T 24 yazarı Mehmet Y.Yılmaz ''Türkiye'nin temel sorunu "kültürel" değil, sınıfsal'' başlıklı makalede şunları yazdı:

Nüfusun yüzde 80'i gelirin yarısına talim ederken, nüfusun yüzde kırkı gelirin yüzde 15'ini bile rüyasında göremezken siyasal mücadele kültürel değerler üzerinden yürütülüyor ve muhalefet partisi ortaya bu dengesizliği bozacak bir program ve vaatler dizisi koyamıyor

TÜİK, 2022 yılı Gelir Dağılımı İstatistiklerini açıkladı. Buna göre Türkiye'nin en zenginlerinin toplam gelirden aldığı pay bir önceki yıla göre 1,8 puan arttı, 49,8'e çıktı.

Türkiye nüfusu, 85 milyon 279 bin 553 kişi.

Bu durumda Türkiye'de hane halkı gelirlerinin yarısını 17 milyon 56 bin kişi aldı.

Buna karşılık en az gelir elde eden 17 milyon 56 bin kişiye de gelirin yüzde 5,9'u kalabildi.

17 milyon kişi gelirin yarısını alırken, 68 milyon 223 bin kişi gelirin öteki yarısına talim etti.

Gelir dağılımındaki eşitsizliği ölçmek için kullanılan Gini katsayısı bir önceki yıla göre 0,018 puan artış ile 0,433 olarak tahmin edildi. Tüm sosyal transferler hariç tutulduğunda Gini katsayısı 0,520 olarak hesaplanıyor.

Gini katsayısı, sıfıra yaklaştıkça gelir dağılımında eşitliği, bire yaklaştıkça gelir dağılımında bozulmayı ifade ediyor.

Bu katsayı 2005 yılında 0,38'e kadar düşmüştü. 2006 yılından beri de yükseliyor.

Nitekim 2022 yılında gelirden en fazla pay alan yüzde 10'un elde ettiği gelirin en az pay alan yüzde 10'un elde ettiği gelire oranı 14,2'den 15'e yükseldi.

Gelirin yarısını alanların 17 milyon kişi içinde kaçının kendisini Türk, kaçının Kürt diye tanımladığını bilmiyoruz.

Gelirin sadece yüzde 5,9'unu alanlar içinde kendilerini Türk ya da Kürt diye tanımlayanların sayısını da bilmediğimiz gibi!

Gelirin yarısını alıp, lüks arazi araçları ile gezen, tatil yapan, lokantaları dolduranlar içinde kaçının başının örtülü olduğunu, kaçının kendisini muhafazakâr olarak nitelediğini, kaçının milliyetçi olduğunu, kaçının dindar, kaçının modern, laik vs. olduğunu da bilmiyoruz.

Bildiğimiz şey işlerinin tıkırında olduğu.

Gelirden en az pay alanların da nasıl bir "kültürel kimlik" taşıdığından habersiziz.

Bunların kaçı Ayasofya ibadete açıldı diye mutlu oldu, kaçı yaşam biçiminin tehdit altında olduğuna inanıyor, kaçı tarikatlara inanıyor kaçının dinle bir ilgisi yok, bunu da bilmiyoruz.

Bildiğimiz şey durumlarının feci olduğu.

İşleri tıkırında olanların neden işlerinin tıkırında olduğunu biliyoruz.

Çünkü sistem bunu üretiyor, bunu hedefliyor.

22 yıldır iktidarda olan AKP'nin, bir sağ parti olarak bu sistem ile bir sorunu yok.

İktidarda bulundukları süre içinde bu eşitsizlik daha da arttı, sayılar TÜİK istatistiklerinde bile yalan söyleyemiyor.

Böyle bir tabloda üstelik kendisini sosyal demokrat diye de tanımlayan bir muhalefet partisinin belli bir oy oranına takılıp kalmasının sebebi ne olabilir?

Bunun nedeni CHP'nin en temel konuda politikasız olmasından başka bir şey değil.

Siyasi mücadele, tam da iktidarın olmasını istediği gibi "kültürel değerler" üzerinden yürütülüyor ve CHP'ye bu oyunda düşen rol belli.

Marketlerde "Olgun Sebze" Dönemi: Markette İçinde Çürükler Olan Biberin Kilosu 12.95 TL Marketlerde "Olgun Sebze" Dönemi: Markette İçinde Çürükler Olan Biberin Kilosu 12.95 TL

O rolün karşılığında alınan oy da belli.

Nüfusun yüzde 80'i gelirin yarısına talim ederken, nüfusun yüzde 40'ı gelirin yüzde 15'ini bile rüyasında göremezken siyasal mücadele kültürel değerler üzerinden yürütülüyor ve muhalefet partisi ortaya bu dengesizliği bozacak bir program ve vaatler dizisi koyamıyor.

Çaresiz milyonlarca insana umut olabilecek bir program ortaya koymadan muhafazakâr kitlelerle "helalleşmek" de mümkün olamaz.

Kendilerini ister modern olarak tanımlasınlar ister muhafazakâr olarak, halkımızın temel sorunu gelir dağılımındaki adaletsizlik.

Başı örtülü işçi kadın ile başı açık işçi kadının çıkarları ortak, sorunları aynı.

Türk milliyetçisi ile Kürt milliyetçisi işçinin, köylünün, küçük esnafın, emeklinin dertleri aynı, çözüm yolları da ortak.

Sorun sınıfsal ve iktidar partisinin din ve kimlikler üzerine inşa ettiği politik mücadele çerçevesinin içinde kalmak, ezilen kitlelere bu gerçeği gösterebilmeyi de engelliyor.

CHP ya gerçekten bir sosyal demokrat parti olarak kendisine sol bir program yapıp, oyunu bozacak. Ya da neoliberal zırvaları tekrarlayıp, helalleşerek iktidara gelebileceğini zannetmeye devam edecek.