Gazeteci Fehmi Koru, kaleme aldığı bugünkü yazısında zincir marketler tartışmalarına değindi. Koru, "Üç harfliler kapatılır, çarşı-pazara müdahale edilir, narh sistemi getirilirse 1980 öncesine döneriz, ne mutlu bize…" yazdı.

İşte, Gazeteci Fehmi Koru'nun dikkat çeken o sözleri:

"Evin mutfak alışverişinin büyük bölümü bir süredir bende. Semtin pazarına da gidiyorum, market alışverişini de internet üzerinden ben yapıyorum. Bu sebeple ‘market’ eksenli bir tartışma ne zaman gündeme gelse kulaklarım yanacak kadar ilgi patlaması yaşamam doğal.

Tartışmanın merkezinde ‘üç harfli’ diye anılan marketler var gibi görünüyor ve bugünden başlayarak onları dizginleyecek tedbirler alınacağı anlaşılıyor; ancak böyle bir tespiti yapma ilk kimin aklına geldiyse onun bir gün bile evinin ihtiyaçlarını bizzat kendisinin karşıladığından kuşku duyarım.

[Bugün yayımlanan Resmi Gazete’de çıkan bir genelgeyle, marketler, bakanlığa bütün verilerini bildirmekle mükellef kılındı.]

Aslında tartışılması gereken, en yetkili ağızların “Artık düşmeye başladı” veya “Hiç merak etmeyin üç vakte kadar düşecek” türü açıklamalarıyla etkisini azaltmaya çalıştıkları enflasyona dayalı hayat pahalılığıdır. 

Üzerinde baskı olduğu her yönüyle belli olan TÜİK’in açıkladığı aylık ve yıllık enflasyon rakamları “Düştü, düşecek” denilen oranların azalmak yerine artmaya devam ettiğine işaret ediyor. Her ay %2, %3 artış durdurulup eksiye dönüştürülemediği takdirde, hayat kimse için ucuzlamayacak.

Marketlerdeki fiyatları ‘höt zöt’ ile düşürdüğünüzde semt pazaryerleri de emir ve talimatlarınıza uyacak mı?

Hadi oraları da bir biçimde hizaya soktunuz diyelim. Mazotu, tohumu, gübreyi el yakan fiyatlarla alan üreticiyi ürettiğini zararına satmaya nasıl ikna edeceksiniz?

Yakın geçmişte fiyatı yükselen ürünleri yurtdışından ithal ederek fiyatı dengede tutma mümkün olabiliyordu; bugün pek çok yönden bunu yapmanın imkanı kalmadı. Ya yollar kesik olduğu, ya yurtdışında da fiyatlar yükseldiği için, fakat en önemlisi ithalata dayalı sistem kur yüzünden işlemez hale geldiğinden, bu yöntem artık işe yaramıyor.

Kuru yapay yöntemlerle ve yükü hazineye yükleyerek aşağıda tutmak pek akıl işi değildir; ancak neredeyse bir yıldır adına ‘bize özgü ekonomik sistem’ denilen zorlamayla bu yapılıyor.

Nereye kadar? 

Bankacılık sistemine her gün müdahale ediliyor. Tasarruf sahiplerine üzerlerinde baskı kurulan bankalar eliyle sürekli tedirginlik yaşatılıyor. Haklarında övücü sözler sarf edilen ihracatçının ürettiği ve sattığı malın karşılığında edindiği yabancı paraya devletçe ortak olunuyor ve böylece kazancının hayrını göremeyen ihracatçının iştahı azaltılıyor.

Şimdi de piyasaya müdahalenin yolu açıldı.

Fiyatları ucuzlatma amacıyla alınan her tedbir, -bunu özellikle çarşı-pazarla ilişkisi olmadığı her hallerinden belli olan yönetim kademelerindekilere duyurmak istiyorum-, evet fiyatları ucuzlatma amacıyla alınan her tedbir, fiyatları aşağı indirmek yerine hayatı daha da pahalı hale getirmekten başka bir işe yaramayacaktır.

Faizde öyle olmadı mı?

Dünyanın en yüksek faiz oranıyla borçlanabilen ülkeleri arasındayız çoktandır.

En ucuz kredi bizde, ancak ne pahasına?

Cari faizle baskı altında tutulan faiz arasındaki farkı devlete ödetme pahasına…

Marketlere getirilecek hiçbir tedbir işe yaramaz; ‘narh’ kokusu bile en temel ihtiyaç maddelerinin raflardan çekilmesine, mağazalar ve marketler önünde kuyruklar oluşmasına yol açar.

İktidarı geçmişe dönük eleştirilerinde haklı çıkaran 1980 öncesi yıllarda aynen böyle olmadı mı?

Evet ’70 sente muhtaç’ bir ülke olmuştuk. Bakkal dükkanları önünde yağ kuyrukları vardı. Dövizimiz kalmadığı için kahve bile ithal edilemediğinden ağzımızın tadı kaçmıştı. Devletin bakanları 1 milyon dolar borç alabilmek için yabancı ülke maliye bakanları kapısında bekletilme zorunda kalıyorlardı.

Herkese ev ve araç imkanı sağlamayı ‘2 anahtar’ sloganıyla vaat ederek iktidara gelenler, 1990’lı yıllarda, bugüne benzer yanlış kararlar sonunda, herkesi yarı yarıya fakir hale getirmiştiler. Hem de bir ekonomi profesörünün başbakanlığında…

Ders alınmamış olabilir mi?

Üç harfli marketler kapansın…

Kapansın…

Pazaryerleri sıkı sıkıya denetlensin…

Denetlensin, hatta ‘narh’ sistemi getirilsin…

Bankalar tasarruf sahiplerine daha fazla baskıya zorlansın…

Zorlansın…

Emir ve talimatlarla kur sabit tutulduğu, faiz oranları düşürüldüğü gibi, yine emir ve talimatlarla enflasyonun da indirilmesine çaba gösterilsin…

Gösterilsin…

Hayat bunlar yapıldığı için kalıcı biçimde ucuzlarsa bunu sağlayanlara o yılın Nobel ekonomi ödülü verilir.

Kesinlikle verilir…

Öngörülen kararları kim/ler alıyorsa, onlara, semt pazarlarına ve ‘üç harfliler’ de dahil çevrelerindeki marketlere uğramalarını salık veririm.

Sen de mi TÜİK, 'Direnç mi Var?' Sen de mi TÜİK, 'Direnç mi Var?'

‘Piyasa’ nasıl işliyor ilk elden öğrenmenin yolu budur.

[Kendi gözleme dayanan deneyimimi aktarayım: Çarşı-pazarda fiyatlar haftadan haftaya arttığı gibi düşebiliyor da; sonra yeniden yükseldiği de oluyor tabii. Piyasa böyle çalışıyor çünkü.]"