Hükümetin yargı paketi içinde getirmek istediği ‘etki ajanlığı’ düzenlemesi tepki çekiyor. Devlet sırlarının güvenliğine ilişkin bir yasa mevcutken ve benzer kapsamda bir sansür yasası da yürürlükteyken neyin amaçlandığı sorgulanıyor. Hazırlanan taslakta suçun tanımı belirsiz. Herhangi bir eylemin suç teşkil edip etmediği mahkeme heyetinin anlayışına bırakılıyor.

KARAR’a konuşan hukukçular siyasi iktidara yönelik eleştirilerin, araştırmaların, haberlerin ‘etki ajanlığı’ kapsamına alınarak yeni mağduriyetler yaratılabileceği uyarısı yaptı.

ANAYASA HUKUKÇUSU PROF. DR. İBRAHİM KABOĞLU: DÜZENLEME YASA NİTELİĞİ TAŞIMIYOR

Öneri şekil olarak geçse dahi, maddi olarak ‘öngörülebilirlik ve belirlilik bakımından’ yasa niteliği taşımayacak. Düzenleme yalnızca düşünce özgürlüğünü baskılamakla kalmayacak, aynı zamanda halkın vergileriyle maaş alan kamu görevlilerini ‘izleme ajanları’ olarak kullanacak. AKP-MHP ittifakı, ‘bilimsel etkinlikler dahil’ bekası için sakıncalı gördüğü bütün kanaat, görüş ve ifadeleri kriminalize edebilecek. ‘Maarif Müfredatı’na karşı çıkanlar bile ‘etki ajanı’ zanlısı olabilir.

İSTANBUL  BAROSU ESKİ BAŞKANI TURGUT KAZAN: AMAÇ BASINI, MUHALİF ELEŞTİRİLERİ SUSTURMAK

TCK 339. maddeye ‘A’ fıkrası ekleniyor. Devletin iç veya dış siyasal yararları aleyhine yapılacak her şey suç sayılıyor. Suçlar kanunilik ilkesine göre düzenlenir. Kanunilik ilkesi de ‘maddeyi okuduğum zaman neyin yasak olduğunu anlayacağım’ der. ‘Türkiye aleyhine faaliyet’ diye bir şey olur mu? Düzenleme özellikle gazetecileri hedef alacak ve halkın ifade özgürlüğünü kısıtlayacak. Türkiye 2 yıl cehennemi yaşayacak. Tehlikeli bir düzenleme, eleştirenleri susturmayı amaçlıyor.

AVUKAT FİGEN ÇALIKUŞU: NEYİN AJANLIK OLDUĞUNA KİM KARAR VERECEK?

TCK 2. Maddesi ile belirlenen ‘Suçta ve cezada kanunilik ilkesi’ ceza yasalarında keyfiliğe imkân tanımaz. Getirdikleri yasa ise muğlak. Yasa geçtiği anda keyfilik devreye girer. Kim, neyin etki ajanlığı olduğuna, hangi usulde karar verecek? Tasarı hak ve hürriyetleri tehdit ediyor. Toplumu korkutmayı amaçlıyor. Suçun tam olarak tanımlaması yapılmadan cezalandırmaya gitmek, şüpheden suç ve suçlu yaratmak demektir. Şimdi hukuku balyoz gibi kullanma söz konusu.

1905krt01a-tum.jpg

HUKUKÇULAR ‘ETKİ AJANLIĞI’ YASA TASLAĞINI KARAR’A DEĞERLENDİRDİ

Karar'dan Merve Şişman'ın haberine göre, 9. Yargı Paketi’ne eklenen “etki ajanlığı” düzenlemesini muhalefetin ardından uzmanlar da eleştirdi. KARAR’a konuşan hukukçular “Düzenleme özellikle gazetecileri hedef alacak ve halkın ifade özgürlüğünü kısıtlayacak. Yasa geçtiği anda keyfilik devreye girer. Kim, neyin etki ajanlığı olduğuna, hangi usulde karar verecek? Toplumu korkutmak amaçlanıyor” dedi.

