YARGITAY, “AYRIMCI ADALET” UYGULUYOR.! -1


Kemal Karanfil (Emekli Hakim)

Kemal Karanfil (Emekli Hakim)

30 Temmuz 2019, 23:22

Adalet devletin temelidir.

Özellikle Yüksek yargı kurumlarının bu konuda yerel mahkemelere örnek olması ve minimum seviyede hata yapmaları  kendilerinden beklenir.

Daha geçenlerde, 06.03.2019 tarihinde Adalet Bakanlığı tarafından yargı mensuplarının uyacağı Etik ilkeleri yayınlayıp bunlara tüm hakim ve savcıların uyması gerektiği belirtildi.

Adalet Bakanlığının resmi internet sitesinde yer alan bu Etik ilkelere göre, hakimler,tarafsız, dürüst, bağımsız,tutarlı,insan onurunu önceleyen,eşitlik, ehliyet ve liyakate önem vereceklerdir. 

Bu ilkelerin kaynağı, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilmiş olan Bangolar Yargı Etiği İlkeleri olup Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun 27.06.2006 gün ve 315 sayılı kararı ile de bu ilkelerin benimsenmesine önceden karar verilmişti.

Bu bildirge, Türkiye Cumhuriyeti hâkimleri ve savcılarının takip edecekleri etik ilkeleri belirleyen bağlayıcı bir belgedir. Hâkimler ve savcılar, bu bildirgede belirtilmeyen bir durumla karşılaştıklarında, takip etmeye onur ve vicdanları üzerine söz verdikleri yukarıdaki ilkelerin ruhuna uygun davranırlar. Türk Yargı Etiği Bildirgesi; hâkimler ve savcıların, adına karar verdikleri Yüce Türk Milletine ve O’nun her bir ferdine verilmiş sözüdür.( Bakanlık resmi sitesindeki açıklama )

NE YAZIK Kİ YEREL MAHKEMELERE ÖRNEK OLMASI GEREKEN YARGITAY, KİŞİ VE SUÇ TİPLERİNE GÖRE FARKLI UYGULAMA  İÇİNE GİRMİŞ BULUNMAKTADIR.

ERGENEKONA AYRI – FETÖYE  AYRI İÇTİHAT!  

Bu konuda en bariz uygulama, Yargıtay 16 ceza Dairesinin Ergenekon ve  Bylock kullanımı-Gülen cemaati ile ilgili kararlarında daha net bir şekilde ortaya çıkmaktadır. 

İddiamızı kanıtlamak için, kamuoyunda Ergenekon davasının bozma kararı olarak anılan Yargıtay  16. Ceza Dairesinin 21.04.2016 ve 201 2015-4672 E. 2016- 2330 K.. Sayılı İlamı İLE, Bylock ile ilgili ilk kararın verildiği ,Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24.04.2017 tarih ve 2015-3 E. - 2017-3 K.sayılı  kararları karşılaştırmalı olarak incelenecektir.

Öncelikle şunu ifade etmeliyim ki, 2007 ve 2012 yılları arasında Yargıtay’da 5 yıl boyunca Tetkik Hâkimi olarak binlerce dosya inceledim, karar yazdım, temel hukuk konularında birçok Yargıtay Kararı gördüm. Ancak, 1 yıl gibi kısa bir süre içerisinde birbiri ile tamamen zıt, farklı bakışı – yaklaşımı yansıtan böyle iki karara ilk defa rastlıyorum.! Her iki kararı okurken eski bir yargıç olarak yüzüm kızardı, utandım. Bu farklılığı içtihat değişikliği ile geçiştirmek mümkün değildir. Şöyle ki:

  1. ADİL YARGILANMA HAKKI YÖNÜNDEN

1. Yargıtay 16. Ceza Dairesi, Ergenekon   ile ilgili bozma kararının ilk sayfasında – bundan sonra E.B.K. olarak anılacaktır - “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin  “Adil Yargılanma Hakkı”na vurgu yapılıp, sanığın savunmasını hızlandırmak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olma hakkının ceza yargılamasının her aşamasında gözetilmesi gerektiğinin ihlal edildiği” belirtildiği halde, 24.04.2017 tarih ve 2015-3 E. - 2017-3 K.sayılı Bylock ve iki hâkim ile ilgili kararda ise - bundan sonra Bylock Kararı olarak anılacaktır - usuli itirazlar ve sanıkların delil tespit talepleri “İSTİSMAR” olarak tanımlanmıştır.

