Karar yazarı İbrahim Kiras ''AK Parti Türkiye’ye ne verdi?''  başlıklı makalesinde AK Partiyi sorguladı ve şunları gündeme taşıdı:

Muhalefetten KKM Zararına Tepki: Merkez‘in Zararı 8 Bakanlığın Toplam Bütçesinden Fazla Muhalefetten KKM Zararına Tepki: Merkez‘in Zararı 8 Bakanlığın Toplam Bütçesinden Fazla

Tayyip Erdoğan liderliğindeki AK Parti iktidarı 22 yılı devirdi. 2027’de, yani Erdoğan’ın bir kere daha adaylığının önünün açılması için erken seçimin planlandığı tarihte 25 yaşında olacak. O zamana kadar dayanabilirse tabii.


Her halükarda bunlar çok uzun süreler. Kurtuluş savaşımıza liderlik edip Cumhuriyetimizi kuran Atatürk’ün iktidarı bile topu topu 15 yıl sürmüştü. Osmanlı devletinin fütuhat politikasının yönünü değiştirip Mısır, Suriye ve Arabistan’ı topraklarına katarak Kızıl Deniz üzerinden Avrupa güçlerinin açık denizlerdeki ticaret rotasına müdahale eden Yavuz Sultan Selim yalnızca sekiz yıl saltanat sürdü.


Keza kendi zamanındaki bilinen dünyanın neredeyse tamamını ele geçirmiş olan Büyük İskender’in hükümdarlık süresi de yine sekiz yıldı. Anadolu’yu fetheden Alparslan ise toplam 12 yıl tahtta kaldı.

Devlet yöneticileri ile aynı kategoride zikredilmesi belki doğru olmaz ama Medine’de Hz. Peygamber’in liderliğinde yeni bir toplum modelinin, yeni bir hukuk anlayışının ve yeni bir ahlak sisteminin inşası on yılda tamamlanmıştır.

Tarihi süreçlerde on yıllar, yirmi yıllar yeterince uzun sürelerdir. Bilhassa ne yaptığını, ne yapacağını bilen ve kafasında belirli bir vizyon olanlar için... Dolayısıyla AK Parti iktidarlarının ömrü hiç de kısa değil. Peki bu uzun iktidar yıllarında yapılıp edilenler ülkeye ne verdi kalıcı anlamda?


İlk dönemlerindeki ekonomik performansı saymıyorum. Çünkü hem kendi programları değildi uygulanan hem de kalıcı olmadı yapılanların hiçbiri. Zaten sonradan tam ters yöne giden bir yola girdiler.

Yalnızca ekonomi alanında değil, her alanda ve her konuda AK Parti iktidarlarının ilk on yılıyla ikinci on yılı arasında görülen yol ve yön tercihi uyumsuzlukları üzerinde durmayacağım bu seferlik. Üzerinde durulması gereken konu, bu süreçte ülkeye ne verildiği.

Dünyadaki teknolojik gelişmelere paralel şekilde cep telefonunun yaygınlaşması veya internet kullanımının artması gibi hadiseleri hükümetin başarısı olarak gösterme kurnazlığı sorumuza cevap olarak kabul edilemez tabii.

Aslında büyük ölçüde Türkiye’deki siyasi ve sosyal yapının doğal evrimi sayesinde mümkün hale gelen başörtüsüne serbestlik başta olmak üzere Ayasofya’yı açmak, semt okullarını İmam hatip liselerine dönüştürmek gibi kendi taraftar kitlesini memnun eden uygulamaları bir yana, ülkenin geneli ve bilhassa gelecek nesiller için neler yaptığı sorumuz...


Dindar-muhafazakar kesimin sorunlarının çözülmesi elbette takdir edilmeli. Ama şikayetleri giderilen bu kesimin kendi sorunları çözüldükten sonra ülkeye ne verdiği de sorgulanmak durumunda. Üstelik “medeniyet iddiası” falan gibi büyük büyük laflar edenlerin soyut evrenlerinden çıkıp ne yaptıklarını ve ne yapacaklarını bize somut olarak anlatabilmeleri gerekir.

AK Parti kadrolarının ve “temsilcisi oldukları dindar camianın” söz konusu uzun iktidar sürecinde hangi kalıcı değerleri ülkeye kazandırmış olduklarını söyleyip göstermeleri lazım.

Şu sorulara cevap vermeliler:

Anılan dönemde yeni bir ahlak anlayışı mı, örnek bir yönetim modeli mi, yoksa vatandaş ve millet olma bilinci mi gelişti toplumda?

Yapılıp edilenler ülkede kültürel canlanmayla mı, demokrasi kültürünün gelişmesiyle mi, ekonomik kalkınmayla mı sonuçlandı?

Bu süreçte toplum kesimleri arasındaki gerilim ve kutuplaşma zayıflayıp toplumsal barış mı güçlendi?


Kadınların toplum hayatındaki rolleri mi değişti?

Gençlerin bu ülkenin geleceğine güveni ve ümidi mi arttı?

