Türkiye'yi sarsan yatırım fonu skandalı, iktidara yakın muhafazakâr çevrelerde de tartışma yaratmaya başladı. Erenköy cemaatiyle bağlantılı Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı'nın denetimsizlik, kayırmacılık ve yolsuzluğa karşı yayımladığı sert bildiriye MÜSİAD Yüksek İstişare Heyeti Başkanı Mahmut Asmalı destek verdi. Öte yandan kulis haberlerine göre AKP içinde soruşturmanın yürütülme biçiminden rahatsızlık duyulurken, fonlarda birikimleri bulunan AKP ve MHP milletvekilleri de tasfiye teklifinin anaparayı güvence altına almamasına itiraz ediyor.
Fon skandalı iktidarın toplumsal tabanında da tartışılıyor
Hükümetin tartışmalı uygulamalarına karşı genellikle daha temkinli bir tutum benimseyen İslamcı-muhafazakâr çevrelerden, yatırım fonu skandalı konusunda açık eleştiriler gelmeye başladı.
Tepkilerin merkezinde, fon soruşturmasının siyasi bağlantılarının yeterince araştırılmadığı yönündeki iddialar ve mağdur yatırımcıların zararlarının nasıl karşılanacağına ilişkin belirsizlikler bulunuyor.
İktidara yakın çevrelerden gelen açıklamalar, fon krizinin yalnızca finans piyasalarıyla sınırlı kalmadığını, siyasi ve toplumsal güven tartışmasına dönüştüğünü gösteriyor.
AKP ve MHP kulislerini yakından izleyen gazetecilerin aktardığı bilgilere göre, iktidar ortakları içinde de soruşturmanın kapsamına ve mağduriyetlerin giderilmesi için hazırlanan düzenlemelere yönelik itirazlar var.
Bununla birlikte, eylül ayının ikinci yarısı ve ekim ayında yayımlanan bazı siyasi kamuoyu araştırmalarından hareketle fon skandalının seçmen tercihlerinde belirgin bir değişime yol açtığını söylemek henüz mümkün değil. Mevcut araştırmaların bir bölümünde bu konunun doğrudan sorgulanıp sorgulanmadığı da belirsiz.
Ancak mağduriyetlerin tatmin edici biçimde giderilememesi ve kamuoyunda siyasi bağlantılara ilişkin kuşkuların güçlenmesi halinde, fon skandalının ilerleyen dönemde iktidar açısından seçim maliyeti yaratması ihtimali göz ardı edilemez.
Erenköy cemaatinden sert bildiri: “Toplumsal çürümeyi kabullenmiyoruz”
Kamuoyunda Erenköy cemaati olarak bilinen dini çevreyle bağlantılı Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı, 13 Ekim'de yayımladığı iki sayfalık bildiriyle fon skandalına ve toplumdaki yolsuzluk iddialarına sert tepki gösterdi.
“Toplumsal Çürümeyi Kabullenmiyoruz! İnsan Kalmak İçin Bir Çağrı” başlıklı bildiride, yatırım fonlarında yaşanan krizin yalnızca ekonomik bir sorun olmadığı, toplumsal güveni ve ahlaki değerleri de zedelediği savunuldu.
Vakfın açıklamasında şu ifadelere yer verildi:
“Fon krizi bir kaza değil, denetimsizliğin, göz yummanın ve kayırmacılığın sonucudur. Suçlular ve sorumlular hesap vermeden kimse güvenden söz edemez.”
Bildiride, haksız kazanç elde etme arayışının toplumda giderek yaygınlaştığı ileri sürülürken, yolsuzluk karşısında sessiz kalmanın ahlaki sorumlulukla bağdaşmadığı vurgulandı.
Vakıf, “Yolsuzluğa, torpile ve kul hakkına susan, ahlaktan bahsetme hakkını da kaybeder” ifadelerini kullandı.
MÜSİAD'dan açık destek: “Altına imzamı atarım”
Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı'nın açıklaması, muhafazakâr iş dünyasında da karşılık buldu.
Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Yüksek İstişare Heyeti Başkanı Mahmut Asmalı, vakfın bildirisini X hesabından yeniden paylaştı.
Asmalı, paylaşımına şu notu ekledi:
“Aynen katılıyorum, altına imzamı atarım.”
MÜSİAD'ın önde gelen isimlerinden birinin bu açıklamaya açık destek vermesi, fon skandalına yönelik eleştirilerin yalnızca muhalefet çevrelerinden gelmediğini ortaya koyması bakımından dikkat çekti.
Asmalı'nın paylaşımı, muhafazakâr iş dünyasının bazı temsilcilerinin de fon krizinin denetim ve hesap verebilirlik boyutunda daha güçlü adımlar atılmasını istediğine işaret ediyor.