2. Her iki hâkimin tanık dinletme talebini “Zaten tanık beyanı ile ispatı gerekmeyen bir suç” diyerek tüm savunma tanıklarının dinlenmesini reddedip, hiçbir savunma tanığı dinlenmediği halde, her iki hâkimin müdür, kâtip ve mübaşir dâhil tüm personelini dinleyerek   “Bu hâkimlerin paralel yapının elemanları olduğunu biliyor muydunuz ?” şeklinde yönlendirici sorular sorulmuştur. 

Bylock kararında hakimlerin tanık dinletme talepleri “istismar” olarak değerlendirildiği halde, E.B.K.’da ise;

  • Silahların eşitliği ilkesi gereği, sanıkların tanıklara soru sorma hakkının tanınmamasını,

  • Gerekçesiz ve gereksiz şekilde gizli tanık dinlenmesini,

  • Tanık beyanlarının güvenilir olup olmadığının denetlenmemesi, 

  • İddia tanıklarını sorguya çekme hakkının tanınmaması,

  • Hazır edilen tanıkların dinlenmemesi,

  • Lehe anlatımda bulunan tanık beyanına neden itibar edilmediğinin belirtilmemesi,

  • Gizli tanık kamera kayıtlarının sanık ve müdafilerine verilmemesi

gibi nedenler bozma gerekçesi yapılmıştır. 

Kaldı ki, Bylock kararında tanıkların tümü hâkimler lehinde beyanda bulundukları - bir örgüte üye olup olmama, yaşam tarzı, evrakın saat 17:00’de, mesai bitmeden nöbetçi hakime götürüldüğü vs. denildiği halde, neden lehe değerlendirilmediği izah edilmemiş ve tanıkların çoğu, sanıkların olmadığı bir zamanda SEGBİS yoluyla dinlenmiştir. 

 3.  E.B.K.’da, “Anayasanın 36 ncı maddesinde altı çizilen  adil yargılama hakkına göre hukuki, cezai ve idari yargılama faaliyetlerinde, İLKELERİN BU HAKKA GÖRE BELİRLENMESİ, HUKUK DEVLETİ OLMANIN ASGARİ ŞARTLARINDANDIR.

Anayasada, adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden, bu hakkın kapsam ve içeriğinin A.İ.H.S’ nin “Adil Yargılanma Hakkı” kenar başlıklı 6 ncı maddesine göre belirlenmesi, gerekir. Adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerden bir kısmı maddede açıkça belirtilmiş ise de, maddenin hukuk devleti ve demokratik toplum için sahip olduğu özel önem nedeniyle, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nce geniş yorumlanmış, içtihatlarla geliştirilen bir takım unsurlar, madde hükmüne adeta zımnen dâhil edilmiştir.”

Sözleşmenin 6 ncı maddesi kapsamındaki garantiler SADECE MAHKEMEDEKİ YARGILAMA SÜRECİNE UYGULANMAZ. Bu süreçten önceki ve sonraki aşamalarda da uygulanır. Ceza davalarında garantiler, polis tarafından gerçekleştirilen soruşturma aşamasını da kapsar. Adil bir karar verilebilmesi için gerekli koşulların sağlanıp sağlanmadığı 6 ncı maddenin koruması altındadır. 

Bu kapsamda;

HER TÜRLÜ ORGAN, KURUM VE KİŞİDEN BAĞIMSIZ; DAVANIN TARAFLARINA KARŞI NESNEL, TARAFSIZ BİR MAHKEMEDE YARGILAMA HAKKI, AİHM’ nin birçok kararında, hâkim dışındaki unsurların yargı içinde yer almasını ve yargı dışındaki kişilerin de hâkimler üzerinde emredici ve etkileyici konumda olmasının - HSK, Saray, Havuz gibi - yargı yerinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkında endişeye yol açacağına karar vermiştir. Bu durumda, yargıçların yakınlık duydukları ya da aidiyet hissettikleri dernek, kulüp veya birtakım etnik – dini ya da siyasi yapılanmaların etkileri ve yönlendirmeleri altında kalmadan karar vermeleri mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığı yönünden zorunludur. 

