan ve BM Güvenlik Konseyi'nin yaptırım listesindeki kişi ve kuruluşlara yönelik finansal işlemlerin MASAK'a bildirilmesini ve gerekirse ertelenmesini öngören yeni tebliğleri de bu ekonomik çemberin hukuki ve idari altyapısını oluşturdu.

Saray rejimi, kuşatmayı derinleştirmesi beklenen ABD’nin, İran’ı yalnızlaştırma ve ekonomik kaynaklarını kurutma politikasında kendisine biçilen rolü tereddütsüz sahiplendi.

ASKERİ HAT FİDAN'A EMANET

Saray rejiminin emperyalistlerin bölge planlarındaki işlevselliği yalnızca ekonomi ve ulaşım hatlarıyla sınırlı değil. Askeri sahada da açılan yeni cephelerin doğrudan öznesi konumunda. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, Ağustos ayında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na (Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan ve taraflardan birine yönelen saldırının üç ülkeye yapılmış sayılacağını öngören pakt) atıfta bulunarak, Yemen’deki Husiler’in saldırıları karşısında Suudi Arabistan’ın askeri ihtiyaçlarını teknik alanda karşılamaya hazır olduklarını açıklaması, bu tablonun en net göstergelerinden biri.

YENİ GÖREVLERE TALİP

BM Gnel Kurul'u kapsamında bir dizi temaslarda bulunan Fidan, emperyalist politikalara teslim olan Saray rejiminin aldığı görevlerin uygulayıcısı rolünde. Fidan’ın New York’taki Türkevi’nde ev sahipliği yaptığı Türkiye-Suriye-Suudi Arabistan Üçlü Dışişleri Bakanları toplantısı da bu anlamda öne çıkarken "Arabulucu" ve "savaş dışı" imajı çizen Saray rejimi, gerçekte ABD eksenli askeri politikalara lojistik ve teknik destek sunmaktan geri durmuyor.

Trump’ın Erdoğan’dan, Bibi’den (Netanyahu), Şara’dan övgü dolu sözlerle bahsetmesi ise elbette tesadüf değil. ABD’nin hizası doğrultusunda hareket eden her bir ‘lider’ Trump’ın en sevdikleri.

ABD emperyalizminin ve müttefiklerinin kendisine atfedilecek her türlü rolü oynamaya, bölge halklarının aleyhine işleyen bu emperyalist savaş düzenine karşı oldukça iştahlı olan Saray rejimi de övgüleri her gittiği yerde bir bir topluyor.

Ortadoğu'yu kan gölüne çeviren ABD emperyalizminin İran’a yönelik kuşatmasının derinleştiği koşullarda Türkiye’nin bu ablukanın hem ekonomik hem de lojistik çarklarına dâhil olması bu iştahının bir sonucu. Rejimin dillerden düşürmediği "bağımsız dış politika" anlatısı ise atılan her bir adımda anlamını yitiriyor.

∗∗∗

"AMBARGOLAR TÜRKİYE’Yİ DE DAHA DERİNDEN VURACAK"

İran Dışişleri yetkilisi Azem RIZAİ:

"Türkiye ambargoyu genel olarak yarı zamanlı uyguluyordu, “Ramazan savaşı”ndan bu yana THY, Ajet ve Pegasus İran’a uçmuyordu. Dolayısıyla önceki günkü Türkiye’nin İran havayolu şirketlerine yer hizmeti vermeyecek olması kararı onlar için fark etmiyor. İran için zor bir dönem başlıyor, sadece THY değil, Irak, Azerbaycan gibi ülkeler de bu havayolu yaptırımına katılıyor. Ekonomik olarak İran zorda olsa da Türkiye de bu son yaptırım kararlarından derinden etkilenecek. Ayda en az 400 bin kişi İran-Türkiye arasında gidip geliyordu, bu geçişler duracak ve bu durum Türkiye için sıkıntı olacak. Bunun yanında şu an için Van-Tahran seferleri yapılıyor, bu seferler devam edecek gibi. Çin ve Rusya ABD’nin tek taraflı kararını kınıyor bu da yeni çözüm yolları var demek ancak neler yaşanacağını zaman gösterecek. Ve tabi ki uçuşların olmaması yeni güvenlik zafiyeti de getirebilir.

Burada asıl mesele birkaç uçuşun iptal edilmesi değil. ABD, İran’a yönelik yaptırımları artık yalnızca İranlı şirketlere değil, İran’la ekonomik ve lojistik ilişki kuran üçüncü ve vasıta ülke şirketlerine de daha fazla yansıtmaya çalışıyor. THY ve diğer Türk havayollarının İran uçuşlarını azaltması ya da askıya alması bu baskının dolaylı sonuçlarından biri.

Bu süreç derinleşirse, Türkiye’nin İran’la ticaret, bankacılık, havacılık ve taşımacılık alanlarındaki hareket alanı daralabilir. Ancak bunu Türkiye ABD’nin İran politikasının tamamen parçası oldu, şeklinde okumak belki tam 100% doğru olmayabilir. Daha çok Ankara’nın kendi şirketlerini ve finans sistemini ABD yaptırımlarının riskinden korumaya çalıştığı bir tablo söz konusu. Özetle Ankara, bu durumdan en az hasarla çıkmaya çalışıyor ancak durum Türkiye açısından da giderek zorlaşacak."