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNE DARBE VURUR

2022 Ekim ayında TBMM’de kabul edilen “Dezenformasyon Yasası” ile “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suç oldu. Hatta bu madde uyarınca bazı gazeteciler tutuklandı. “Normalleşme, yumuşama” söylemlerinin aksine adımlar atan iktidar, şimdi de yeni bir yasa tasarısını gündeme getirdi. Bir süredir kamuoyunda tartışılmaya başlanan “etki ajanlığı” adıyla adlandırılan düzenleme, Adalet Bakanlığı’nın Meclis’e sunmaya hazırlandığı 9. Yargı Paketi’nde yer aldı. Etki ajanlığı, Türk Ceza Kanunu’nun “Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk” bölümüne “diğer faaliyetler” şeklinde yeni bir suç tanımı olarak giriyor. Gerekçede “Devletin varlığının korunması ve tehlikeyle karşı karşıya bırakılmaması” deniliyor. Casusluk dışında bu suçu işleyenlere, 3 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası öngörülüyor. Hükümet “Amaç, yeni tip ajanlık faaliyetiyle mücadele” derken Karar’a konuşan hukukçular, düzenlemenin ifade özgürlüğüne ciddi zararlar vereceği görüşünde.

19kr08-kabaoglu1.jpg
Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu

ANAYASA HUKUKÇUSU PROF. DR. İBRAHİM KABOĞLU: BU DÜZENLEME YARGININ İTİCİ GÜCÜNÜ YOK EDİYOR

Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, 9. Yargı Paketi’ni değerlendirirken, “etki ajanlığı” tanımının casusluk tanımını genişlettiğine dikkat çekti.

Kaboğlu, “Bu düzenleme, yargı paketi adı altında yapılan düzenlemeler çerçevesinde değerlendirilmeli. Yetersiz de olsa, Yargı Reformu Strateji Belgesi ve İnsan Hakları Eylem Planı, ‘adil yargılanma gerekleri’ bağlamında düzenlemelerin itici gücü olarak sunuldu. Ancak, bu paketler dizisinde adil yargılama hakkının asgari gerekleri bile giderek işlemez hale getirildi” dedi.

Ayrıca, Kaboğlu, bu düzenlemenin yalnızca düşünce özgürlüğünü baskılamakla kalmayacağını, aynı zamanda halkın vergileriyle maaş alan kamu görevlilerini “izleme ajanları” olarak kullanacağını belirtti.

Kaboğlu şunları söyledi:

"9. Yargı Paketi adı hazırlanan yasa önerisi, 'etki ajanlığı' ile casusuluk tanımını genişletmekte: 'Bu kapsamda iktisadi, mali, askeri, milli savunma, kamu sağlığı, kamu güvenliği, kamu düzeni, teknolojik, kültürel, ulaştırma, haberleşme, siber alan, kritik altyapılar ve enerji gibi diğer yararlar da Devletin iç veya dış siyasal yararları kavramı içinde kabul edilecektir.'

Bu düzenleme, öncelikle, yargı paketi adı altında yapılan düzenlemeler çerçevesinde değerlendirilmeli. Çünkü yetersiz de olsa, çok yönlü iç çelişkileri bulunsa da, Yargı Reformu Strateji Belgesi ve İnsan Hakları Eylem Planı, 'adil yargılanma gerekleri' bağlamında düzenlemelerin itici gücü olarak sunuldu. Paketler dizisinde ise, tam tersine adil yargılama hakkının asgari gerekleri bile giderek işlemez hale getirildi. Yasa önerisinin alıntılanan cümlesi, şekli olarak yasalaşsa dahi, maddi olarak -öngörülebilirlik ve belirlilik bakımından- yasa niteliği taşımayacak.