HSYK’nın 27.06.2006 gün ve 315 sayılı kararı ile benimsediği BANGOLAR YARGI ETİĞİ İLKELERİ’NE göre altı temel ilkenin altı çizilmiştir: 

  1. Bağımsızlık ve Tarafsızlık      

  2. Doğruluk ve Tutarlılık

  3. Dürüstlük

  4. Eşitlik

  5. Ehliyet

  6. Liyakat

Bu ilkeler, kararın oluşturulduğu süreç açısından da geçerlidir. 

Adaletin gerçek anlamda sağlanması kadar, gerçekleştirildiğinin GÖRÜNTÜ olarak sağlanması da önemlidir. Hâkim, önyargısız olmalıdır. Objektif olarak bakıldığında tarafgirlik veya bir tarafa meyletme görüntüsü ya da şüphe doğuracak durumlardan kaçınmalıdır. 

Somut olayda - E.B.K.’da -  davaların soruşturmasında görev alan ve aynı kişilerden oluşan kolluk personeli grubunun, Türkiye’nin birçok ilindeki operasyonlarda görev yapması, tüm dijital verilerin bu kişiler tarafından incelenerek tutanağa bağlanması, CUMHURİYET SAVCILARININ CMK 122 NCİ MADDESİNE AYKIRI OLARAK DÜZENLENEN BU TUTANAKLARA KUŞKU İLE YAKLAŞMADAN VE SORGULAMADAN İTİBAR EDEREK, koruma tedbirlerine ilişkin kararlara, - gözaltı, arama, tutuklama vs. - iddianame ve mütalaaya konu etmesi, YARGILAMAYI YAPAN YARGIÇLARIN DA, ısrarla yukarıda belirtildiği üzere, yasaya aykırı olarak elde edilen kanıtlara göz yumması, hâkimlerin tarafsızlığı konusunda aklı şüphe oluşturacağının gözetilmemesi, DEDİĞİ HALDE;

  • Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin Doğal Hâkimlik İlkesine aykırı olarak suç tarihinden sonra özel olarak dizayn edildiğini, 

  • Üyelerinin neredeyse tümünün siyasi kimliği hukukun önünde olan YBP – YBD üyelerinden oluşması,

  • Üyelerinden Mustafa KURTARAN’ın eşi Seda KURTARAN’ın, AK Parti’den Milletvekili Adayı olduğu,

  • “Hükümet ile uyumlu çalışacağız” diyen HSYK Başkanvekili Mehmet YILMAZ ve AKP’li üyelerin, AKP ile ortak seçim listesi düzenleyen – çalışan kurul tarafından seçilen, aynı dünya görüşüne sahip Yargıtay üyelerinin görüntüsü,

  • E.B.K. ile %100 zıt bir Bylock kararına imza atarak oluşan tutarsızlık,

  • Aleyhe karar vermeyen hâkimler ile tutuklu gazetecileri tahliye eden hâkimlerin görevden alınıp haklarında soruşturma açılması, yetkilerinin alınarak sürgün edilmeleri,

  • Yargılanan kişiler ile ilgili en üst makamdan her gün yapılan suçlamalar, yorumlar ve yandaş medya baskısının hâkimler üzerindeki etkisi,

  • Hakimler ve ilgili polisler hakkında Müşteki olan MİT Müsteşarı  Hakan FİDAN’ın ekibi  tarafından hazırlanan istihbarat raporunun, sulh ceza hâkiminden inceleme raporu aldırılarak yasal gibi gösterilmeye çalışılması,

  • MİT’in gönderdiği Bylock raporunun, E.B.K.’nın 88 inci sayfasında belirtildiği gibi, sorgulanmaksızın - kuşku ile yaklaşılmaksızın yüz binlerce kamu görevlisinin evinin basılmasına, gözaltı - tutuklama ve iddianameye esas alınması, 

HÂKİMLERİN DE, tüm bu ilke ve itirazları göz ardı ederek yasalara aykırı elde edilen kanıtlara GÖZ YUMMASI’NA, HSK VE YARGITAY TARAFINDAN GÖZ YUMULMASI!

