Dünya gazetesi yazarı Burcu Kösem, ''Türkiye ekonomisi depremin ekonomik hasarını kaldırabilecek güçte mi?'' başlıklı yazısında şunları kaydetti: Yüzyılın afetinde üç haftayı geride bıraktık. Kimileri yüzyılın afeti tanımını pek uygun görmese de; hem bu kadar geniş bir coğrafi alana yayılmış olması hem de bu kadar insanımızı yitirmemize sebep olması hasebiyle, bu afet için ben bu tanımı kullanmaya devam edeceğim. Nedenlerini, sorumlularını çok daha uzun bir süre değerlendirilecek olsak da; yarattığı sonucun büyük bir afet olduğu gerçeği ve de etkileri göz ardı edilmemeli.

Daha önceki iki yazımda sırasıyla “Arama-kurtarma ve ayni yardımlar” ile “Bağış kampanyası ve toplanan vergileri” ele almıştım. Çok canlar yitirildi, enkaz altında sadece bedenler değil, ruhlarımız da ezildi. Ama asıl şimdi tartışmaların daha da ötesine geçmeli, geride kalanların refahını sağlamak için gerekli adımlar bir an önce hayata geçirilmeli diye düşünüyorum. Refahı sağlamak ise, öncelikli olarak ekonomik hasarı gidermekten geçiyor.

Ekonomik hasarı gidermek için önce sağlıklı bir ölçümlendirme yapmak gerekiyor. Peki bu ölçümleme bugüne kadar yapıldı mı? Birkaç yerli ve yabancı kurumun Marmara Depremini baz alarak gerçekleştirdiği tahminleme modelleri var.

Ancak böylesine çok katmanlı ve de ciddi planlama gerektiren bir aşamada kamunun devreye girmesi gerekiyor. Bu planlama çok kapsamlı ele alınmalı, şeffaf bir şekilde paylaşılmalı ve hızlı ama bir o kadar da titiz bir şekilde eyleme geçilmeli. Öncelikli olarak bir afet bakanlığı kurulmalı ve -bu deprem de dahil- yaşanabilecek tüm afetlere yönelik teknoloji bazlı bir araştırma-planlama departmanı da bu bakanlığa bağlı olarak oluşturulmalıdır.

Küresel ısınmanın da etkisi ile afetlerle artık çok daha fazla karşılaşacağız. Günümüzde veri yönetimi ve ondan elde edilen bilgiler teknolojinin yardımı ile çok daha doğru ve sağlıklı sonuçlar verebiliyor. Bizler de bilimin ışığında, veri yönetimini doğru kullanarak beklenen afetlerle ilgili risk yönetimi yapabiliriz pekala…

Yaşanan bu afet ile ilgili olarak: Oluşan ekonomik hasarı ilk aşamada üst ve altyapı olmak üzere iki ana başlıkta ele alabiliriz. Şimdiye kadar yapılan tahminlerde üst yapı yani yıkılan binaların yeniden inşası için kabaca 20-25 milyar dolara ihtiyaç duyulduğu, alt yapıyı da (okullar, hastaneler, elektrik, ulaşım, iletişim, doğalgaz, petrol hatları…) ilave ettiğimizde, bu tutarın kabaca 8-10 milyar dolar daha artış kaydedeceğini görüyoruz.

İkinci aşamada ölçümlenmesi gereken konu ise, bölgedeki üretim, ihracat, istihdam ve vergi kayıplarının tahmini üzerine olmalı. Yapılacak bu tahminler bölgenin iş dünyasına yönelik sunulacak teşvikleri de doğrudan ilgilendirdiği için her açıdan doğru araştırılmalı ve senaryolandırılmalıdır. Özetle yapılacak çok fazla iş var…

İmar ve konut inşasına ilişkin düzenlemelerin oluşturulmaya başlandığını ve hükümetin ilk iş yıkılan konutları yeniden inşa etmek için adımlar attığını görüyoruz. Bu konuda acele edildiği ve özellikle mera-ormanların imara açıldığına ilişkin eleştiriler de var.

Her ne kadar bu tip hizmetlerin amacı bir an önce bölge halkını refaha kavuşturmaya yönelik olsa da; insanların kafasındaki soru işaretlerini gidermenin en etkin yolu da bilim insanlarının sorumlu imzalarıyla hazırlanmış araştırma, planlama ve uygulama raporlarının kamuoyu ile şeffaf bir şekilde paylaşılmasıdır. İşte o zaman görülecektir ki; birçok eleştiri yapıcı hale gelecektir.

Muhsin Altun, Seçim: Riskler ve Kazançlar Muhsin Altun, Seçim: Riskler ve Kazançlar

Diğer bir taraftan özellikle dış basında Türkiye’nin zaten zorda olan ekonomisine böylesine bir maliyetin ağır geleceği yönünde eleştiriler mevcut. Eleştirilerin merceğinde olan Türkiye ekonomisinin deprem öncesindeki görünümüne değinecek olursam; baz etkisi ile düşen ancak yine de sürekli artan fiyatlar nedeniyle derin bir hayat pahalılığı yaratan bir enflasyon; küresel resesyon ve kurun çıpalanması ve de emek yoğun sektörlerde rekabet avantajının yitirilmesi nedeniyle “ihracat ve büyümede yaşanan ivme kaybı… Genel ekonomik görünümün en özet hali buydu.

Bölgedeki yatırım ve inşa ortamı büyümeyi destekler

 Bu ekonomik ortamın üzerine gelen deprem maliyeti elbette ki zorlayıcı olacaktır. Ama Türkiye ekonomisi, kaynakların doğru kullanımı ve de iyi bir planlama yapmak suretiyle bu durumu aşabilecek güçtedir. Bu fikrimi söylerken sadece toplanan yardımları kast etmiyorum.

Çünkü toplanan yardımlar, Türk halkının zor zamanlarda her zaman tek yürek olabildiğini göstermesi açısından önemli olsa da, kabaca oluşturulan yeniden yapılanma maliyetinin ancak belli bir yüzdesini karşılayabiliyor. Mevcut ekonomik görünüme göre ekonomik hasarın büyüme ve enflasyon üzerindeki etkileri olumsuz olsa da, büyümede ilk 6 ay görülecek olumsuz katkının ardından bölgedeki yatırım ve inşa ortamı ekonomiyi destekler nitelikte olacaktır. Bu nedenle büyüme konusunda fazla karamsar değilim.

Enflasyon ciddi sorunlara yol açabilir

Diğer taraftan halihazırda baz etkisi ile düşmeye başlayan enflasyonun eğer önlem alınmazsa ciddi sorunlara yol açabileceğini düşünüyorum. Çünkü; gerek bölgenin tarımdaki payının yüzde 15 düzeyinde olması, gerekse de konut piyasasında oluşacak aşırı fiyatlamalar birincil derecede gıda ve konut enflasyonu yaratacaktır.

Ayrıca yine bölgede etkin olarak üretimi yapılan mamullerin arzında oluşacak sıkıntılar tüm ülkedeki girdi maliyetlerini arttırarak, ürün bazında fiyat artışlarına da neden olabilecektir. Tüm bunların belli düzenlemeler ile kontrol altına alınabileceğini, ülke ekonomisinin oluşan bu hasarı da atlatabileceğini düşünsem de; uzun vadede sağlıklı bir üretim ve yatırım ortamının oluşabilmesi için ciddi biçimde bölge ve il bazında stratejik bir planlamaya ihtiyaç vardır.