BM KARARI İLE TÜM GÜNCEL- SİYASİ DAVALAR TEMELDEN ÇÖKMÜŞ, MURDAR OLMUŞTUR.


Kemal Karanfil (Emekli Hakim)

Kemal Karanfil (Emekli Hakim)

12 Haziran 2019, 01:18

Hatırlayacağınız üzere 28 Mayıs 2019 tarihinde, BM İnsan Hakları Komitesi tarafından Türkiye ile ilgili çok önemli bir karara imza atıldı. Özçelik&Karaman/Türkiye kararı.

Bu karar, Malezya dan kaçırılan 3 Türk vatandaşının 2017 yılında BM İnsan Hakları Komitesine müracaatı üzerine verilmiş olup, karar, çok önemli hukuki tespitleri içermektedir.

ADLİ SÜRECİN USULÜNCE YAPILDIĞININ, TÜRK YETKİLİLERCE KANITLANAMADIĞI BELİRTİLMİŞTİR.

Yurtdışında Türkiye Devleti veya bir Türk vatandaşı aleyhine suç işlenmesi halinde, hangi usullerin uygulanacağı CMK ve 6706 sayılı Cezai Konularda Uluslar Arası Adli İşbirliği Kanunu hükümleri uyarınca, ilgili devletin yargı makamlarına talimat yazılarak, o ülkenin yargı mercileri tarafından adli yardım işlemleri yerine getirilir.( 6706 sy md.7 vd.) BM Özçelik-Karaman-Türkiye kararında,  Türk hükümetinin bu kurallara uymadığı, Malezya Hükümetine herhangi bir adli talep yazısı göndermediği ifade edilmiştir.

BYLOCK VE BANK ASYA’NIN, SUÇLAMA KONUSU EDİLMESİ ANLAMSIZ BULUNDU.

Türkiye’ hükümetinin savunma olarak ileri sürdüğü, kaçırılan kişilerin  Bylock kullandığı ve Bank Asya da hesaplarının olduğu iddiası anlamsız bulunmuştur.

Türk eğitimcilerin özgürlüklerinin ihlal edildiğini savunan Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu bu karara uyması için Türk makamlarına 180 gün süre tanıdı. Ayrıca BM komisyonu tutuklamaların keyfi olduğunu belirterek mağdurlara tazminat ödenmesine hükmetti.

BARO TARAFINDAN ATANAN AVUKATLAR, YARDIMCI OLMAK BİR YANA, BAŞVURUCUNUN İŞLEMEDİĞİ SUÇLARI İTİRAF ETMESİNİ İSTEDİĞİ BELİRTİLMİŞTİR

Başvurucular, avukat bulmakta zorlandıklarını, zar-zor buldukları avukatlarının sonradan tutuklandığını, çoğu kimsenin davayı almak istemediğini, baro tarafından atanan avukatın ise, yardımcı olmak bir yana, başvurucunun işlemediği suçları itiraf etmesini istediği belirtilmiştir. ( syf-6, 5/6 )

BM Komisyonun kararında Türkiye’nin İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne imza atan ülkelerden biri olduğu hatırlatılarak “Türkiye devleti, şahısların serbest bırakılması ve uğradıkları hak ihlalleri nedeniyle onlara yeterli tazminat ödenmesi yükümlülüğü altındadır.” denildi.

KARAR TÜRKİYE İÇİN BAĞLAYICI

  Söz konusu karar Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi tarafından Gülen cemaati  ile ilgili verilen ilk karar olma özelliği taşıyor. Daha önce BM Haksız Tutukluluk Çalışma Grubu tarafından verilen 9 hak ihlali kararı vardı. Ancak söz konusu grubun kararları bağlayıcılık açısından tartışılan bir konu. Fakat BM İnsan Hakları Komitesi uluslararası mahkeme niteliğinde ve Türkiye için kesin bağlayıcı bir kurum. Bir başka ifadeyle uluslararası bir mahkeme Gülen cemaatine  yönelik net bir karar almış oldu.

“OHAL MAZERET DEĞİL”

Söz konusu mahkeme kararı KHK’lılara yönelik tutuklamaların haksız olduğunu da tescillemiş oldu. Türk hükümeti tutuklamalara dair OHAL’i bahane olarak sundu. Ancak İnsan Hakları Komitesi Türkiye’nin savunmasını kabul etmedi. Hatırlanacağı gibi AIHM’in Alparslan Altan/Türkiye kararında da aynı eleştirilere yer verilmiş, tutuklamanın OHAL durumunun özel koşulları nedeniyle meşru gösterilemeyeceği vurgulanmıştı. Son dönem Rejiminin olağanüstü hali bahane edilerek Uluslararası Sözleşme hükümlerini uygulamayacağı iddiası çürütüldü ve başvuranların haksız ve hukuka aykırı tutuklandıkları, bunun da olağanüstü hal gereği alınması gereken zorunlu tedbir niteliğinde olmadığına,ÖLÇÜLÜLÜK, ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK İLKELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİNE karar verildi. Diğer bir ifade ile şu ana kadar olağanüstü hal kapsamında gerçekleştirilen tutuklamaların çekinceye konu edilerek uluslararası yargılamadan kaçırılamayacağı tespit edilmiş oldu.