  1. HÜKME ESAS ALINAN KANITLAR VE ELDE EDİLİŞ ŞEKLİ

  1. İDDİA KONUSU ERGENEKON  DOSYASINDAKİ DELİLLER

      a.   (Ergenekon Analiz Yeniden Yapılanma Yönetim ve Geliştirme Projesi – İstanbul - 29 Ekim 1999) Burada, “Türk Silahlı Kuvvetleri Bünyesinde Faaliyet Gösteren Ergenekon’un Yeniden Reorganizasyonu” na katkıda bulunulmak istendiği, bunun için:

  • İstihbarat ve Örgütlenme,

  • Gizlilik Prensibine Riayet,

  • JİTEM Örneğinde Olduğu Gibi Suikast Ve Dezenformasyondan Yararlanma,

  • Tüm Sivil Toplum Örgütlerinin Kontrol Altına Alınması,

  • Köprü Personel, Fahişeler, Ajan, Medya, İllegal İşler,

  • Operasyon Ve Ortadan Kaldırma Dairesi,

  • Naylon Şirketler,

  • Örgüte Spekülatif Kaynaklar Yaratılması ve Aktarım Sağlanması,

  • Sendikaların Lobi Faaliyetlerinde Kullanılması.

  1. Octopus Mafia – Mafyanın Yeniden Yapılandırılması

  2. JİTEM’ci, MİT’çi gazeteciler

  3. Cumhuriyet Gazetesi’nin Re/Organizasyonu 

  4. Devletin Yeniden Yapılanması, Milis Bir Zihniyetle Oluşturulması

  5. İrticayla Mücadele Eylem Planı

  6. Proje – Kitleşim - İnternet Andıcı

  7. Yargıtay Binası Krokisi

  8. Org. Yaşar BÜYÜKANIT, Orhan PAMUK, Osman BAYDEMİR, Sebahat TUNCEL, Ahmet TÜRK, NATO Tesisleri, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Ali BALKIZ ve diğer bazı kişilere suikast planı - hazırlık belgeleri, telefon tapeleri

  9. Ankara Optimum Alışveriş Merkezine Bombalı Saldırı Planı, Başbakan’a Suikast Planı

  10. Ayışığı - Sarıkız, Yakamoz - Eldiven Darbe Planları Ve Fişleme Belgeleri

  11. Alparslan ARSLAN’ın Ortağı Olduğu Yeditepe Hukuk Bürosu’nda Bulunan Ergenekon Başlıklı Yazı

  12. “Sabancı Suikastı” İsimli Belge

  13. “Uğur Mumcu Suikastı” İsimli Belge

  14. Çetin ALTAN’dan Fehmi KORU’ya Değişik Yazarlardan “Kontrgerilla Ve Ergenekon - Susurluk” Konulu Yazılar

  15. MİT’in Ergenekon Terör Örgütü İle İlgili Başbakanlık, Genelkurmay Başkanlığı Ve Mahkemeye Gönderdiği 10.07.2003, 19.01.2006, 30.12.2008, 15.01.2009 Ve 12.11.2009 Tarihli Yazılar

  16. İşçi Partisi Karargâh Evlerine İlişkin MİT’in 02.07.2008, 16.04.2010, 08.04.2011 Tarihli Yazıları

  17. Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 05.06.2008 Ve 21.01.2009 Tarihli Yazıları

  18. İstanbul Ümraniye’de Bir Gecekonduda Ele Geçen 27 Adet El Bombası (Poşet Bandında Sanıklardan Birinin Parmak İzi Var Ve Sonradan Cumhuriyet Gazetesi’ne Atılanlarla Aynı Seri Ve Partiden Oluşu)

  19. İtirafçı beyanları

Yargıtay 16. Ceza Dairesi, bunca delilin hepsine YETERSİZ VE BOŞ - USULSÜZ DEDİĞİ HALDE, iki hâkim ile ilgili Bylock kararında, tüm deliller bu hâkimlerin nöbetçi olduğunu gösterir ve nöbet çizelgesi, mahkeme kararları ve lehe olan personelin tanık bayanları olmasına rağmen, sanki Ergenekon kararını veren ve delilleri kılı kırk yararcasına inceleyen, kendileri değilmiş gibi bunları silahlı terör örgütü üyeliği için yeterli neden görmüş ve hatta alt sınırdan hem uzaklaşmış hem de hiçbir takdiri indirim uygulamamıştır. 

