DOĞU TÜRKİSTANDA KADIN OLMAK

Ramazan’ı Şerif’in bitmesine sayılı günler kala gönüller mahsun, yürekler yorgun. Gözümüz, kulağımız, kalbimiz Gazze’den gelen haberlerde. Geçen yıl yaşadığımız ülkemizi yasa boğan depremin yaraları henüz daha taze iken yaralar kabuk bağlamamışken İslam coğrafyasından gelen feryatlar bizi derin üzüntülere boğuyor.

 Siyonist İsrail askerleri tarafından aylardır Gazze’ halkına uygulanan vahşet ve soykırımın ardından gelen açlık, susuzluk, çaresizlik yokluk karşısında ağzımızın tadı tuzu kaçtı. Kurduğumuz iftar sofralarından utanır hale geldik. “Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” diyen Peygamberimizin ümmeti olarak ağzımıza attığımız her lokma, boğazımızda düğümleniyor, açlıktan ölenler, hayatta kalmak için ot çiğneyen hayvan yemi yiyen çocuklar geliyor gözlerimizin önüne lokmalar adeta taş olup boğazımıza takılıyor.

Takipçilerimden gelen haklı serzenişler, Doğu Türkistan’ı ihmal ettiğimiz ve gündemimizden düşürdüğümüz doğrultusunda. Bende bu haklı serzenişleri dikkate alarak Doğu Türkistan’ı ve burada yaşanan zulümleri tekrar hatırlatmak istiyorum.

Çin Esareti Altında Bir Türk Yurdu Doğu Türkistan

Çinin 1949 yılında Doğu Türkistan’da işgal sürecini başlatması ile birlikte tam 75 yıldır bu ülkede sistematik bir şekilde büyük hak ihlalleri yaşanıyor. Bir acı gerçek daha var ki ne kadar acı çekerlerse çeksinler ne kadar zulme maruz kalırlarsa kalsınlar seslerini duyuramıyorlar. Çünkü Çin hükümeti internete erişim yasağı getiriyor, tehdit ve şantajlarla seslerini duyurmalarını engelliyor. Süresiz bir şekilde kapalı ve açık hapishanelerde ömür tüketiyorlar. 

Çinin Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlallerinin uluslararası hukuka göre soykırım ve insanlığa karşı işlenen suçlar kategorisinde olup özellikle kadınlara karşı uygulanan fiziksel şiddet, cinsel şiddet, sözlü şiddet, duygusal şiddet, psikolojik şiddet ve ekonomik şiddetin her türlüsü Doğu Türkistanlı on binlerce kadının yaşadığı büyük travmalardan bazılarıdır. 

Her Ramazan ayında Çin yönetimi aldığı kararla bu yılda tıpkı geçen yıllarda olduğu gibi oruç tutmayı yasakladı. Oruç tutanlar tespit edilip toplama kamplarına gönderiliyor. Ramazan ayında dükkanlarda içki satmayan esnafa cezalar yağıyor dükkanları kapatılıp toplama kamplarına götürülüyorlar.

Çin yönetimi “Aile olmak” Projesi adı altında evin içine Çinli erkeği zorla sokarak kadının Çinli erkekle aynı odada aynı yatakta yatmaya zorluyor. Karşı geleni tutuklayarak hapishanelere toplama kamplarına gönderiyor.  Anne babası hapse atılan ya da toplama kamplarına gönderilen çocukları aile yakınlarına vermeyerek Çinlileştirmek için kurulan yuvalarına gönderip çocukları asimile ediyorlar. 

Doğu Türkistan’da kadın olmak anne olmak gerçekten çok zor. İnancını yaşayamıyorsun, Kültüre dair her şey yasak. Çocuklarına inancın gereği dini anlam ifade eden isimler koyamıyorsun. Giyim tarzına müdahale ediliyor sokakta, çarşıda, pazarda etek boyun standart ölçülerin altında ise hemen anında müdahale ediliyor, etek boyu yırtılıyor ya da kesilerek kısaltılıyor. Başörtü yasak, erkelerin sakal bırakması yasak. Namaz kılmak, oruç tutmak dini vecibeleri yerine getirmek yasak.

 İş gücü altında evinden alınan genç kızlar zorla tehdit ve şantajlarla uzaklara götürülüp zorla çalıştırılıyor ya da genelevlere satılıyorlar. Evlenme yaşı ve hamile kalma yaşı yine Çin yönetiminin kontrolü dahilinde. Onların müsaade ettiği sayının dışında hamile kalanlara zorla kürtaj yapılarak hamilelik sonlandırılıyor ve cezalandırılıyor. 

Asimile politikasının bir icrası olarak Müslüman kadının kimliği hiçe sayılarak Çinlilerle tehdit ve şantajlarla zorla evlendiriliyor. Böylelikle Müslüman ve Türk kimliklerini yok etmeyi hedefliyorlar.

Hapishanelerde ya da toplama kamplarında kadınlara elektrik vererek, işkence, çıplak tutma, toplu tecavüz, hücre hapsi, su içinde hapsetme, üst üste daracık yerde tutma, vücutlarında sigara söndürme, organ ticareti için organ çıkarma, zorla kısırlaştırma ve kürtaj gibi işkenceler yapılıyor ve dünya kamuoyu sadece izliyor. Korku, baskı, şantajlarla Doğu Türkistanlı kardeşlerimiz seslerini duyuramıyor. 

Yazımın başında da belirtiğim gibi İslam coğrafyası alev alev yanıyor. Her tarafından sessiz çığlıklar yükseliyor. Dünya yüzeyinde yaşayan üç milyarı aşkın Müslüman yaşanan bu zulümler karşısında eli kolu bağlı hiçbir şey yapamıyor. Bir avuç Yahudi’ye diklenemiyor, zalimlikte sınır tanımayan Çin’e dur diyemiyor. 

Türkiye veya başka ülkelere eğitim için gönderilen öğrenciler konuşamıyor ülkelerinde yaşanan zulmü haykıramıyor. Çünkü aileleri ile tehdit ediliyor, şantaja maruz kalıyorlar. 

Yazar Öğrenci buluşmalarında okullarda öğrencilerle sohbet ederken duyarlı öğrencilerimizden bazıları “Doğu Türkistan” ile ilgili roman yazmayı düşünüyor musunuz? diye soruyorlar. Bende onlara Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un şu dizeleri ile cevap veriyorum;

Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,

Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!

Adam aldırmada geç git! diyemem aldırırım.

Çiğnerim, çiğnerim, hakkı tutar kaldırırım!

Bu can bu bedende olduğu müddetçe, akıl sağlığım yerinde ve elim kalem tuttuğu müddetçe mazlumların sesi olup, zalimin zulmünü duyurmaya dünyaya haykırmaya devam edeceğim.

Ramazan-ı Şerifimiz yaklaşan Kadir gecemiz ve Ramazan Bayramımız mübarek olsun.

Selam ve dua ile  

Aynur Yavuz