∗∗∗

TAHRAN "BEKLE GÖR" POZİSYONUNDA

Konuştuğumuz bir İranlı gazeteci Shahram Abbas ise İranlı yetkililerin ve medyanın şimdilik meseleyi çok dillendirmediğini, geçiştirmeye çalıştığını söyledi. Tahran’ın zaten var olan durum nedeniyle şimdilik konunun üstüne çok gitmediğini, “bekle gör” pozisyonunda olduğunu kaydeden Abbas, THY’nin de sekiz aydır İran’a uçmadığını belirtti. Tahran’lı yetkililerin son yaptırım kararına dair kendilerine ulaşan bir durumun olmadığını vurguladığını ifade etti.

∗∗∗

"İRAN İLE İLİŞKİLERİ KOPARTABİLİR"

İran Uzmanı Arif KESKİN:

"Savaşın başlarında Türkiye ortada durmaya çalışıyordu ancak ABD’nin zamanla artan baskısı sonrası Türkiye ekonomik yaptırımlara katılmak zorunda kaldı. Tıpkı diğer bölge ülkeleri olan Azerbaycan, Irak, Umman vs gibi. Trump’ın İran’a karşı tarihin en büyük ekonomik ambargosunu başlatmasının ardından devreye soktuğu acımasız yaptırımların son halkası çok kapsamlı ve ikinci, üçüncü kurumları da doğrudan kapsıyor. Yaptırım zorbalığı daha da artacak, başka adımlar da gelecek, burada kalmayacak. Trump İran’ı toptan çökertmenin peşinde. Bunun için de her türlü yolu, aracı deniyorlar. ABD baskıyı artırdıkça da Türkiye dâhil diğer ülkeler de buna eşlik etmek zorunda kalacak.

Şu anda ciddi bir belirsizlik var, sürecin nereye, nasıl evirileceği kestirilemiyor. Son ambargo kararı belirsizliği daha da büyüttü. Temel mesele İran’ın bu saldırılara karşı olan dayanıklılığının ne ölçüde olduğu. Tahran bu ablukaya karşı alternatif arayışlara girse de kısa sürede ambargo işi çözümlenirse durum kotarılır ancak yaptırımların bir yıl sürmesi halinde İran derinden etkilenecektir, bunu kaldıramaz duruma gelecek, geri dönüşü olmayan kalıcı hasarlar oluşacaktır. Tahran yönetimi ve İranlılar Amerika’nın ambargosuna katılan ülkelere karşı tepkili, İran’lı yetkililer “yaptırımlara katılan kim olursa olsun bunun hesabını soracaklarını, cezalandıracaklarını” açıkladı. Haliyle Türkiye-İran ilişkileri de riskli bir evreye geçecek."

Arif Keskin

∗∗∗

"BİR MÜSAMERE GÖSTERİSİ"

BirGün TV’ye konuşan Emekli Diplomat Engin Solakoğlu, Erdoğan’ın “Dünya beşten büyüktür” çıkışını ve veto yetkisinin kaldırılması yönündeki önerilerini hatırlattı. Solakoğlu BM’ye yönelik önerilerin sorunun kök nedenine inilmediği için yüzeysel kaldığını aktardı.

Solakoğlu, BM’nin işlevsizleşmesinin arkasındaki asıl etken 1991 sonrası kurulan tek kutuplu ABD hegemonyasıdır. Veto hakkına sahip beş daimi üyenin ortak iradesi olmadan kurumun somut bir adım atması imkansızdır. Bu bir sistem sorunudur” dedi. Solakoğlu şöyle konuştu:

Murat Muratoğlu: İneği Bırakıp Yatırımcıyı Sağdılar, Ülke Babadan Miras Kalsa Böyle Lunaparka Çevrilemez''
Murat Muratoğlu: İneği Bırakıp Yatırımcıyı Sağdılar, Ülke Babadan Miras Kalsa Böyle Lunaparka Çevrilemez''
İçeriği Görüntüle

“Liderlerin sistemin patronu olan ABD’yi ve asıl nedenleri eleştirmeden sadece sonuçlar üzerinden eleştiri yapması, dünya siyasetindeki "kolay hedefe yönelme" eğiliminin bir örneği ve adeta bir "müsamere" olarak nitelendiriliyor. Kürsülerde Filistin’in sesi olunduğu iddia edilirken, arka planda İsrail ile ticari ve askeri ilişkilerin sürdürülmesi, ayrıca Gazze Barış Kurulu gibi yapılara dahil olunması bu müsamerenin sonuçları.

Öte yandan Türkiye’nin gelişen drone ve silah teknolojilerine Avrupa’da yeni pazarlar açılmak isteniyor. Avrupa’nın yaşadığı ciddi insan gücü ve asker açığına karşılık, Türkiye’nin 86 milyonluk nüfusu üzerinden bir "asker temin merkezi" olarak konumlandırılmaya çalışılıyor. İktidar da bu politikalara uyumlu bir hat çiziyor”

Engin Solakoğlu

Trump’ın BM kürsüsünden uluslararası hukuku hiçe sayarak İran ve Küba’ya yönelik "yok etme" imalı tehditler savurmasını "insanlık adına utanç verici" diyen Solakoğlu, ABD’nin İran’ı veya Yemen’deki güçleri konvansiyonel silahlarla yenemediği için gerileyen bir hegemonya sergiledi. Trump’ın İran konusunu ara seçimlerden sonraya ertelemesinin ve bu süreçte petrol fiyatlarını düşürmeyi hedeflemesinin iç politikaya yönelik bir hamle olduğu, ABD’nin sıcak savaş yerine süreci ekonomik ambargolarla uzun vadeye yayacağı söylenebilir” değerlendirmesinde bulundu.

Bu Bir İlandır