İleride ayrıntılı belirtileceği halde, dijital deliller için sadece mahkeme kararını bile yetersiz bulan Yargıtay 16. Ceza Dairesi, bylock kararına gelince mahkeme kararına dayalı olmayan istihbarat raporunu( KALDI Kİ DEFALARCA GÜNCELLENMİŞ VE ONBİNLERCE KİŞİNİN YANLIŞ YAZILDIĞI BİZZAT YARGITAY IN MORBEYİN KARARI İLE İKRAR EDİLDİĞİ HALDE),bu listede bir kişinin isminin yazılı olmasını, polisin  İD Tespit tutanağı tanzim etmesini kişileri örgüt üyesi yapmak için yeterli görmüştür.

  1. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİNDEKİ ÇOK BARİZ ÇELİŞKİLER

  1. Ergenekon Bozma Kararında,

Delillerin mutlaka hukuka uygun ve yasal olması gerektiği, MİT - İstihbarat raporlarının delil niteliği olmadığı, ilgili kararda üzerine basa basa belirtildiği halde, BYLOCK KARARINDA, mahkeme kararına dayalı olmayan ve MİT Kanunu md. 4-6 Ek md.1- AY md.38-7, CMK md. 206-2-a, CMK md. 217-2 ve PVSK Ek md.7/7’ye aykırı olarak; MİT’in nasıl elde edildiği belirsiz ve denetlenemeyen bylock listelerine yasal delil deyip hükme esas almıştır.

Oysa E.B.K. sayfa 18’de; tüm deliller gibi, iletişimin tespiti neticesi elde edilen görüşmelere ilişkin tutanakların delil olarak kullanılabilmesi için CMK md. 206-2-a ve CMK md. 217/2 gereğince hukuka uygun olarak elde edilmiş bulunması gerektiği, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi md. 12, AİHS md 8, Anayasa md. 22’de “Kişisel yazışma ve özel hayatın koruma altına alındığı, haberleşmenin gizliliğine dokunulamayacağı, telefon görüşmelerine dinleme veya diğer yöntemlerle müdahale edilmesi, özel hayata ve haberleşmeye ciddi bir müdahaledir, kesin bir kanuna dayanmalıdır. Yürütmeye verilen yasal takdir yetkisinin sınırsız olmadığı, mutlaka sınırları belirtilmiş olmalı ve bir mahkeme kararına dayanması gerektiği (sayfa 15, 16), başka suretle delil elde etmenin imkânsız olması ve bunun kolluk tarafından hâkime delillendirilerek sunulması gerektiği, hâkim karar vermeden önce bu şartları sağlayan somut olan-bilgi ve belgeleri soruşturma makamından talep etmelidir. 

E.B.K. Sayfa 18’ de; “Soruşturma makamları CMK md. 135/6-8’in getirdiği imkânı kullanıp kolaycı bir yaklaşım içine girerek, suça iştirak şekillerini, varlığı TCK md. 220’de sıkı koşullara bağlanmış olan örgüt kurma suçu olarak göstermekten, şüphelilerin sorgusu sırasında dinleme tutanaklarını kullanarak ikrar elde etme yoluna gitmekten ve edemediği durumlarda tutanakları kendine göre yorumlayarak yeterli ve kuvvetli şüphe elde etmeye çalışmaktan kaçınmalıdır.”

E.B.K. Sayfa 19’ da;

“İletişimin tespiti-dinlenebilmesi için,

  • Somut delillere dayalı şüphe, (6526 ile değişik CMK 135-1)

  • Şüphe sebepleri kanuna aykırı elde edilmemiş olmalı,

  • CMK md. 217 gerekçesinde hukuka aykırı delil olarak sayılan işkence, narko analiz, hataya sürükleyici eylemler, baskı, kişinin fizik ve moral bütünlüğüne saldırılar olamayacak 

  • Başka suretle delil elde edilememiş olmalı,

  • Hâkim, soruşturma makamından, delil elde etme hususundaki hangi çabaların sonuçsuz kaldığını talep etmelidir.”