ANAYASA MAHKEMESİ ETKİLİ İÇ HUKUK YOLU SAYILMADI

Mahkeme kararının Türkiye’deki yüzbinlerce mağduru ilgilendiren çok önemli bir boyutu daha var. Komite Türkiye’nin ‘başvuranlar hakkında AYM kararı bulunmadığı, dolayısıyla iç hukuk yollarının tüketilmediği’ şeklindeki savunmasını da reddetti. Kararda Anayasa Mahkemesi’nin Gülen Hareketi ile ilgili kararlarda objektif davranmadığı ve makul sürede karar vermediği ifade edildi. Yani BM İnsan Hakları Komitesi Anayasa Mahkemesi’ni tüketilmesi gereken bir iç hukuk yolu olarak görmedi. Hukukçulara göre BM Komitesi’nin aldığı bu karar Türkiye’deki binlerce tutuklu ve KHK’lıyı doğrudan ilgilendiriyor.

Haksız ve uzun tutukluluk açısından AIHM’e yapılan başvuruları da etkileyecek bir karar çıkmış oldu. (Syf-9, 8/5  )

Bilindiği gibi AIHM Türkiye’den yapılan başvuruları ‘AYM süreci tüketilmediği gerekçesiyle’ geri gönderiyordu. BM İnsan Hakları Komisyonu’nun kararı ile AIHM’ce içtihat değişikliğine gidebileceğini düşünüyorum.Zira bizzat maruz kaldığım ve tanık olduğum birçok kararda AYM nin ayrımcı, selektive adalet uyguladığı, FETÖ ile suçlananlara farklı, Hizbuttahrir, Balyoz, kararlarında tamamen farklı kararlara imza attığına tanık oldum ( bkz AYM Sencer Başat vd. Kararı ile AYM Yılmaz ÖZÇELİK kararı )Bu kararlarda AYM, "CEBİR ŞİDDET İÇERMEYEN EYLEMLER TERÖR SUÇU OLUŞTURMAZ, DİJİTAL DELİLLER TEK BAŞINA HÜKME ESAS TEŞKİL EDEMEZ, İLLEGAL DELİLLER HİÇ BİR SURETTE HÜKME ESAS ALINAMAZ"DEDİĞİ HALDE ( Sencer Başat ve diğerleri kararı, Yılmaz ÖZÇELİK kararı ) FETÖ ile ilgili davalarda tam tersi şekilde, istihbarat birimleri tarafından yasalara aykırı şekilde oluşturulan Bylock listelerinin  tutuklanma ve silahlı terör örgütü üyeliği için yeterli delil olduğuna karar vermiştir. YANİ AÇIKÇA AYRIMCILIK YAPIP FETÖ DAVALARINDA, 6706 Uluslararası Adli Yardımlaşma Kanunu md.7 VE CMK 134 MADDELERİNE AÇIKÇA AYKIRI OLARAK İLLEGAL YOLDAN ELDE EDİLEN BYLOCK LİSTELERİNİ GEÇERLİ DELİL KABUL EDEREK BİZZAT AYM TARAFINDAN AİHS MD.5,6,7,13,14 İHLAL EDİLMİŞTİR.Hem Anayasa Mahkemesi üyelerinin de neredeyse tamamı iktidardaki PARTİ tarafından seçilmişlerdir. Örneğin, tüm kariyeri AK parti eşkilatında geçmiş olan Yıldız SEFERİNOĞLU nun Ocak 2019 da  Anayasa Mahkemesine seçilmesi bunun en açık örneğidir.

BYLOCK VE BANK ASYA TUTUKLAMA GEREKÇESİ YAPILAMAZ !