Ancak Asmalı'nın kişisel paylaşımını MÜSİAD'ın bütün üyelerini kapsayan kurumsal bir tutum olarak değerlendirmek doğru olmaz.
Vakıf: Sorumlular kim olursa olsun hesap vermeli
Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı'nın bildirisi, yalnızca yatırım fonlarındaki usulsüzlük iddialarıyla sınırlı kalmadı.
Kamu kurumları, belediyeler, iş dünyası ve sivil toplum kuruluşlarındaki yolsuzluk iddialarına da değinilen açıklamada, sorumluların siyasi veya kurumsal konumlarından bağımsız biçimde hesap vermesi istendi.
Bildiride şu çağrı yapıldı:
“Fon krizinden imara, kamu kurumlarından belediyelere, iş dünyasından sivil topluma rüşvet ve yolsuzlukların suçluları ve sorumluları kim olursa olsun, hesap vermelidir.”
Vakıf, eğitim sistemindeki sorunlar, televizyon yayınları, uyuşturucu kullanımı ve sanal kumar gibi toplumsal meselelerde de eleştirilerini dile getirdi.
Açıklama, “İyiliği öğreteceğiz, yaşayacağız, yayacağız ve koruyacağız” sözleriyle sona erdi.
AKP kulislerinde “arınma ve temizlik” tartışması
Fon skandalının iktidar partisi içindeki yansımaları da gazetecilerin kulis haberlerine konu oluyor.
Gazeteci Nuray Babacan, AKP içindeki tartışmaları ele aldığı yazısında, fon soruşturmasının bazı parti yöneticilerini “arınma” ve “temizlik” kavramlarını kendi partileri için kullanmaya yönelttiğini aktardı.
Babacan'ın haberine göre parti içinde, fon işlemlerinden yüksek kazanç elde ettiği belirtilen 214 kişinin kimlikleri ve olası siyasi bağlantıları sorgulanıyor.
Bazı AKP'li isimlerin aracılar üzerinden fon işlemleri yaptığı, bazı siyasetçilerin ise paralarını yurt dışı üzerinden dolaştırarak Türkiye'ye getirdiği yönünde iddialar gündeme geliyor.
Bu iddiaların bağımsız biçimde doğrulandığına ilişkin bir bilgi bulunmuyor.
Babacan, özellikle eski Aile Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya ve ailesiyle ilgili soruşturma işlemlerinin geciktiğini düşünen bazı AKP yöneticilerinin, sürecin neden ağır ilerlediğini sorguladığını yazdı.
Habere göre bazı parti yöneticileri, soruşturmanın kamuoyuna yeterince açıklanamamasından rahatsızlık duyuyor.
Bu isimlerin, “Meclis açıldı. Hem muhalefete hem sokaktaki insanlara anlatamıyoruz” sözleriyle tepkilerini dile getirdikleri aktarılıyor.
Kabine ve bürokraside değişim önerileri
Babacan'ın kulis haberinde, fon skandalının AKP içinde daha geniş bir siyasi değerlendirmeye neden olduğu da belirtiliyor.
Bazı parti çevrelerinde kabine ve bürokraside değişiklik yapılmasının, kamuoyundaki güven kaybını gidermeye yönelik seçenekler arasında konuşulduğu aktarılıyor.
Bu önerilerin bir bölümünün seçim hazırlıklarıyla bağlantılı olduğu ifade ediliyor.
Ancak söz konusu tartışmaların hükümet tarafından benimsenmiş resmi kararlar olmadığı, parti içindeki değerlendirme ve önerilerden oluştuğu anlaşılıyor.
Fon skandalının siyasi sonuçlarına ilişkin tartışmaların odağında ise soruşturmanın bütün bağlantılarıyla yürütülüp yürütülmeyeceği ve yatırımcıların zararlarının nasıl karşılanacağı bulunuyor.
AKP ve MHP'li mağdur milletvekilleri de tasfiye teklifinden memnun değil
Fon skandalına yönelik itirazların bir başka boyutu, TBMM gündemindeki tasfiye düzenlemesi.
Gazeteci Merve Kılıç'ın haberine göre, kendilerinin veya ailelerinin birikimleri tasfiye kapsamındaki fonlarda bulunan bazı AKP ve MHP milletvekilleri, hazırlanan kanun teklifini yetersiz buluyor.
İtirazların merkezinde, yatırımcıların anaparalarının tamamının geri ödenmesine ilişkin açık bir güvence bulunmaması yer alıyor.
Haberde görüşlerine yer verilen mağdur milletvekilleri, “Anapara ödeme garantisi verilmeyen hiçbir politik söylem, vatandaşı da memnun etmez” değerlendirmesini yapıyor.