E.B.K. Sayfa 21’de; “Ceza Muhakemesinin amacı, usul kurallarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak biçimde, kesin biçimde belirlenmesidir. Maddi gerçeğin belirlenmesinde kullanılacak yegâne araçlar, hukuka uygun şekilde elde edilmiş delillerdir…”

E.B.K.Sayfa 22’ de; “CMK md.217/2’de belirtildiği şekilde tüm deliller, kanunda gösterilen yönteme uygun olarak (CMK md.134, 135 vs.) elde edilmelidir.”

E.B.K. Sayfa 23-24’ de; “Ceza Genel Kurulunun 03.07.2007 tarih ve 2007/167, 22.11.2008 tarih ve 2008/3 sayılı kararlarında, hukuka aykırı olarak elde edilmiş bulunan iletişim tespit tutanaklarının hükme esas alınamayacağını, önemli-önemsiz şekli hukuka aykırılık anlayışının geçerli olamadığı”…“Yargılama bir bütün olarak adil yapılmış sayılmasa dahi hukuka aykırı dinleme tutanaklarının (elektronik – dijital delillerin) delil olarak kullanılabileceği anlamına gelmez.” 

2.     Hatta Yargıtay 16. Ceza Dairesi E.B.K ’da; Mahkeme kararıyla tespit edilen delilleri bile yetersiz görmüştür. Örneğin sayfa 24’de “Bir kısım sanıklar hakkında iletişim tespiti ve uzatma kararları verilmiş olup, bu karalara dayanak olan talep yazılarını düzenleyen soruşturma makamının, kuvvetli suç şüphesi sebeplerinin dayanağını oluşturan bilgilere ne suretle eriştiği belirlenememekte, soruşturma makamının talep yazılarında kuvvetli suç şüphesi sebeplerinin dayanağını oluşturabilecek herhangi bir belge ve Adli Ve Önleme Aramaları Yönetmeliği md.7/1’ göre hazırlanması gereken gerekçeli raporun bulunmadığı anlaşılmaktadır. “

3.   Yine E.B.K. sayfa 25’de; “Yasak sorgu usullerine göre tespit edilip edilemediği anlaşılamayan Tuncay GÜNEY’in mülakat beyanlarının doğruluğuna ilişkin bir inceleme ve araştırma yapılmadan (Bugünkü Sulh Cezalar ve Ağır Ceza Mahkemelerinin kulakları çınlasın !) soyut kuvvetli suç şüphesinin varlığına dayanılarak iletişimin tespiti kararı verilmesi yasaya uygun bulunmamıştır.”

“İletişim tespitine karar verilmeden önce başka suretle delil elde etmeye ilişkin soyut ifadeler dışında dosyada yeterli çalışmanın yapılmadığı, Her bir sanık ve somut olay için ortaya çıkan bulgulara göre bir değerlendirme yapılması gerekirken genelleme suretiyle tüm kararlarda “Ergenekon yapılanmasının  deşifre edilmesi, suç işlemek amacıyla kurulmuş örgütlü bir yapı içinde faaliyet gösteren şahısların suç faaliyetinin tespiti - önlenmesi, suçluların suç delilleri ile birlikte yakalanabilmesi ……… başka delil elde etme imkanının olmadığı “ gerekçesine dayanılarak, iletişim tespit kararı verilmesi,  yetersiz gerekçeye dayalı bu kararlar uyarınca yapılan arama işlemlerinin hükme esas alınması “

DEDİĞİ HALDE;

Değil anlattığı ve istediği şekilde mahkeme kararı, hiçbir mahkeme kararına dayanmayan, MİT’in ne şekilde elde ettiği belli olmayan,  denetlenemeyen ve MİT Kanunu md. 4 de, CMK md. 206/2-a ile md. 217/ 2’de açıkça “ Kovuşturma safhasında kullanılamaz!” dediği halde, “MİT in savcılığa verdiği Bylock verileri yasaldır” demek suretiyle hem yasalara, hem de kendi verdiği 164 sayfalık içtihada yüzde yüz zıt bir karara imza atmıştır.

Kaldı ki E.B.K. sayfa 115, 116 ve 119 da “MİT Yazı ve raporlarının delil olamayacağını”; 16 Ceza Dairesi 21.04.2016 tarihli kararında belirtmiştir.

Şimdi, taban – tabana TAMAMEN zıt bu şekildeki iki kararı, sadece bir içtihat değişikliği olarak yorumlamak mümkün müdür…?  

DEVAM EDECEK.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.