Burada sorun, yalnızca düşünce özgürlüğünün baskılanması veya düşünce suçu yaratılması ile sınırlı kalmayacak; Kişi+Parti+Devlet birleşmesi ile sonuçlanan Parti Başkanlığı Yoluyla Devlet Başkanlığı ve Yürütme (PBDBY), halkın vergileriyle aylık alan kamu görevlilerini, 'ülke-çevre, insan hakları ve hukukun üstünlüğü savunucularını', 'izleme ajanları' olarak kullanacak.

Bunu hangi PBDBY yapacak? 2017’de Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasal ve siyasal mirasını tasfiye ile yetinmeksizin 'siyaseti' de tasfiye eden Cumhur İttifakı (AKP-MHP), bekası için sakıncalı gördüğü görüş, açıklama, yazı ve yayınları yaptırıma tabi tutarak yapacak.

Yasa önerisi hazırlama yetkisinin Adalet Bakanlığına ait olmadığı konusuna girmeyeceğim. 2017 kurgusuna aykırı olan Cumhur İttifakı’nın TBMM’ye vurulan ‘ters kelepçe’ işlevi gördüğü aşikar.

Buradaki ana sorun şu: sosyal medya düzenlemelerinden dezenformasyon suçuna kadar, Anayasa’ya aykırı ve demokratik toplumsal yapıyı sönümlendirmeyi amaçlayan birçok yaptırıma karşın iktidarı kaybetme korkusu ile AKP-MHP ittifakı, -bilimsel etkinlikler dahil- bekası için sakıncalı gördüğü bütün kanaat, görüş ve ifadeleri kriminalize edebilecek. Buna, bilimi yadsıma iddiası taşıyan sözde Maarif Müfredatı dahil.

'Hukuk ve liyakat' yadsımasının Türkiye’yi sürüklemekte olduğu uçurum, son üç günde bir kez daha farkedilmiş olmalı. ‘Maarif Müfredatı’na PISA gereklerince karşı çıkanlar bile ‘etki ajanı’ zanlısı olabilir."

19kr08-turgut.jpg
 İstanbul Barosu Eski Başkanı Turgut Kazan

İSTANBUL BAROSU ESKİ BAŞKANI TURGUT KAZAN: BÖYLE BİR SUÇ TANIMI OLAMAZ

Turgut Kazan, tasarının çok tehlikeli ve hukuk devleti ilkelerine aykırı olduğunu vurguladı. “339. maddeye A fıkrası ekleniyor; devletin iç veya dış siyasal yararları aleyhine yapılacak her şey suç sayılıyor. Böyle bir suç tanımı olamaz. Hukuk devletinde suç olan şeyin apaçık bir biçimde tanımlanması ve herkes tarafından anlaşılabilir olması gerekiyor” dedi.

Kazan, düzenlemenin özellikle gazetecileri hedef alacağını ve halkın ifade özgürlüğünü kısıtlayacağını belirtti. “Türkiye 2 yıl cehennemi yaşayacak. Bu düzenleme, eleştirenleri susturmayı amaçlıyor. Bu çok tehlikeli bir düzenleme olacak” şeklinde konuştu.

Kazan'ın yaptığı açıklama şöyle;

"Siyasette nasıl bir ‘yumuşama’ yaşayacağımızı bu yargı paketi ile görüyoruz. 339. maddeye A fıkrası ekleniyor; Devletin iç veya dış siyasal yararları aleyhine yapılacak her şey suç sayılıyor. Bu maddeye göre, neyi yapmanız suç sayılıyor? Örneğin, ‘pahalılık aldı başını gidiyor’ ya da ‘insanlar pazar yerinde alışveriş yapamıyor’ diye haber yaptığınız zaman ve bunun da fotoğraflarını yayınladığınız zaman ‘devletin iç siyasal yararlarına aykırı’ hareket etmiş olacaksınız. Böyle bir suç tanımı olamaz. Hukuk devletinde suç olan şeyin apaçık bir biçimde tanımlanması ve herkes tarafından anlaşılabilir olması gerekiyor. Somut ve öngörülebilir olması gerekir.