Bilimde, teknolojide, eğitimde dünyaya örnek olacak gelişmeler mi yaşandı?

Bir bütün olarak vatandaşların refahı mı yükseldi, yaşama standartları mı gelişti?

Son olarak kendi çalıştıkları sayfadan bir soru soralım: Her yaptıkları şeyi din referansıyla yapan yönetici kadroların dini en güzel şekilde temsil ettikleri görülünce toplumun genelinde dindarlaşma eğilimi, dine yönelim veya hiç değilse dindarlara saygı arttı mı?

İktidar olmak, dahası onca uzun zaman boyunca iktidarda kalabilmek önemli bir başarı elbette… Ancak siyasi başarılar seçim sonuçlarıyla değil, seçilip yönetime gelenlerin bir ülkeyi, bir milleti nereden nereye getirdiğiyle ölçülmeli. Doğal olarak da bu süreçte kat edilen mesafenin olumluya mı yoksa olumsuza doğru mu olduğuna bakılmalı. Gelecekte bugünlerin tarihi yazılırken bugünkü gelişmelerin o günkü şartların ortaya çıkışındaki etkileri nasıl değerlendirilecek, diye düşünülmeli.


Fatih’in de Yavuz’un da Abdülmecid’in de Atatürk’ün de hiçbir seçim başarısı yok ama her birinin iktidar dönemleri Türk tarihinde çok önemli kırılma noktalarını temsil ediyor. Olumlu veya olumsuz.

Peki, bundan birkaç yüzyıl sonra bugün nasıl hatırlanacak? Daha doğrusu, hatırlanmaya değer bulunacak mı? AK Parti iktidarları tarihe -geçecekse- nasıl geçecek? Bu dönemde Ayasofya’ya tekrar cami statüsü verildi diye mi? Cep telefonu sayısı arttı diye mi? İmam hatip liseleri çoğaldı diye mi?

Kabul etmek lazım ki bunlarla seçim kazanılır ama tarihe falan geçilmez. Mamafih tarihe geçmenin başka yolu da var. Mesela devletin bütün kurumları etkisizleşti, hukuk askıya alındı, ekonomi battı, millet birbirine düşman edildi.. diye de tarihe geçebilirsiniz. Sizden sonra birileri gelip bu tahribatı kısa sürede onaramadığı taktirde… Ancak attığınız adımlar giderek geri dönülmez bir çığa dönüşürse tarihe geçersiniz tabii!

Bana sorarsanız AK Parti iktidarının uzun vadede ne olumlu ne de olumsuz etkileri bu dönemi tarihe geçirmeye yetebilir. Çünkü bu dönemin ardından bir onarım süreci gelecektir mutlaka. Hep öyle olmuştur, yine öyle olacaktır. Dolayısıyla söz konusu dönem istikbalde belki ancak bir ibret sayfası olarak zikredilecek. Bu toprakların bin yıllık tarihindeki dönemeç noktalarından biri olarak değil.


Ama başlangıçta tarihe geçme fırsatı doğmuştu. Kendinden önceki siyaset kurumunun toptan iflası sonucunda oluşan bakir zeminde bu kadronun önüne böyle bir imkan alanı açılmıştı. Ne var ki ideolojik takıntılar, reaksiyoner refleksler, siyasi tecrübesizlikler, entelektüel yetersizlikler ve bittabi kişisel hırslar buna engel oldu. (Buradaki olumsuz etkenlere “eski Türkiye’nin” direnişini de ilave edebilirsiniz elbette. Ama bu bahanenin ortadan kaldırılmasından sonraki zamanları da biliyoruz!)

Yoksa, pekala gelecekte bugünün tarihi yazılırken “AK Parti iktidarları döneminde Türkiye demokratik bir ülke haline geldi, hukuk güçlendi, toplumsal barış temin edildi vs. vs.” diye yazılması da mümkün olabilirdi.

Keza “Ehliyeti ve liyakati esas alan yönetim anlayışı ve rasyonel politikalar sayesinde yüksek teknolojiye ve inovasyona dayalı, katma değer üreten bir ekonomi tesis edilerek Türkiye’nin bugünkü küresel liderlik rolünün yolu açıldı” diye yazılması da mümkün olabilirdi.

Gelecekte tarih kitaplarına bunların yazılması ihtimali hem AK Parti kadrolarının hem de bu partinin ideolojik taraftarlarının ve doğal tabanının yaptıkları başka tercihler neticesinde ortadan kaldırıldı.


Bu tercihler Türkiye’de cari açık değil cari fazla veren bir üretim ekonomisi yaratılmasına engel olduğu kadar AK Partinin toplumsal tabanında rasyonel bir dünya görüşünün veya bilim anlayışının gelişmesine ve bu camiada kuşatıcı nitelikte bir ahlak fikri, bir hukuk fikri, bir millet fikri üretilmesi çabalarına da set çekti.

Bu konu üzerinde tartışmaya devam etmeliyiz.