KARAR TV'de yayınlanan Yüzleşme programına katılan 16.Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, dinin yorumlanması ve yaşanması konusunda önemli tespitlerde bulundu. Aklımızı kiraya vermenin dinen uygun olmadığını vurgulayan Bardakoğlu, 'Bu din ulemaların dini değildir, aklımızı kiraya veremeyiz' dedi.

MHP’li ilçe Başkanı AKP’ye Oy Vermeyeni ‘Kafir’ İlan Etti MHP’li ilçe Başkanı AKP’ye Oy Vermeyeni ‘Kafir’ İlan Etti

Ahmet Taşgetiren ve Yusuf Ziya Cömert'in yorumuyla KARAR TV ekranlarında yayınlanan Yüzleşme programı, merak edilen sorulara cevap aramaya devam ediyor.

8 Şubat 2024 Perşembe günü izleyicisiyle buluşan bölümün konuğu, 16.Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu oldu.

Son din olan İslam'ın yorumu ve yaşanması konusunda yaşanan yanlışlara dikkat çekene Bardakoğlu, 'Bu din hocaların, ulemaların dini değildir, bu din Allah’ın dinidir. Ulemaya tapulanmamıştır, ulema Allah adına konuşma yetkisine de sahip değildir. Ulema, bize tarihte nasıl anlaşıldığını, Hz. Peygamber’in (SAV) ne dediğini bize aktaracaktır ama sorumluluk bizlere aittir. Onlara havale edemeyiz, zihnimizi, aklımızı yine kiraya veremeyiz. Aramızdan bir Ebu Hanife çıksa bile aklımızı kiraya veremeyiz. Bizler bu dine muhatabız, Allah bu dini bana göndermiş onun için de anlama gayretinde olacağız' ifadelerini kullandı.

İşte, Ali Bardakoğlu'nun birbirinden değerli yorumları...

DİNİ METİNLERİN YORUMLANMASI

'Kur’an-ı Kerim bir din kitabıdır, bunun altını çizmemiz gerekiyor. Din kitabıdır demek ne demek? Yani bir bilim, matematik, siyaset, kanun, hukuk veya bir aile rehberi, günlük ticaret kitabı değil. Bütün bu ilişkilerin hepsini Allah ile ilişki içerisinde, Allah’ın bir kulu olarak kıvamlı, düzgün yürütülmesini sağlayacak umumi bir bakış ve ruh veriyor. Yani hepsiyle ilgili ama ayrıntı değil. Biliyorsunuz Kur’an-ı Kerim’de yağmurdan, denizlerden ve ırmaklardan bahsedilir. Ama bir yağmurun nasıl yağdığı konusunda bir izahtan bahsedilmez. Kur’an-ı Kerim, yağmuru yağdıran, çiçekleri açtıran, her baharda dalındaki meyveleri size ikram eden Allah’tır der. Biz burada bir botanik, fizik bilgisi almayız. Yani bütün bunlar bir sebep-sonuç ilişkisi içerisinde meydana gelir. Her şeyin bir sebebi vardır ama bütün bunların ilk sebebi Allah’tır der. Kur’an-ı Kerim farklı bir şeyden bahsediyor. Gezegenlerin, yıldızların durumunu anlamak için Kur’an-ı Kerim okumuyoruz. Bilim insanlarını uzaya göndermeye gücünüz yetiyorsa onları göndereceksiniz. Tıp ve tedavi için Kur’an-ı Kerim okumayacağız, tıbbın kendine göre dinamikleri var. Bunu nereden anlıyoruz? Kur’an-ı Kerim buna Sünnetullah, Fıtratullah diyor, ulema Ayetullah demiş. Dünya hayatı belli kurallara ile Allah tarafından yaratılmış. Siz bu sebepleri keşfeder ve onlara tutunursunuz, bu sayede dünya hayatını kavrarsınız. Yani onun için İmam Maturidi’nin veya Gazali’nin bunları bilmesini de bekleyemeyiz. Dünya düz müydü yuvarlak mıydı, bunlar Kur’an-ı Kerim’in konusu değil. Kur’a-ı Kerim bütün bu gördüğümüz kainatı hikmet diliyle bize özetliyor. Bütün her şeyi bize bir başka dil ile anlatıyor. Hangi dil bu? Metafizik bir dil ile yapıyor bunu.'

DİNİ DOĞRU ANLAMAK VE DOĞRU YAŞAMAK

'Hz. Peygamber Efendimiz (SAV) Veda Hutbesi’nde ‘Sizden sonra öyle nesiller gelecek ki benim dediğimi daha iyi anlayacaklar’ dedi. Yani insanlık gittikçe kötü olacak, sahabe neslinden sonra bütün insanlık mahvolacak gibi şeyler demedi. Nice nesiller gelecek ve onlarla gıpta edilecek dedi. Yani ‘Ben, asrısaadeti bütün insanların aynı şekilde yaşaması gereken bir model olarak düşünüyorum’ şeklinde bir fikir söz konusu değildi. Oradan çıkartmamız gereken hayat dersleri, Hz. Peygamber’in (SAV) sözlerinin eri olması, İslam ve kendi inanç-idealleri için yaptığı fedakarlıklar vardır. Ama ne Hz. Peygamber Efendimizin (SAV) yaşadığı hayatı aynısı ile, ne giydiği elbiseyi aynısıyla ne de yattığı hasır yatağı aynısı ile yaşamamızı, bağdaş kurarak oturup el ile yemek yememizi Hz. Peygamber Efendimizin (SAV) bizlerden istediğini düşünmüyorum, düşünemeyiz. İnsanlar neden böyle düşünüyor peki? Çünkü dindarlığın en kolay yolu bir kalıba girerek şekle uymaktır. En zor şekli de zihnin, gönlün ve vicdanın İslam ile buluşmasıdır. Hz. Peygamber’in (SAV) sünnetini iç dünyamıza bir tavır, duyarlılık ve hassasiyet olarak girmesidir. Hz. Peygamber (SAV) o toplumun en güvenilir, en temiz ve en sağ duyulu insanıydı.'

'BU DİN HOCALARIN, ULEMALARIN DİNİ DEĞİLDİR, BU DİN ALLAH’IN DİNİDİR'

'Bu din hocaların, ulemaların dini değildir, bu din Allah’ın dinidir. Ulemaya tapulanmamıştır, ulema Allah adına konuşma yetkisine de sahip değildir. Ulema, bize dinin tarihte nasıl anlaşıldığını, Hz. Peygamber’in (SAV) ne dediğini aktaracaktır ama sorumluluk bizlere aittir. Onlara havale edemeyiz, zihnimizi, aklımızı yine kiraya veremeyiz. Aramızdan bir Ebu Hanife çıksa bile aklımızı kiraya veremeyiz. Bizler bu dine muhatabız, Allah bu dini bana göndermiş onun için de anlama gayretinde olacağız. Ulemanın yazdıklarından, çizdiklerinden elbette yaralanacağım ama hiçbir zaman ‘Yarabbi ben hiç uğraşmadım işte tanıdığım bir iki kişi vardı, onların dediğini aynen yaptım’ demekle vebalden kurtulacağımızı düşünmüyorum. İşte, İslamiyet bireye hitap ediyor, bunun için, Sünni akidenin esasında bu vardır. Belki bunlar Şia’da yoktur, onlarda Ayetullahlar var ama bizim Sünni akidenin temelinde, herkes ilahi hitaba muhataptır, herkes kendi dindarlığını inşa etmek zorundadır ve Allah’ın huzuruna tek başına giderek kendi hesabını verecektir.'