ESAM tarafından gerçekleştirilen Çarşamba Konferansları kapsamında “Tasarruf Tedbirleri: Ekonominin Dünü, Bugünü, Yarını” konusuyla TOBB Üniversitesi, TEPAV Makroekonomi Çalışmaları Program Danışmanı Prof. Dr. Fatih Özatay konuk oldu.

Bir süredir Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (ESAM) tarafından gerçekleştirilen Çarşamba Konferansları kapsamında bu hafta “Tasarruf Tedbirleri: Ekonominin Dünü, Bugünü, Yarını” konusuyla TOBB Üniversitesi, TEPAV Makroekonomi Çalışmaları Program Danışmanı Prof. Dr. Fatih Özatay konuk oldu. Özatay, Türkiye’nin ekonomik karnesini gözler önüne sererken, çözüm önerilerine de dikkat çekti.

Cumhuriyet'in ilk 100 yılı baz alındığında enflasyon verilerinin ortalamasının yüzde 23,6 olduğuna dikkat çeker Özatay, Türkiye’de enflasyonun genel olarak sabit tutulamadığını ifade ederek, “Türkiye’de enflasyon genelde sabit durmuyor. Bazen sıçrayabiliyor. Birden fazla enflasyon verilerine baktığımız zaman özellikle 2022 yılı itibariyle TÜİK dışındaki veriler arasında farklar var” dedi.

"KRİZE AÇIK BİR YAPIMIZ VAR"

Türkiye’de çok sık kriz yaşandığını ifade eden Özatay, krizlerin ardından milli gelirlerin de kısıldığını belirterek, “Krizden önce olan milli gelir yüksek olsa da sonra düşüyor. Krize açık bir yapımız var bunu saptamak gerekiyor. Kriz dönemlerinde işsizliklerimiz artıyor. İşsizlik açısından bizde en düşün işsizlik son yıllarda yüzde 9 civarında ve bu yüksek bir orandır. Bir de atıl işsizlik var ki bu daha yüksek. İşsizliği tanımlarken iş gücüne bölüyoruz. Türkiye’de iş gücüne katılım oranı yüzde 50, OECD ülkelerinde yüzde 70. Bir gece ansızın iş gücüne katılmayan kişiler iş aramaya başlasa işsizlik oranı yüzde 20’ye çıkacaktır” ifadelerini kullandı.

"MART’TAN MART’A ÖDENMESİ GEREKEN DIŞ BORÇ 223 MİLYAR DOLAR"

Türkiye’nin büyürken cari işlemler açığı verdiğine dikkat çeken Özatay, cari işlemlerin açık vermesinin temelinin ise gelirden çok harcamadan geldiğinin altını çizdi. Özatay dış borçlanma verilerine de dikkat çekerek, “Dışarıdan borçlanmaya bağımlı bir ülkeyiz. O borcu ödemek üzere az borç bulursak o kadar az harcama yaparız. Türkiye’nin Mart’tan Mart’a ödemesi gereken dış borcu 223 milyar dolar. Dolayısıyla tipik bir özelliktir, Türkiye’nin ekonomisi konusunda 3 nokta öne çıkıyor. Bunlar; enflasyonu yüksek, işsizlik oranı yüksek, dışarıdan borçlanmaya bağımlı bir ülkeyiz” dedi.

ENFLASYONU DÜŞÜRMEK İÇİN NİYET YOK

Enflasyon oranlarına dikkat çeken Özatay, Türkiye’nin dünyada 5’inci sırada olduğuna vurgu yaparak, “Bence enflasyonu düşürmek için niyet yok. Düşünün kurun düşüklüğünden şikâyet eden bir çok şirket sahibi var ama bunlardan enflasyon ile ilgili şikâyet duymadım. Dolayısıyla iş insanlarından böyle bir şikâyet gelmiyorsa, iş gücünden gelebilir, onların da sesi çıkmıyor. Geriye hükümet kalıyor ve hükümet de hareket etmiyor. Aslında bakarsanız bazı iyi niyetli girişimler dışında bir adım yok. 2002 Ocak ayında enflasyon yüzde 72 idi. 2004’te yüzde 7’ye düştü. 2015’e kadar yüzde 15 civarında dalgalandı. Düzgün bir program tasarlayarak işinizi yapıyorsanız büyümeden feragat etmeden düzenlemeye gidebiliyorsunuz” ifadelerini kullandı.

Emniyetteki Yerlikaya ve Soylu Ekibi Arasındaki “İç Savaş” Devam Ediyor Emniyetteki Yerlikaya ve Soylu Ekibi Arasındaki “İç Savaş” Devam Ediyor

"İKİ KİŞİ ÇALIŞSA DAHİ YOKSULLUK SINIRI YAKALANAMAYABİLİYOR"

Gelir dağılımına dikkat çeken Özatay, TÜİK tarafından açıklanan verileri işaret ederek, “TÜİK’in milli gelirin iş gücü ve sermayeye dağılımını gösterdiği tablolarda, iş gücünün aldığı payın düştüğünü görüyoruz. Açlık sınırı ve asgari ücrete de baktığımız zaman asgari ücretin düştüğünü görüyoruz. Ailede iki kişi çalışsa bile yoksulluk sınırı yakalanmayabiliyor. Asgari ücret Nisan ayında açlık sınırının altında kaldı. Ve ülkenin yarısından fazlası asgari ücret ile çalışıyor” diye konuştu.

"BU BÜTÇE AÇIĞI İLE GÜVEN SAĞLAYAMAZSINIZ"

Enflasyonun en büyük zararı verdiğini ifade eden Özatay, Merkez Bankası’nın enflasyon beklentisinin yüzde 14 olduğunu belirterek, “Hedefe ulaşırsa enflasyon düştü demektir. Ben iki nedenle enflasyonun düşeceğini düşünüyorum. Şu an bir yarım program var çünkü kalkınma boyutu yok. İki nedenle düşeceğini düşünüyorum. Nedenlerden birisi baz etkisidir. Türkiye’de ana belirleyicilerden birisi kurdur. Seçimlerden sonra kur bir süredir sabit gidiyor. Eylül ayına kadar faiz sabit gidecek gibi gözüküyor. Türkiye’nin risk yapısı hâlâ çok yüksek. Bundan sonra ekonomiye duyulan güvenin nasıl gideceği önemli. Güven nasıl sağlanabilir? Diğer bir koşul ise bütçe açığının düşük olması. Ancak bu pek mümkün değil. Orta vadeli programda açıklanan açığın üstüne çıkılacak gibi duruyor. Alınan önlemler çok düşük, mutlaka vergide bir düzenleme yapılmalı. Bu bütçe açığı ile güven sağlayamazsınız” ifadelerini kullandı.

Kaynak: Milli Gazete   / Mehmet Fahri Özkan

Editör: Ahmet Kacır