Zaten Devlet Bahçeli bu konuya ilişkin ‘gazeteciler’ vurgusu yaptı. Gazeteciler içeri tıkılacak. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı veya yabancı bir kişi araştırma yapacak olsa, örneğin; İliç’teki olayı ya da Fırat’a verdiği zehirle ilgili bir bilim adamı değerlendirme yapacak olsa bu durum suç sayılacak. Çünkü hükümeti eleştiriyorsunuz.

Türkiye 2 yıl cehennemi yaşayacak. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ne söylerse söylesin iki yıl ekonomide cehennemin ta kendisini göreceğiz. Önümüzdeki iki yılı ekonomik açıdan çok tehlikeli buldukları için bu düzenleme geliyor. Bu kanunun getirmek istediği şeyler; insanları susturmak, tweet atanları susturmak. Eleştirenleri suçlamak. Bu çok tehlikeli bir düzenleme olacak. Bu duruma karşı bir tavır herkes tarafından sergilenmeli. Yasalaşmasının önüne geçilmesi lazım. Bu düzenlemeyle birlikte gazetecilerin kutsal görevi ellerinden alınacak.

Suçlar kanunilik ilkesine göre düzenlenir. Kanunilik ilkesi de şu demektir; maddeyi okuduğum zaman neyin yasak olduğunu anlayacağım. ‘Türkiye aleyhine faaliyet’ diye bir şey olur mu? Casusluksa kastınız o düzenlemeler zaten var. Kanunilik ilkesiyle asla bağdaşmayan, çok tehlikeli bir biçimde uygulanacağı apaçık belli olan bir düzenlemedir. Mutlaka önüne geçilmeli ve engellenmeli."

19kr08-figen.jpg
Avukat Figen Çalıkuşu

KARAR YAZARI AVUKAT FİGEN ÇALIKUŞU: BU YASA, HUKUKU BALYOZ GİBİ KULLANMA NİYETİNDE

Avukat Figen Çalıkuşu, yasa tasarısının belirsiz ve keyfi uygulamalara açık olduğunu ifade etti.

“Yasa geçtiği anda uygulanmasında keyfilik devreye girer. Kim, neyin etki ajanlığı olduğuna karar verecek? Bu yasa tasarısı, öncelikle ceza hukukunun temel ilkelerine aykırıdır” dedi.

Çalıkuşu, tasarının temel hak ve hürriyetlerin kullanımını ciddi şekilde tehdit ettiğini ve toplumu korkutmayı amaçladığını belirtti. “İktidar ‘özgürlükçü demokratik Anayasa’ diyor ama bu yasa, hukuku balyoz gibi kullanma niyetinde. Suçun tam olarak tanımlaması yapılmadan cezalandırmaya gitmek, şüpheden suç ve suçlu yaratmak demektir” şeklinde eleştirilerde bulundu.

İşte Çalıkuşu’nun tam açıklamaları:

"Yasa tasarısı metni henüz netlik kazanmamakla birlikte ilk olarak şunu ifade etmek mümkün; bu yasa çıkarsa siyasi iktidarın propagandasını yapmayan herkesin etki ajanı ilan edilme olasılığı var.

Ceza hukukunun temel ilkesi 'suçta ve cezada kanunilik' ilkesidir. Bu ilke bizim TCK’mızda 2. Maddede yer alır. Bir suçun ve cezasının ne olduğunun tanımı bu ilke esas alınarak yapılır. Kanunların açık ve belirli olmasını ifade eder. Bu ilke ceza yasalarında keyfiliğe imkân tanımaz, alan açmaz.

Getirdikleri yasa ise muğlak. Yasa geçtiği anda uygulanmasında keyfilik devreye girer. Kim, neyin etki ajanlığı olduğuna, hangi usulde etki ajanı olduğuna karar verecek? O nedenle bu yasa tasarısı, öncelikle ceza hukukunun temel ilkelerine aykırıdır. Bu yasa maddesine neden ihtiyaç duyuluyor onu da sorgulamak gerek.