Söz konusu kararın binlerce kişiyi ilgilendiren bir diğer önemli sonucu ise Bylock ve Bank Asya ile ilgili. Bilindiği gibi Erdoğan hükümeti  Bylock kullandığı ya da Bank Asya’ya para yatırdığı iddiası ile yüzbinlerce kişi hakkında işlem yapmış, onbinlerce kişiyi tutuklatmıştı. BM İnsan Hakları Komitesi ByLock ve Bank Asya’ya para yatırma iddialarının tutuklama gerekçesi yapılamayacağı belirtilerek “ bir iletişim uygulamasını sadece kullanma suç delili olamaz” denildi. SYF.12, 9/4

Hatırlanacağı gibi BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu’nun 2018/42 sayılı kararı “Bylock kullanma ve Gülen Hareketince organize edilen dini sohbetlere katılma terör örgütü suçlamasına dayanak yapılamaz” demişti. BM İnsan Hakları Komitesi’nin benzer yöndeki kararı ile KHK’lılara yönelik tutuklamaların ve uzun tutuklulukların tamamen keyfi olduğu, OHAL nedeniyle alınması gereken tedbirlerden olmadığı, ByLock, Bank Asya ve dini sohbetlere katılmanın suç delili kabul edilemeyeceği uluslararası bir mahkemece tescillenmiş oldu.

TÜRKİYE SANIKLARI TAHLİYE EDİP TAZMİNAT ÖDEMEK ZORUNDA

Mahkeme kararında başvuranların 19-21 gün içinde hakim önüne getirilmeleri de ayrıca ihlal sebebi sayıldı. Kararda ayrıca mağdurların tahliyesine karar verilmesine, tazminat ödenmesine karar verildi. BM İnsan Hakları Komitesi kararın gereğinin yerine getirilmesi için Türkiye’ye 180 gün süre verdi.

BM İnsan Hakları Komitesi’nin bu kararı Türkiye’deki yüzbinlerce KHK’lı ve onbinlerce tutukluyu doğrudan etkiliyor. Uzun süredir tutuklu bulunan ve ByLock ya da Bank Asya gerekçesi ile tutuklanmış ya da hüküm almış kişiler, BM’nin bu kararını referans alarak tahliye + ilgili kararın bozulmasını isteyebilirler.. Ayrıca AIHM’e yapılan başvurularda da ilgili BM kararı referans yapılabilir.

BM İNSAN HAKLARI KOMİTESİ NEDİR, NASIL BAŞVURULUR.?

Komite nedir ve hangi yetkileri haizdir? Ne tür kararlar verebilir? Kararları bağlayıcı mıdır? Başvuruda süre sınırı var mı? Üçüncü kişiler başvurabilir mi? Hangi hak ihlallerinde komiteye başvurulabilir? Sadece ByLock ve Bank Asya mı, sendika/dernek üyeliği, kurumda çalışma veya tanık beyanı da bu kapsama girer mi?

KHK ile ihraç edilenler veya arşiv (güvenlik) soruşturması bahane edilerek kamu hizmetine girme talebi reddedilenler başvurabilir mi?

İstinaf veya temyiz sonucu beklenmeden başvuru yapılabilir mi? AİHM'e müracaat etmiş olanlar başvurabilir mi? AİHM mi, Komite mi, hangisine başvurmalı?  

Yürütme ve yargı unsurlarının UA Sözleşme ve insan hakları ihlallerini de gün yüzüne çıkaran bu tespit ve değerlendirmelerin, Komite veya AİHM başvurusu olmasa bile hak ihlaline uğrayan her birey tarafından her aşamada kullanılması ve dile getirilmesi faydalı olacaktır.

     Önce BM İnsan Hakları Komitesinden kısaca bahsedelim; Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi ve onun Birinci Ek Protokol'ü 1976’da yürürlüğe girmiştir. Sözleşmeye 151 devlet taraf olmuştur.

Sözleşmeyle,18 üyeli İnsan Hakları Komitesi kurulmuştur. Bu komite, Birinci Ek Protokole taraf olan devletler açısından, Sözleşmede öngörülen haklardan herhangi birinin ihlaline uğradığını ileri süren bireylerden gelen şikâyetleri ele almaktadır.

Komite, bu tür şikâyetleri kapalı oturumlarda ele almaktadır. Ancak, bu toplantılar sonucunda Komite'nin ulaşmış olduğu bulgular kamuoyuna açıklanmakta ve Komitenin Genel Kurul’a sunduğu yıllık raporlarda da yer almaktadır.

Türkiye; Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesini 23.09.2003’te,İhtiyari Protokol ise 02.02.2004’te imzaladı.Resmi Gazete’de 05.08.2006'de yayımlanması ile Türkiye açısından komitenin yargılama yetkisi ve iç hukukta bağlayıcılığı yürürlüğe girmiş oldu

Anayasa’nın 90.maddesi gereğince usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası Antlaşmalar kanun hükmündedir. Hatta bu tür antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi halinde bu UA antlaşmalar öncelikle uygulanır.

Komite, faaliyetlerini bir yargısal faaliyet olarak görmekte ve tespit ettiği ihlallerin devlete bir takım yükümlülükler yüklediğini kabul etmektedir. AİHM Komiteyi, AİHS madde 35/2-b de " UA diğer soruşturma ve çözüm mercii"olarak kabul etmiştir

Bu nedenle komiteye başvuru şartları arasında AİHM gibi diğer uluslararası hukuk mekanizmalarına aynı konuda başvuruda bulunmamış olma ( derdest olmama) şartı da bulunmaktadır.