Bu yaklaşım, iktidar partileri içinde dahi mevcut tasfiye mekanizmasının yatırımcıların beklentilerini karşılayıp karşılamadığı konusunda soru işaretleri bulunduğunu gösteriyor.
Mağdur vekillerin dört talebi
Kılıç'ın aktardığı bilgilere göre, fonlarda birikimleri bulunan milletvekillerinin talepleri dört başlıkta toplanıyor.
Birinci talep, anaparanın tamamının korunması. Milletvekilleri, tasarruf sahiplerinin yatırdıkları anaparayı kayıpsız biçimde geri almasını sağlayacak açık bir yasal güvence istiyor.
İkinci talep, tasfiye fiyatının değiştirilmesi. Kanun teklifinin dördüncü maddesinin ikinci fıkrasının yeniden düzenlenmesi ve ödemelerde değer kaybına uğramış güncel fiyatlar yerine 16 Eylül tarihindeki referans fiyatların esas alınması öneriliyor.
Üçüncü talep, stopaj gelirlerinin mağdurlara aktarılması. Olağandışı kazançlardan kesildiği belirtilen yüzde 17,5 oranındaki stopajın bir havuzda toplanarak zarar gören yatırımcılara ek ödeme kaynağı olarak kullanılması isteniyor.
Dördüncü talep ise şüpheli işlemlerin geriye dönük araştırılması. Özellikle olağan dışı yüksek kazançların elde edildiği fon işlemlerinin incelenmesi ve olası usulsüzlüklerin ortaya çıkarılması talep ediliyor.
Bu önerilerin kanun teklifine yansıyıp yansımayacağı henüz belli değil.
Fon krizi yalnızca yatırımcıların sorunu olmaktan çıkıyor
Fon soruşturmasında gelinen aşama, krizin finansal sonuçlarının yanı sıra siyasi ve toplumsal etkilerinin de büyüdüğüne işaret ediyor.
Bir tarafta birikimlerine erişmekte zorlanan ve zararlarının nasıl karşılanacağını öğrenmek isteyen yatırımcılar bulunuyor.
Diğer tarafta ise soruşturmanın siyasi bağlantılarının yeterince araştırılmadığını savunan çevreler, muhafazakâr kuruluşlardan gelen ahlaki sorumluluk çağrıları ve iktidar partileri içindeki tasfiye düzenlemesine yönelik itirazlar yer alıyor.
Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı'nın açıklaması ve Mahmut Asmalı'nın desteği, özellikle muhafazakâr kesimde fon skandalına ilişkin rahatsızlığın daha görünür hale geldiğini gösteriyor.
AKP ve MHP'li bazı milletvekillerinin anapara güvencesi talebi ise mağduriyetlerin giderilmesi konusunda iktidar bloğu içinde de görüş ayrılıkları bulunduğuna işaret ediyor.
Fon skandalı sandığa yansır mı?
Fon krizinin siyasi sonuçlarına ilişkin en önemli sorulardan biri, yaşananların seçmen davranışını etkileyip etkilemeyeceği.
Eylül ayının ikinci yarısı ve ekim ayına ait bazı kamuoyu araştırmaları, fon skandalının iktidarın oylarında belirgin bir gerilemeye yol açtığını ortaya koymuyor. Bununla birlikte araştırmalarda fon krizinin seçmen tercihleri üzerindeki etkisinin doğrudan ölçülüp ölçülmediği de net değil.
Dolayısıyla mevcut verilerle skandalın seçim sonuçları üzerindeki etkisine ilişkin kesin bir değerlendirme yapmak mümkün değil.
Ancak iki gelişme siyasi tartışmanın geleceği açısından önem taşıyor.
Bunlardan ilki, hükümetin yatırımcıların mağduriyetlerini ne ölçüde giderebileceği.
İkincisi ise fon skandalında siyasi bağlantı iddialarının kapsamlı ve şeffaf biçimde araştırılıp araştırılmayacağı.
Mağduriyetlerin sürmesi ve sorumluların hesap vermediği yönündeki algının güçlenmesi halinde, krizin seçmen davranışına yansıması ihtimali artabilir.
Sonuç olarak fon skandalı, muhalefetin eleştirileriyle sınırlı bir tartışma olmaktan çıkmış durumda. Muhafazakâr sivil toplumdan iş dünyasına, AKP kulislerinden MHP'li milletvekillerine kadar farklı çevrelerden gelen tepkiler, hükümetin hem finansal mağduriyetleri giderme hem de kamuoyunun güvenini yeniden sağlama konusunda baskıyla karşı karşıya olduğunu gösteriyor.
KARAR, NEFES, Cumhuriyet, ParaAnaliz
Bu Bir İlandır