TCK’da 329 ile 339 arasında “Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk” suçları düzenlenmiştir. Bu maddelerde fazlası ile güvenlikçi anlayışa dayalı olarak son derece yeterli düzenlemeler bulunmaktadır.

Taslak metne baktığımızda TCK 339. Maddeden sonra 339/A maddesi eklenmek istendiğini görüyoruz. Teklif taslağında TCK 339. Maddesine “A” bendi olarak “diğer faaliyetler” başlığı altında eklenen düzenlemede, 'Devletin güvenliği ile iç veya dış siyasal yararları aleyhine yabancı bir devlet veya organizasyonun stratejik çıkarları veya talimatı doğrultusunda gerçekleştirilen bazı fiillerin' cezalandırılması öngörülüyor.

Adnan Oktar Silahlı Suç Örgütü Nasıl Çökertildi? Adnan Oktar Silahlı Suç Örgütü Nasıl Çökertildi?

Diğer faaliyetlerle kastedilen nedir, hangi araştırmasından bahsediliyor? Bu belirsizliği madde giderememektedir. Taslak metnin ilk cümleleri şöyle: 'Bu Bölümde düzenlenen suçları oluşturmamak kaydıyla, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları aleyhine yabancı bir devlet veya organizasyonun stratejik çıkarları veya talimatı doğrultusunda;

  • a) Türk vatandaşları veya kurum ve kuruluşları ya da Türkiye’de bulunan yabancılar hakkında araştırma yapan veya yaptıranlar,
  • b) Türkiye’de suç işleyenler.'

Her araştırma mı suç olacak? Ya da hangi araştırma suç sayılacak? 'Diğer faaliyetler' belirli, bilinir, öngörülebilir bir kavram değildir. İşte bu nedenle keyfiliğe çok açıktır.

Taslak metin bu keyfilik ve öngörülebilir olmama nedeniyle de temel hak ve hürriyetlerin kullanılması bakımından çok ciddi bir tehlike oluşturacaktır. İstihbarat çalışmalarında ve istihbari faaliyetlerde yapılacak değerlendirmeler ve toplanacak veri ile bunlara bağlı ulaşılabilecek analizler, bu defa bu Teklif Taslağı maddesiyle ceza sorumluluğu boyutuna götürülebilecektir.

Demek ki bu kadar belirsizlik ve muğlaklık karşısında siyasi iktidarın güvenlik gerekçesi ile bu yasayı getirmesindeki amacı toplumu korkutmak, daha fazla sindirmek ve sesini kesmek diyebiliriz. Hani 'Hukuku bir sopa gibi kullanıyorlar' diyorduk ya, şimdi hukuku balyoz gibi kullanma söz konusu.

İktidar 'özgürlükçü demokratik Anayasa' diyor ama özgürlükçü, demokratik Anayasayla yönetilen bir ülkede 'etki ajanlığı' diye bir yasa olur mu? Ayrıca Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a sormak lazım. 2019’dan beri 8 tane yargı paketi çıkardılar. Bu paketlerin hiçbir tanesi Türkiye'de yargı bağımsızlığını, yargının tarafsızlığını, hukuka inancı, hukuk kalitesini yükseltmedi. Aksine Hukukun Üstünlüğü Endeksinde yerimiz belli, 148 ülke arasından 117. sırada. Eğer bu yasa Meclis’ten geçerse Türkiye’nin endekste dipleri boylaması kaçınılmaz.

Suçun tam olarak tanımlaması yapılmadan cezalandırmaya gitmek şüpheden suç ve suçlu yaratmak demektir. Taslak metin yasalaşır ise meslekleri gereği ya da herhangi bir sebeple bir inceleme araştırma yapanların olağan şüpheli olarak kabulü ve etki ajanlığından cezalandırılması mümkün olacaktır."

Bu yeni yargı paketinin yasalaşması durumunda, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü ve temel insan hakları ciddi bir tehlike altına girecek. Hukukçuların uyarıları, bu düzenlemenin önüne geçilmesi gerektiğini net bir şekilde ortaya koyuyor.

Editör: Ahmet Kacır