Komite kararlarının AİHM üzerinde önemli referans değeri vardır. Örneğin AİHM Büyük Daire’nin Bayatyan/Ermenistan kararında Komitenin yaklaşımını referans alarak içtihat değişikliğine gitmiştir.

Komite’nin kamuoyunda en çok gündem olan kararları Fransa ile ilgili burka yasağı ve başörtüsü ayrımcılığına dair kararları olup; Fas kökenli Fatima Latif başörtülü olduğu için işten çıkarıldığı iddiasıyla yaptığı başvuruda ihlal kararları vermiştir

Geçmişte de ülkemizde Balyoz Davası olarak bilinen davanın sanıkları BM’ye başvurmuş ve Komite'ye göre daha alt bir seviyede olan ‘Birleşmiş Milletler Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu”ndan ihlal kararı çıkmıştır.

-Bu karar 23 Temmuz 2013 tarihli Hürriyet Gazetesinde “Birleşmiş Milletler’den Balyoz gibi karar” şeklinde manşetten verilmiş ancak bugünkü çalışmamıza konu ihlal kararına nedense (!) hiçbir örgün medya platformunda yer verilmemiştir.

İşte bu Komite 28 Mayıs 2019 tarihli Turgay Karaman ve İsmet Özçelik isimli şahısların 2980/2017 sayılı başvurusuyla ilgili kararını açıkladı. Komite normalde "iç hukuk yollarının tüketilmesini" bir ön şart olarak görmektedir.

Yeni BM kararında;

Anayasa Mahkemesi’nin artık ‘etkin iç hukuk yolu’ olarak görülemeyeceği belirtilmiştir.

İkinci ve önemli bir diğer tespiti ise ByLock ve Bank Asya gibi iddiaların tutuklama için yeterli olmadığını saptaması olmuştur.

Ayrıca Türkiye’nin savunmasında ileri sürdüğü "OHAL koşullarının" hak ihlalleri için mazeret olmayacağını belirterek, kararda belirtilen ihlallerin ortadan kaldırılması ve tazminat ödenmesi hususunda Türkiye’ye 180 gün süre tanımıştır.

Bu karar benzer iddialarla tutuklananlar için emsal olmaktadır.Bu nedenle benzer ihlal kararların çıkmasına karinedir. Bu ihlal kararı ilgilisince tazminat yönünden Adalet Bakanlığına; tutukluluk yönünden mahkemesine sunularak infazı sağlanabilir

Komite, kararlarının infazını takip ettirerek raporlaştırmaktadır. Mahkemelerin ve idari makamların buna uymaması halinde BM nezdinde ve uluslararası kamuoyunda "hukuk devleti" ve sözleşmeci devlet sıfatı ciddi oranda zedelenecektir.  

ÖZETLE, SON 3 YILDIR, YÜRÜTME ORGANI VE ONUNLA ALABİLDİĞİNCE UYUMLU ÇALIŞAN YARGININ KHK LILAR VE GÜLEN CEMAATİ, MUHALİFLER İLE İLGİLİ OLARAK UYGULADIĞI BYLOCK- BANK ASYA( DOLAYISIYLA SENDİKA –SOHBET,BARIŞ BİLDİRİSİNE İMZA ATMA, KURUM KANAATİ GİBİ KRİTERLERİN ) BOŞ OLDUĞU, HUKUKİ BİR TEMELİNİN OLMADIĞINI BELİRTMİŞ VE İVEDİ OLARAK BU HAK İHLALLERİNE SON VERİLMESİ BM ORGANLARINCA  DİLE GETİRİLMİŞTİR. Türkiye devleti, sözleşmeyi 02.02.2004 te imzalarken, BM kararlarına uymayı, sözleşme ile tanınan hakları sağlamak, etkin bir çözüm bulmayı taahhüt etmiştir.

AY Md.2 ve 90  gereği Türk mahkemeleri bu kararın gereğini yerine getirmek zorundalar. Aksi durum, görevi kötüye kullanma ve kişi hürriyetini tahdit suçunu oluşturur. AY md.90 ve md.137 çok açık. SİYASİ İRADEYE GÖRE KARAR VERİP KANUNLARI VE BM KARARLARINI UYGULAMAYAN  HAKİMLER, SAVCILAR, YARIN BİZZAT SİYASİ İRADE TARAFINDAN YÜZÜSTÜ BIRAKILABİLECEKLERİNİ, HUKUKA AYKIRI KARARLARINDAN DOLAYI HUKUKİ VE CEZAİ SORUMLULUK ALTINA GİREBİLECEKLERİNİ UNUTMAMALILAR. !!

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.